Gelirken ağlamıştın
orası için
Giderken de ağlayacaksın
burası için
Ozdemir Asaf
Bu şiiri biraz önce Chido's sun sayfasında okudum, tam onu anlatıyordu sanırım, tam da beni.

Aşağıda okuyacağınız senaryo bu sene okula başlayacak olan Kuzen Bacı’mın biricik oğlu tarafından kurgulanarak bana zorla yazdırılmıştır.
Filmin Adı: Ejderhaların Saldırısı
Konu: Bir kaç ejderhayı insanlar çok rahatsız etmişti, bunun üzerine ejderhalar insanların köyüne doğru yola çıkarlar.
Ejderhaları, insanlar çok kızdırmıştı. Ejderhalar bunun üzerine yola çıktılar ve insanlarda bunu öğrendi. Sonra insanlar kılıçlarını aldılar. Veee ejderhalar yere kondu. Hava saldırısı yere inmişti. En büyük, en güçlü ve lider ejderha’da yere indi. Sonra bütün adamlar ve bütün ejderhalar saklandı. Sadece bir adam ve lider ejderha ortada kaldı. Lider ejderha adama alevini püskürttü. Adamın adı Jack idi. Jack birden zıpladı ve ejderha’nın alevi pantalonunu yaktı. Sonra pantalonu düştü ve dışarda donla kaldı. Kaçtı ve başka bir pantalon giydi ama o pantalon ona bol geldi. Sonra o pantalonla savaşmaya karar verdi. Sonra ayağına taş takılan adam yere düştü ve kemerinden puding çıkararak ejderhanın kafasına attı. Ejderhanın kafasına puding çarptı ve gözleri kapandı, gözleri kapanan Ejderha uçurumdan aşağı düştü ve öldü.
Adamda düştüğü için kafasında kocaman bi şişlik çıktı. Adamda yere yıkıldı ve diğer ejderhalarla adamlar ortaya çıktı. Ejderhaların lideri öldüğü için onlar bir anda toz oldu. Adamlar geri dönerek zaferlerini kutladılar ve bir daha asla ejderhalar oraya yaklaşmadı.
--Mutlu Son--
(Buraya da mutlu son yazacakmışım!!)
Bende bunu yazma hikayemi paylaşmak istiyorum canlar: )) Akşam oğlunu zapdedemeyen kuzen bacım, al sana kağıt kalem git “Cadı, yazar!?" dedi. Ben "ne yazacağım ne oluyor yaa?" derken, “sen yazı yazmayı biliyormusun ki?” demez mi!? Şaşkın şebelek Cadı’dan “Eveeeet” cevabını alıncada yukarıda okuduğunuz bu ilginç filmi yazdırdı: )) Yani beni resmen katibe gibi kullandı, emin olun tamamı kendi cümleleri, ben sadece yazdım. Her cümleyi söylerken hayalinde ki adam kendisi oldu, zaten o da Jack gibi, don ve atletle geziyordu evin içinde: )) Ne yapsın Kuzen bacım, sürekli atlayıp zıplayan oğlunun bütün kıyafetleri sırılsıklam olunca, onu böylece soyup bana sepetleyiverdi: )) Filmi kahkahaları eşliğinde yazdırdıktan sonra, "bi imza atda bunu saklayayım" deyiverdim, Sıpa'da yukarda görmüş olduğunuz ejderhayı çizdi efendim. Valla şamşırdım kaldım, zamane çocukları işte deyip geçemiyorum bilene!! Maşallah yerim ben o eşşek sıpasını : ))
Yaaa, Pru’da hamile imiş, çok sevindim. Böylece Palyanço, Sugibi ye Pru ‘da eklendi. Hepsi kolayca ve sağlıkla bebeklerine kavuşurlar inşallah. Darısı Yabaneriği’min başına, Amiiiiinnn!! Pru’yu henüz tebrik edemedim, zaten şu anda da bloggera değil, sıradan bir word sayfasına yazıyorum bu maili. Malumunuz şirkette blogger yasak ve ben de bilgisayarımı sürekli oradan oraya taşımak zor geldiği için genelde şirkette bırakıyorum. Herkesi okuyorum ama yorum bile yazamıyorum: (((
Cumartesi günü Doca’nın küççük kardeşi Wampir-kendi kendine taktığı bi lakap bu, zavallı çocuk: )- üniversiteden mezun olarak uzun bir kurs maratonuna başlamak için İstanbul’a geldi ve bilin bakalım kimde kalacak, tabi ki Mayonez: )) Biz Andy’nin deyişiyle hala kızı Zehra gibi eve bir yerleştik, pir yerleştik: ))) Cumartesi günü Ben, Doca, Wampir, Mayonez, Doca’nın amcaoğlu, ve Süpsüpü -bu ismede yazık yaa, aslında üstüpüden geliyormuş, Mayonez’in kocasına taktığı isim- öğlen 2 den sonra gezmeye çıktık, kendimize ciciler aldık ve güzel bir boğaz turu yaptık. Tabii ben yine bir sürü fotoğraf çektim ama bu yazıyı ne zaman, nerden yayımlarsam, fotolarıda oradan eklerim. Sonra taksimde bi yerde tavla oynadık ve ben Süpsüpü’yü mars ederek yendim. Yenmekten çok, sonrasında dalga geçmek zevkliydi : )) Gece 2 gibi falan eve gidip sabaha karşı uyuduk.
Pazar sabah ise, saat 12’de kalktığım da Mayonez kahvaltı hazırlamaya koyulmuştu ama benim çok daha hain planlarım vardı! Mayonez’e herkes uyuyorkene biraz çıkalım, alışveriş yapalım dedim. O da hemen atladı tabii: ) Beraber çıktık, Mayonez'i kandırdım ve önce bi kaç mobilyacıya gidip, ev için çok şık bir portmanto ve mutfağa da şu bakliyatları koymak için kullanılan küçük şirin dolaplardan aldık. Ama benim hain fikirlerim henüz bitmemişti!! Bu evi boyamamız gerekti, Mayonez kışın taşındığı için evi boyatamadan kiralamıştı ve boyacılar fahiş fiyatlar istiyordu. Evde ise 4 tane babayiğit adam mışıl mışıl uyuyordu!! Onları değerlendirmeli, bugün bu işi bitirmelidik. Mayonez’in beynini geldiğimden beri yeterince şişirmiş, biz bu işi yapabiliriz, Wampir’de gelsin o kadar adam bi evi mi boyayamayacağız diye gazı köklemiştim: ) Gittik eve 10 kilo boya aldık, fırçası rulosu ızgarası derken herşey tamamdı. Eve ancak öğleden sonra 2de vardık. Millet hala uyuyordu ve kimse bizi merak bile etmemişti:)) Hemen kahvaltıyı yapıp gençlere de gazı verince koyulduk bütün evi boyamaya. Gece 12ye kadar, oda mutfak koridor, giriş holü ve salonu gençler boyadı, biz Mayonez’le temizlik ve topla kaldır işlerini yaptık. Her oda boyandıktan sonra tertemiz silip yerleştirdik ve kapattık. Bu arada camlar silindi, perdeler yıkanıp ütülenip takıldı, halılar silindi. Akşam 10’da gençler yatak odası ve küçük o da hariç heryeri bitirdiler. Hepimiz canımız çıkana kadar çalıştık, sonra sırayla banyo yapan temiz odaya geçip oturdu, en son ben ve mayonez hala işlerimizi bitiremediğimiz için, pis pis oturup yemeğimizi yedik ve temizliğe devam ettik. Temizlik ve boya sırasında kendi kendime söylenip durdum, hatta herkes bi ara üstüme yürüdü bu fikir hep senin başının altından çıktı hain Cadı diye: )) Ben 23:30 da ellerim titreyerek duş alıp Doca’nın kucağında uykuya daldığımda Mayonez hala yer siliyordu. Ama ev miisss oldu, çiçek oldu. 24:00 de Mayonez’de işini bitirdi ve hepimiz serildik, o kadar mı yorulunur, okkadar yorulduk. Canımız çıktı ama değdi, heryer cıncık gibi oldu: ))) Şu aldığımız mobilyalar da gelseydi tam olacaktı ama olsun onlarda gelince tertemiz yerleştiririz.
Velhasıl kelam, şu anda işyerindeyiz, sürekli esniyorum ve heeeryerim ağrıyor. Bilmiyorum diğerleri ne durumda!!!
Şu anda Mayonez'in evinde Doca ile Sabiha Gökçen'in ihalesini izliyoruz. Adamlar abarttılar ohaaa dememek işten değil! Son turda Çukurova 1milyar 860 milyon euro+KDV fiyat verdi!!! Bu fiyat Antalya ve AHL nin fiyatlarının çok çok üzerine çıktı, ama bu ihaleyi alan ülkede ki tekele son verecek ve 3 bilemedin 5 yıl sonra ihalelere tek başına, yabancı ortağa ihtiyaç duymadan girecek. Tabi yurtdışında da aynı şekilde yeterlilik almak için İstanbul gibi bir şehirde havalimanı işlettiklerini anlatacaklar. Ne diyelim hayırlısı olsun, ancak nasıl başa çıkacaklar bu fiyatlarla bilemiyorum doğrusu. Umarım kazanan firma ayakta kalmayı başarır:) Gerçi hepsinin yabancı ortaklıkları var, amaaan hem bize ne dimi zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış:) Ayrıca ihale bedeli orduya gidecekmiş, en azından yeni helikopter tank felan alırlar!! Bi işe yarar:)))
Benim asıl yazma sebebim, yazamamamın nedenini açıklamaktı. Biliyorsunuz yeni proje için İstanbul'da çalışmaya başladık. Ama burada blogger.com a giremiyorum çünkü yasak:(( Arada sırada birkaçınızı okuyorum ama bu sefer de yorum bırakamıyorum, yorumlarınızıda yayınlayamıyorum hemencik dolayısıyla.
Ayrıca Doca ile ilk kez ciddi rejim yapmaya başladık, umarım hedefleri tuttururuz. Bi daha ne zaman yazarım bilemiyorum, ama İstanbul'da kalmak, en azından Türkiye'de olmak bile bana iyi geldi. Merak etmeyin anacığım:)
Fraport 1milyar 871milyon Euro+KDV vermiş!! Aman Allahım!!!!
Dalgalarla kıyıya vursaydım, su damlası olsaydım..
Keşke bu böcük ben olsaydım
Her ne kadar yandığım için doğru dürüst yüzemesemde Doca ile biraz kafa dinledik. Tiflis'ten ayrıldık, İstanbul'a geldik. Sonrada tatile gittik, ama iki arada bir derede Palyanço'nun zuzu'sunu ultrasonda izledik, bizim için fırıldak gibi döndü ve gösteri yaptı, maşallah süphanallah:)) İlk testleri olumlu çıktı:)
5 Temmuz 2007
Neden efendim tüm bunlar, benim sivri zekalılığım yüzünden. Çünkü ben evlendikten sonra kendi soyadımı kullanacağım diye tutturdum, biriside bana evlendikten sonra onu yapabiliyorsun, çok kolay dedi. Daha sonra nikah sırasında eşiminde imzaladığı bir belgeyi vermem gerektiğini yoksa çok zor olacağını öğrendim. Ama bu sırada iş işten geçmiş, ben çoktaan nikahı basıp Tiflis'e gitmiştim.
Sonra Perihan Mağden'in bir yazısında kimliğini 10 senedir değiştirmediğini, bu sayede kendi soyadını kullandığını öğrendim, hatta aynı şeyi kuzenimde yapıyordu, oh dedim ne güzel işmiş, değiştirmem kimliğimi olur biter. Ama olmadı olamadı, çünkü benim kimliğimde vatandaşlık numarası yokmuş efendim. Ve vatandaşlık numarası olmayan kimlikler de geçersiz sayılacakmış bundan sonra! O sırada İstanbul'daydım, hatta ikametimde İstanbul'da ki evimde görünüyordu. Paşa paşa aldım kimlik talep belgemi bağlı bulunduğum muhtarlıktan, kayıtlı olduğum Beylikdüzü Nüfus idaresine götürdüm, ama ne oldu? Kimliğinizi değiştiremezsiniz şu anda çünkü büromuzda yangın çıktı dediler!! Hadi dedim acelesi yok, sonra gelip değiştiririm ve Tiflis'e gittim. Şimdi ise Tiflis'le bütün bağlantımı kopardım ve İstanbul'dayım.
Şirketimizin merkez ofisi kayıtlarımızı istedi, kimlik zartı zurtu ve hesap numarası. Önce ikametgah istediler şirketten. Bende kuzu kuzu gittim, ikametimin bağlı olduğu muhtarlığa, meğersem eve kiracı yerleştiği için benim kaydımı silmişler sistemden. Ben öyleee havada asılı kalmışım. Eee dedim ne olacak, yeni bi yere aldırmanız gerekiyor kaydı dediler. O sırada İstanbul'da bulunan Andy, beni evlat edinmeyi kabul etti, ailemizin babası babalığa ilk hazırlığını benimle yapacaktı ne güzel: )) Ona da olmaz dediler, çünkü illa ki soy adımızın tutması gerekmiş aynı evde ikamet edebilmemiz için!! Zaten soy isimleri farklı olan kimse bir arada yaşamıyor dimi bu ülkede?? Size ne kardeşim benim kiminle nerde yaşadığımdan!!
O da olmayınca ve bana bir ikamet gerekince- nüfus cüzdanı için talep belgesini sadece bağlı bulunduğunuz muhtarlık veriyor, onu alın bir iki saat içinde kimliğiniz çıkar dediler- bende Ankara'ya anne ve babamın yanına aldım ikametimi. Abimle birbirimize on tane fax çekerek o işi hallettik. İş yerinden istedikleri ikamet ve nüfus bilmemne belgesini de Ankara'da ki muhtarlıktan aldığım belge ile hallettim. Bu sefer iş yerinden bir bankaya ait hesap numarasını istediler. İllaham o banka olacakmış, yoksa başka banka hesap nosu versem, kabul edemeyiz dediler. Bankaya gittim, kimliğim, pasaportum-vatandaşlık numaram yazıyor ya-, evlilik cüzdanımla birlikte. Hani birinden biriyle kesin tuttururum diye düşündüm. Banka bütün işlemleri yaptı, hatta internet hesabımı bile açtı ama sonra kimliğimi tam scan ettirecekti ki, bu olmaz kiii, dedi!! A kızım yeni mi aklına geldi bununla olmayacağı? Pasaport dedim cık dedi, evlilik cüzdanı dedim cık cık cııııııkkk dedi!! Ben belgelerinizi saklayayım siz kimliğinizi çıkartın dedi.
Başımda bir lamba yandı, biri ne demişti, muhtardan o belgeyi al bir bilemedin, iki saatte çıkar yeni kimliğin. Yine Abiiiii diye açtım telefonu, abi bana muhtardan kimlik talep belgesini alırmısın? Abim tamam dedi, ama muhtar amca yeni çekilmiş fotoğraf istiyormuş. Nasıl göndereyim ben yeni çekilmiş foto bir anda oraya? Abim anneme sorayım belki onda vardır dedi, annemde de liseye başlarken çektirdiğim lavra hali fotoğrafım varmış, muhtar mırın kırın etmiş ama nihayet o belgeyi de almış abim ve bana faxladı. Ohh bee dedim şimdi çözülecek bu iş, ne güzel. Aradım en yakın nüfus idaresini, oradan alabilirmiyim diye. Kadın bana ikametiniz nereye bağlıysa oradan alabilirsiniz demez mi!! Hemde nasıl asabi, nasıl çemkiriyor telefonda! Sorduğum sadece birkaç soru karşısında kadın bütün hırsını benden alıyor! Ulan kadın ben sana ne yaptım, ne mendebur insansın, telefondan bile anlaşılıyo yani!
Diğerlerini tenzih ederim ama çoğu devlet memuru acayip asabi, tabi çok kültürlü bi halk değiliz akşama kadar onlarca insanın sorunlarıyla uğraşıyorlar ama banane? İnsanlara böyle kötü davranmayı marifeet sanan, kendilerini dünyanın merkezi gibi gören insanlardan nefret ediyorum. Bizde iş yerinde akşama kadar abuk sabuk işlerle uğraşıyoruz, ama her zaman muhattap olduğumuz insanlara güleryüzle yaklaşıyoruz. Zaten o yüzden heryerin özelleştirilmesinden yanayım ben. Terbiyesiz kadın, ben senin tavuğuna kışt mı demişim? Adam gibi bi soru soruyorum, adını sordum zaten söylemedi, söyleseydi yiyosa da bi şikayet etseydim onu ben. Ahhh ahhhh!!
Velhasıl kelam olmadı bu iş, gideyim bizim insan kaynaklarına da benim maaşımı da Doca'ya yatırsınlar diyeyim dedim. Yok efendim imkansızmış, Iso bilmemnesine göre bütün hesapları kontrol ediliyormuşmuş, o benim maaşımı herhangi bi x kişisine yatıramazmış! O herhangi bi X kişisi dediğin adam benim nikahlı kocam ayol, sananee! Bunu kayıtlara geçemezmiş, o zaman başka bankaya yatırın kardeşim, ben sizin bankanızla çalışmak zorundamıyım yaaa!! Benim zaten hali hazırda yıllardır çalıştığım bir bankam vaaar.. O da olmazmış muhasebe bilmemnesi, yok saçma sapan şeyler.
Valla nasıl yoruldum anlatamam yaaa! Ruhum bile yoruldu. Ulan eskiden muhtarlar herkese heryerden ikamet verirdi, bu ne modern olmuşuz biz herşey bilgisayarlara geçmiş. Yani normal insanlar için gayet sıradan ve basit olan işlemler benim için nasılda içinden çıkılmaz bir hale girdi.. Şimdi bunun için Ankara'ya gitmem gerekecek!! İnanamıyorum yaaa.. Bakalım birde izin alabilirsem tabi, zaten gelmişim şuraya bir haftalığına sonra yeni görev yerime gideceğim. Bir gün bile değerli, ben şimdi nasıl söyleyeceğim müdürüme benim bir günlüğüne Ankara'ya gitmem gerekiyor diye. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker derler ya, aslında yapabileceğim herşeyi de yaptım ama. Hani madem bilgisayarlı sistem var, yapalım şu işi burada bulunan bir nüfus müdürlüğünden olmaz mı bea?
Yok kardeşim, benim tanıdığım olsaydı bu kocaman görünen işler küçücük olur, hemencik hallolurdu bende böyle sürünmezdim. Teknoloji falan hikaye, tanıdık aranıyor tanıdık. İstanbulda herhangi bir nüfus müdürlüğünde çalışan tanıdık aranıyor efendim. Varsa yakını olan, cevap bekliyorum: )))
Merak edenlere: Tanıdık bulundu ve kimliğimi yenilememe gerek kalmadan hesabım açıldı!!!
3 Temmuz 2007
Acaba biz gençliğimizi mi harcıyoruz. Şu anda İstanbul’dayım. Biraz önce Teyzemlere gittik ve oradan Mayonez’e geldim. Enişteme pil takıldı, iyiydi demiştim sanırım. Pek de iyi değil aslında. Bizimle konuştu, güldük ama onun o halini görünce içim eridi. Çok zayıflamış, yıllarca dev gibi bildiğim, dağ gibi kocaman adam, küçücük kalmış. Zayıflamış, nefes alamıyor, onun hali içimi parçaladı. Allah’ım sen büyüksün, ölümüde veren sensin, hayatıda. Enişteme şifa ver yarabbim, onun bu haline ne yürekler parçalanıyor sen biliyorsun bir tek.