
Perşembe, Aralık 25, 2008
O günde Türkiye'de kar yağmıştı, tıpkı bugün gibi:))

Pazar, Aralık 21, 2008
Ya Perdeler??
"Beni ikna etmek için seni de iş görüşmesine çağırıyorlarmış". Demek yurt dışında büyük bir inşaat! Bir makine mühendisi için böyle bir projede çalışmak büyük bir şanstır. Normalde bir iki sistemi bir arada yaparken bu tarz bir işte bütün sistemleri bir arada görme şansınız doğar. Evet ben heyecanlanmıştım, doğru yerden fethetmişlerdi Doca'yı:)) Hem sadece 1 sene sürecekti. Sonra geri dönecektik evimize..
Perdeleri de gelince alırdık artık! Sonra gidiverdik evlendikten 5 gün sonra Doca, sonra ben, ansızın, neler neler oldu.. O proje bitince, daha büyük bir proje var dediler, yine heyecanlandık projeler önümüze geldiğinde! Bu da iki sene sürecekti, sonra döneriz dedik, perdeleri alır veee..
Doca ile konuşurken hatırladık o günleri.. İşte şantiyecilerin hayatları böyle başlıyor, şimdi dönmekten çok, daha güzel bir proje olsa gidermiyiz burayı bitirip diyoruz. Yaşadığımız evlerin geçici olduğunu biliyoruz, ama yine de evimizi ev gibi hissetmek için herşeyi yapıyoruz. Duvarlara hasret dolu İstanbul resimleri asıyoruz.. İşte geçici evimizden bir köşe..
Pazar, Aralık 14, 2008
Her Şey Vatan İçin:))
Doca nın işyerinde çok sevdiği bir elemanı ve eşini (Tunuslular) Türk yemekleri yedirmek için evimize davet ettik. Dünden beri onlar için hazırlanıyordum, çok uğraştım ama sanıyorum buna değdi. Eğer sadece kibarlıklarından söylemedilerse çok beğendiler yemekleri:) Menüye bakınca ne kadar uğraştığımı anlamışsınızdır sanırım, çoook yoruldum ama değdi sanırım, bütün yemeklerin adını öğrenmeye çalıştılar:)
Çarşamba, Kasım 05, 2008
Emir Erim Ramazan (Telsiz Anonsları)
-Teknisyen: Şefim trafo odası yağmur suyu dolmuş yine
-Şef: Su temiz mi?
- Teknisyen: Temiz şefim
-Şef: (gayet ciddi bi şekilde) Bi şişe numune al, hıfzı sıhha ya gönderelim
- Teknisyen: Anlaşılmadı şefim
Şef: ( yine gayet ciddi) Bi şişe numune al, hıfzı sıhha ya gönderelim
- Teknisyen: Anlaşıldı, tamam (aha devreler yandı)
Bir saat sonra elinde su şişesi ve numunesiyle teknisyen gelir, hepimizin şaşkın bakışları arasında kutsal damacanasını şefine teslim eder. Bu arada arkadaş bozulmasın diye herkes gülmemek için dilini ıssırmaktadır. Arkadaş gidince, biraz gülünür, olay irdelenir, birden herkese bir hüzün çöker. Bu çocuğa sorgulamadan iş yaptıran zihniyet kınanır, olay kapatılır.
Burası asker ocağıdır.
Salı, Ekim 28, 2008
Pazar, Ekim 26, 2008
YETER ARTIK!! SIRA BİZE GELDİ!!!

http://www.bloghareketgunu.com/index.php/
Cumartesi, Ekim 25, 2008
Şantiye Şehidi
Şirketimiz de işçi güvenliği ve sağlığını en üst düzeyde tutmaya çalışıyoruz her zaman, kendi adıma konuşursam korkuluksuz bir iskele görsem korkuluk takılana kadar başında bekliyorum, baretsiz görsem bağırıp çağırıp taktırıyorum, elimizden geleni yapıyoruz ama demek ki yetmiyor. Bazen bu adamlara güzellik yaramıyor kendi hayatını koruması için, yine kendine yaptırım uygulamamız gerekiyor, onu da yapıyoruz. Cezalar, ödülller vs. vs..
Salı, Ekim 21, 2008
Kötü haber tez yayılır..
“Ne olmuş abi?”
“Sen onu boşver bi pompa mevzusu varmış, anlat bakalım!!”
“Offfffffffff, evet abi ağustos ayında bi sipariş vermiştik, yeni geldi ama yanlış alınmış vs vs vs ...”
Boşveremedim gerçi, saha da bir kaza olmuş, işçilerden birisi ağır yaralanmış, belki de vefat etmiş.. Elim ayağıma dolaştı, eve giderken öyle dolmuşum ki arabada ağladım.. Allah ailesinin yardımcısı olsun, sabırlar versin.
Hepimizin sevdiklerini bize bağışlasın, acılarını göstermesin..
Salı, Ekim 14, 2008
Evet Cadı'yım:)
Yeniden herkese teşekkürler ediyorum, o kadar utandım ki anlatamam: )) Evet Cadı'yım ve bende sizleri seviyorum: )))
Perşembe, Ekim 09, 2008
En Güzel Hediyelerim..

Koyu pembe çoraplar benim, diğerleri beni uyutmamak için üstüme yatan yeğenlerimin:))) Doğum günümde orada olamayacağım için bana erkenden, SÜPRİZ bir parti yapmak için çırpınan bıcırıklarım, abim, ablalarım ve eşleri.. Hepinize çoooooooooooookkkkkkkkk teşekkür ederim. Sizin bana en güzel hediyeniz sevginiz! Hepinizi ÇoooooooooooKK seviyorum, Allah a şükür iyi ki varsınız..
Maşallah, böyle bir ailem olduğu için binlerce şükür..
NOT: SİNEM, Sevgili Ada nın annesi, benimle aynı gün doğan güzel blog arkaşım!! İYİ Kİ doğmuşsun:)) Bana yazı yazmayı hatırlattığın için de teşekkürler:) Seni ve yakışıklı Ada yı öpüyorum, bir gün birlikte kutlarız belki de doğum günümüzü:)))
Cumartesi, Eylül 20, 2008
- Şirket iftar veriyo diye gittik, ara sıcak verdi: ) Müdürümüze ayıp olmasın diye bekledik, yemek gelmeyince o da gitti. Bizde arkasından koşa koşa Yamyam lara gidip Kıymetli Hanımın yaptığı kurufasulyeyi yedik de midemiz bayram etti. İftar sonrasında aç kaldık anlayacağınız. En çokta taşeronların bıdılanmalarına sinirlendim, hadi biz bize olsak neyse. Elalemi davet edince keşke böyle olmasaydı.. Ama bi karides çıkmıştı sormayın, aynı babaannemin iftarda yaptığı karides: ))
- Şirket şapka dağıttı, sineklerden kurtuldum: ) Gelip gelip saçlarımın arasına konuyor, beni sinir ediyorlardı.
- Şirkette kullanayım diye, gece 11 de eve gittiğimde bulduğum bardak kutusundan kendime kalem kutusu yaptım, bakın çok şirin oldu: )
- Şirket Bayramdan sonra çok sıkı çalışıcaz, Bayram iyicene dinlenin dedi! Anam anam!!
- Şirket ramazan ayı boyunca 6:00 da çıkmamıza izin veriyo: )
6. Daha sonra devam ederim..
Pazar, Eylül 14, 2008
Dert, Tasa..
Perşembe, Eylül 04, 2008
Deşifreee..
Neler olmuş neler, 30 Ağustos ta ateşemizin verdiği resepsiyonda ben deşifre olmuşum:) Ertesi gün birilerinden duydum, gerçi benim deşifre olduklarım söylemediler bana başkalarından duydum.. Önce çok utandım, hemen sayfama şifre koydum. Sonra arkadaşlarım yazdıklarında bişey yok ki niye şifre koydun dediler, bende amaaaaannn dedim açtım yeniden. Bu arada bana mail atıp davetiye isteyenler kusura bakmayın, planlı olmadığı için kimseye davetiye yollamadan aniden kapatmıştım:))
Bu vesileyle yeni okurlarıma da merhaba demek istiyorum, bari bir ses verin de tanışalım:)
Tunus ta ikinci Ramazan da başladı, hayırlısıyla bunu da geçireceğiz inşallaah.. Geçen sene olduğu gibi bu sene de oruç tutan arkadaşlarla bir organizasyon yaptık ve aramızda para toplayarak bir kadın tuttuk. Şeker bi müdürümüzün evinde bizim için yemek pişirip, biz gelmeden evine gidiyor. Bizde işten çıkıp, sofra hazırlıyoruz, genellikle misafirimiz oluyor birkaç kişide. Sonra tatlı tatlı muhabbetler, arkasında kızlar bulaşıkları toparlıyoruz, yıkıyoruz vs. Günler böylece geçiyor. Allaha çok şükür bu Razaman da öksüz gibi bir başımıza kalmadık. Ramazan ayı kalabalık sofralarla daha güzel geçiyor.
Hayat derseniz, koşturmaca.. 6 aylık şefsiz ve yorucu bir dönem sonucu, yeni şefim dün işbaşı yaptı, maşallah iyi bir insana benziyor. Dilerim iyi anlaşırız ve ekibimiz güçlenir. Zira ben koşturmaca içerisinde projeden epey uzaklaşmıştım. Veee gerçekten çoooookkkk yorulmuştum..
Not: Herkese hayırlı ramazanlar dilerim...
Cumartesi, Ağustos 23, 2008
Pazar, Ağustos 10, 2008
Vay mee:((
Kaç gündür telefonlarla ulaşamıyoruz, ancak internetten o da bazen kesilse bile haberleşebiliyoruz. Dün özellikle kafayı yiyecektim, elçilik dahil hiç biyere ulaşamadım. Allah tan Andy ye mail yoluyla ulaşabildim rahatladım. Andy nin dediği gibi haberler hep çelişkili..Bu hengame bi bitsin gelin buraya da bi dinlenin canlarım benim.. İnşallah en kısa zaman da sonlanır bu saçmalık:((
Perşembe, Ağustos 07, 2008
Türkiye den güzel haberler bekliyorum!!
- Tavşan ablam ameliyat oldu, akalazya idi hastalığı. Şimdi yavaş yavaş yemeye başladı, Allah a şükür gördüm kendisini ve çok iyi gördüm.
- Teyzem de ameliyat oldu, pek iyi haber alamadık. Barsaklarında ur vardı, hepsini temizlediler. Ur malesef habis çıktı, kemoterapi görecekmiş. İçimden bir his çok çok iyi olacak herşey yolunda gidecek diyor. İnşallah düzelecek canım teyzem benim. Bu geçen sene kalbi duran ve pil takılan eniştemin eşi olan teyzem. Anne yarısı. Zaten annemlerle memlekete gittiler, eniştem tutturdu gidelim diye, malesef teyzem orada rahatsızlanınca İst a geri döndü. İşte hızlıca ameliyat vs. Zaten bi önce ki sene by pass ameliyatı geçirmişti. Allah başımızdan eksik etmesin, bunu da atlatacak inşallah.
- Mayonez in başına geleni biliyorsunuz, ama küçük kan ilaçları içiyor ve çok iyi gördüm kendisini, merak etmeyin yani turp gibiydi ve kan ilaçlarından olsa gerek yüzüne renk gelmişti her zaman bembeyaz olan Mayonez in:))
- Dün de babam katarakt ameliyatı oldu, bugün açmışlar gözünü ve kendisi çok memnun inşallah 1 ay kadar sonra tamamen düzelir demişler. Allah dermansız dert vermesin kimselere.
- Bu kadar hengamenin arasında Doca nın kardeşi Wampirin İst daki evine hırsız girdi ve elektronik ne varsa almış. Yine de cana geleceğine mala gelsin dedik, bu kadar hastalık haberinin arasında bu kaynadı gittiii!
- Bir de wampir evlendi, e hayat devam ediyor.. Bizde Doca ile abi ve yenge olarak görevimizi yaptık geldik, çok yorulduk ama Allah a şükür herşey yolunda gitti. Allah mutlu mesut etsin, darısı da tüm isteyenlere..
- Yani bir süre Türkiye de idik, o sebeplede yazamadım. Moralimden dolayı da pek giresim gelmedi. Beni düşünen yorum bırakan herkese çok çok teşekkür ederim.
- Bir sürü fotoğraf çektim aklım burada idi, aslında çok güzel zamanlarda geçirdim ama internete girince ve burayı açınca acılar aklıma geliyor. Eskiden de hep en sıkıntılı zamanlarımda yazardım günlüğüme.
- İki ablam aynı yerde yaşıyorlardı, iş problemleri yüzünden şimdi bir tanesi taşınacak. Benim bıcırık yeğenlerim birbirinden ayrılacak. Ama kalplerimiz bir olsun, yeter ki sağlıkları huzurları yerinde olsun. Hayırlısıyla kısa bir zaman sonra yeniden birlikte olurlar. Oluruz:)
- Bombalar patladı, içimiz bir de ona parçalandı. Ülke de sorunlar ailede hastalıklar..
- Bundan sonra Türkiye den güzel haberler bekliyorum!! Tüm bunlar o kadar kısa sürede oldu ki 5 yaş yaşlandım sanırım o bir haftanın içinde! İnşallah bundan sonra hayat biraz güldürür bizleri..
- Sanki yavaş yavaş düzeliyor herşey, bir de Teyzem iyi olursa daha ne isterim!
Perşembe, Haziran 26, 2008
Ablacım seni çok seviyoruumm!!
NOT: Ablam Allah a şükür çok iyi, ameliyatı da güzel geçti. Hepinize çok teşekkür ederim canlarım. Sonra da teyzem rahatsızlandı ve ameliyat oldu. O da inşallah çok iyi olacak. Ben bir süre daha olamayacağım buralarda. Herkese selamlar ve sevgiler..
Cumartesi, Haziran 21, 2008
Ooooo Ooooooo Oooooooooo TÜRKİYE!!
Salı, Haziran 03, 2008
Büyük saat
Neyse kendisi meyve yerine bi yumruk yiyecek birazdan!! Tv de gitmiş Şeb.nem Dön.mez in taaaaa bilmem ne zaman çektiği diziyi bulmuş mest olmuş bi şekilde onu izliyor!! Bende sesi kesildi diye acıdım, ne yapıyor diye bakınca gördüm. Doca nin favori kızları bu zatı muhterem, sonra Cey.da Dü.venci -zayıf old. zamanlar- bide Özl.em Tek.in! Ne kadar tutarlı değil mi?? Tam sopalık bu adam yaa, bende ne kadar yufka yürekliyim, canı meyve istiyorsa gitsin bi zahmet gözlerini tv den ayırıp ta alsın dolaptan!!!!
Pazar, Haziran 01, 2008
Pazar Nöbeti
Şantiyede her departmandan bir kişi Pazar nöbetine geliyor. Bu hafa sıra bendeydi. Malesef Doca ile aynı departmanda olduğumuz için aynı güne denk getiremiyoruz nöbetleri. İki hafta sonra da onun nöbeti olacak. Tabi ben maraba bi mühendis olduğum için arabam yok, gerçi olsaydı da ehliyetim yok. Zavallı Doca nöbetim olduğunda beni şantiyeye getirip, sonra yakınımızda ki sahilde gezmeye gitti. Bende tek başıma ofiste taşeronun teslim ettiği yangın senaryosunu inceledim. Dizayn ofis yok, sahada iş yok. Bende 3-4 gündür masamda sürünen işleri bitireyim dedim işte. Açtım Erkan Oğur dan "çayın öte yüzünde" yi, demledim türk çayımı, uzattım ayaklarımı önce okudum bi senaryoyu, sonra bilgisayardan inceledim proje üzerinde neler olacağını. Bir Pazar nöbetini de böylece yemiş oldum. Şikayetçi olduğum söylenemez, tek başıma ofisin tadını çıkarttım, ama Doca çooooooookkkkkkkkk sıkıldı bu olaydan:))
Salı, Mayıs 27, 2008
Siz Deyin Mayonez, Ben diyeyim D'emel:))
Evet arkadaşlar suprizim buydu, heyecandan duyar duymaz buraya zıpladım, ona sormadan yazamadım. Sen yaz bişeyler ben yayımlarım dedim aşağıda yazdı Deli kız:)) Şimdi işyerine söylemek istemiyor, orda kimseler duymasın diye sayfasını bile açmıyor. Evde ise taşındığı için interneti yok! Ama müjdemi isteriiimmm, Doca'cım Daaaaaayyııııııı oluyooorrr:))) Siz deyin Mayonez ben diyeyim D'emel ANNE olacak, Her zaman ki gibi nasihatlere ihtiyacı olacak sanırım, aaaaahhh ahhhhhh, napcaz biz bu kızı:))) Allah sağlıkla bebişine kavuştursun inş, onu ve tum bebek bekleyenleri! Allah isteyen herkese verir dilerim ki!!! Dualarınızı esirgemeyin canlarım, sevgiler benden!!
"""Önceleri çok ağladım nefret ettim. Kin duydum anlamıyorsun işte tuhaf bişi..
Sonra kilolu olduğumu düşündüm, 12 kilo daha alınca yuvarlanmaktan korktum..
Sonra tam sınava girip kazanıp mülakata girmişken atama aşamasındayken böyle birşeyin duyulması korkttuu ağladım ağladım..
Ta ki ondan bir mail gelene kadar..
“ emel saçmalıyorsun içinde minnacık birşey sana tutunmaya çalışıyor” cümlesi beynime balyoz gibi indi..
Sana çok teşekkür ederim cadı. Çok korkuyorum yanımda olun, şimdilik sadece cok sancılanıyorum ve korkumdan yemen yiyemiyorum ve galiba anne olmaya hazır değilim.
Ehi ehi süt veren inek gibi olacağım""" (MAYONEZ)
Not: Bir ay kadar önce babası Doca yı aramış, ben rüya gördüm siz mayıs 22 de bana müjdeli haber vereceksiniz, hemde kız demiş! Bizde Allah Allah hayırıdır, yok öyle bişey dedik. Aradan günler geçti, hatta Mayonez bana babam herşeyi bilir kurtuluşun yok kesin olur dedi:))) Sonra ayın 22 sinde aklıma Mayonez geldi, onu arayıp kızım bu sen olmayasın dedim!! Sanırım o zaman aklı dank etti, meğer onda belirti varmış ama farketmemiş!!! İlk testle pozitif çıkmasın mı, çııkkkssssııııınnnnnnn:)))))) Velhasıl kelam bu Doca nın babasından korkulur, hahahahahaaaa:)))
Pazartesi, Mayıs 26, 2008
Cumartesi, Mayıs 24, 2008
Ilk Asfalt - Hayirli Olsun:):)
Salı, Mayıs 13, 2008
Yoruldum Artık..
Gerçi hafta içi o kadar yorulmamıza rağmen Pazar günlerini deli gibi gezip tozarak değerlendiriyoruz iyi oluyor, en azından fotoğraf çekebiliyorum. Geçen hafta sonuda yunusların peşinde denizlerdeydik, o kadar güzel geldi ki, o kadar olur.. Yunuslar her zıpladığında kucağımda ki kız çocuğuyla sevinç çığlıkları attık, hayat bu dedim içimden! Bi an için herşey o kadar güzeldi ki..
Pazar, Mayıs 04, 2008
Şifreli, şifresiz..
Zaten eskisi gibi yazmaya vaktim olamıyor, blogun tadını istediğim gibi çıkaramıyorum..
Yaşamaya daha çok vakit ayırabilmak dileğiyle, sevgiler benden hepinize.....
Çarşamba, Nisan 23, 2008
Pazartesi, Nisan 21, 2008
Santiyemiz
Salı, Nisan 08, 2008
Annemin bahçesinden.. Tomurcuklandı mı Acaba?
Hayatta en sevdiğim kitaptan, sayfama da adını veren Küçük Prens'ten bir alıntı:
Pazartesi, Nisan 07, 2008
9 sene dile kolay:))

Bir nisan aksami Doca nin israrlarina dayanamayip tamam demistim:)
Bana sen hep mantiginla hareket ediyorsun, lutfen bu sefer duygularini dinle demisti.
Aslinda uzun uzun anlatmaya baslamistim size o gunleri. Ama Doca ile iyi bir carpistik dun, sinir oldum biraktim, sonra yazmaya devam edersem yayimlarim:) Neyse yine de bos gecmek istemedim.
Atissak da, kapissak da, Allah sevenleri ayirmasin diyorum. Nice nice yillara bizlere, sizlere, ellere ellere, eller havayaaa, sappii sappii ohhhh:)Iyice siyirdim ben sanirim:))
Cumartesi, Nisan 05, 2008
Hayvanat Bahçesi
Pazartesi, Mart 24, 2008
DoCa!!
You're a pArt time loVer and a full time fRiend
wE sure aRe
cute for tWo uGly peoplei doN't see
what anYone can sEe, in anyOne elseBuT
YoUPerşembe, Mart 20, 2008
Cuma, Mart 07, 2008
Günlük tut, hayatın kararsın! (Aksam Gazetesinden bir Alinti!)
YORUM OLARAK GELDI AMA BEN BAS KOSEYE KOYMAK ISTEDIM, SEVGILER ASORTIK IM!
Blogları keşke Akdenize ilk taşındığımda keşfetseymişim.O zaman hayat benim için daha kolay olurdu..Daha çabuk alışabilirdim buralara..Bloğum benim için çok gizli kaldığım bir yer olmadı hiçbir zaman ve hayatta nasılsam orda da öyle olduğumdan pek sorun yaşamadım.İnternetin sınırlı bir alan olduğunu kabul ettiğiniz anda daha dikkatli oluyorsunuz.Ben çok gençken yazdıklarımı okurlar diye günlük tutmazdım çünkü her zaman arkadaşlarım için sakladığım çok büyük sırlarım ve düşüncelerim vardı özgür olması gereken..Yazmayı seviyorum,okumayı da..Blogların oturduğumuz yerden bize bir sürü hayatı tanıttığı bir lüks olduğunu düşünerek kullanmaya çalışıyorum.İnsanların birbiriyle üzüntülerini ve sevinçlerini paylaşması internet ortamında bile olsa o kadar güzel bir şey ki..Normalde 2 kardeşim var ama sanalda bir sürü..Normalde çok arkadaşım var ama sanalda sayısız..İnsan olarak bu kadar çok insanı görmeden sevdiğim için gönlümün çok geniş olduğunu düşünüyorum.Bu da bana mutluluk veriyor..Sadece bunun için bile yazabilirim..Çünkü biliyorum ki bu insanlar yazımı okuduğunda beni tanımadığı halde bana karşı bir şeyler hissedebilecek..Bir sürü diyemem ama benim için önemli bloggerlarla tanıştım normal hayatta..Eğer yazdıklarınız da dürüstseniz çok şey farketmiyor.Yok eğer yazıyorsanız gerçekten (!) hayal kırıklığına uğratıyor..Çok kötü yaşadığım bir şey hatırlamıyorum,sadece sinirleniyorum bazı salaklara..Bilgi dağarcığı üç beş kelimeyi geçmeyen insanların yazılarını ve eleştirilerini okumak eziyet oluyor..Sadece bundan şikayetçiyim.Yazmak istediğim tek bir nokta var ki kelimeler kişilerin aynası oluyor yazarken, ele veriyor..Bu yüzden en ufak bir cevap yazarken bile en az 3 kere okuyup cevaplıyorum ki eleştirdiğim kişilere dönüşmeyeyim.
Günlük tut, hayatın kararsın!
Dünyada her 40 saniyede bir, bir blog açılıyor. E-günlük olarak bilinen bloglarda kimi bir anısı, kimi bir tanıdığı, kimiyse zevk aldığı bir hobisi hakkında yazıyor. Konular değişiyor, yazarlar (bloggerlar) değişiyor ama eylem değişmiyor; internet kullanıcılarının yüzde 27'si her gün internet üzerinden kendi köşe yazısını yazıyor. Ayrıca artık 'Kimse okumuyor' diye üzülmeyin çünkü bloggerlar yazdıkları kadar da okuyor. Hatta okuduklarına yorum yaparak bir daha yazıyor ve yorumlarına gelen cevapları da okuyorlar.
'Blog yazmak bir bağımlılık, ne kadar bırakmaya çalıştıysam kendimi o kadar içinde buldum' diyor günün en az yedi saatini blog yazarak ve okuyarak geçiren 21 yaşındaki Sevgi Atalay. Ona göre blog yazmak ne kadar eğlenceliyse o kadar da tehlikeli. Çünkü Sevgi Atalay gibi milyonlarca insan bir kez yazmaya başladı mı bir daha duramıyor. 'Ama bu tutku başınıza çok kötü şeyler getirebilir' diyor Atalay. Böyle diyor çünkü o, blogu yüzünden çok hoşlandığı Cem'i kaçırmış (Cem, bu kişinin kim olduğu anlaşılmasın diye Sevgi Atalay'ın seçtiği bir takma isimdir). Şöyle başlıyor: 'Bloguma geçen sene çıktığım çocuk hakkında bazı yazılar yazmıştım, amacım içimdeki siniri dışa vurmak ve belki biraz da intikam almaktı.' Ama bu yazdıklarının bir gün gelip başını ağrıtabileceğini hiç mi hiç düşünmemiş o sıralar.
BLOG YÜZÜNDEN KAÇTI
Olayların gelişim sürecinde, Cem'le aralarında kuvvetli bir çekimin olduğunu, bir süre 'yazıştıklarını' (flört ettiklerini) söyleyen Atalay, ortada bir neden yokken Cem'in birden kendisine soğuk davranmaya başladığını fark etmiş. Uzun zaman ne olduğunu anlayamayan genç kız daha sonra Cem'le ortak bir arkadaşlarından, nedenin yazdığı eski bloglar olduğunu öğrenmiş. Bunun doğru olup olmadığını Cem'e sorunca genç adam okuduklarının kendisini ürküttüğünü hatta sinirlendirdiğini itiraf etmiş. Bu duruma neden olan blogda neler yazdığına gelince, kısaca Atalay'ın eski erkek arkadaşı Baran'ın 'bazı' özellikleriyle dalga geçtiğini söyleyebiliriz. Bu durumla ilgili Sevgi'nin en iyi iki tahmini, 'Ya Cem'in de dalga geçilecek bazı şeyleri var ya da ben Baran'la dalga geçerken farkında olmadan onunla yaşadıklarım hakkında gereğinden fazla bilgi verdim. Bu yüzden Cem benden soğudu.' Atalay her ne kadar o blogları yazdığında küçük olduğunu (bir yaş) söylese de iş işten geçmiş ve potansiyel bir ilişki çoktan bloglara kurban edilmiş.
'Ben de geçmişte yazdığım bazı bloglar yüzünden mağdur oldum' diyor, Ceyhun Doğan. Üstelik onun mağduriyeti potansiyel bir sevgili adayıyla değil oldukça iyi getirisi olan kariyeri açısından önem taşıyan bir iş imkanıyla ilgili. Hikaye yaklaşık üç yıldır blog yazan Doğan'ın bir Amerikan firmasına iş başvurusu yapmasıyla başlıyor. İlk görüşmeden olumlu cevap gelince ikincisi için insan kaynakları müdüründen randevu alıyor ve bu durumu işi kapmış gözüyle yorumluyor. Ama ikinci görüşmeye gittiğinde müdür ona birlikte çalışamayacaklarını söylüyor. Duruma anlam veremeyen Doğan nedenini soruyor. İnsan kaynakları müdürünün 'Hem ABD karşıtı olup hem bir ABD firmasına başvurmakla hata etmişsinizdir belki de' yanıtıyla şoke oluyor. Ceyhun Doğan, insan kaynakları müdürünün bu fikre nereden kapıldığını anlayamıyor. Ama tahmin edeceğiniz gibi işin içinden yine bloglar çıkıyor.'Üniversitedeyken ABD emperyalizmi konusunda çok katı fikirlerim vardı ama müdür bunu nereden duymuş olabilirdi ki' diyen Ceyhun Doğan, sıkıntıdan kendini googleladığı (Google'da kendi adını aratmak) bir gün işin aslını öğrenmiş. Büyük ihtimalle aynı işlemi yapan insan kaynakları müdürü Doğan'ın üniversitedeyken bir grup arkadaşıyla bloglarda ABD emperyalizmi hakkında terör estirdiği sayfalarla karşılaşmıştı. Meğer bu gençler o zamanlar öylesine fanatikmiş ki takma isimler yerine gerçek adlarını ve soyadlarını yazmaktan bile çekinmemişler. 'Zamanla bu bakış açım çok değişti, tabii hala yazdığım bazı şeylerin arkasındayım ama bu düşüncelerim törpülendi' diyen Doğan bu blogları silmek istemiş ama şifresini hatırlayamadığı için bunu başaramamış. Neyse ki üyesi olduğu blog sitesinin yetkililerini ikna etmeyi başarmış da yazdıklarını sildirebilmiş.
BOŞANMA NEDENİ
42 yaşındaki Hülya Gencer ise eşiyle boşanmasında blogların çok etkisi olduğunu söylüyor. 'Kırkını aşmış iki çocuklu bir ev hanımıyım, bilgisayar hayatımda çok önemli bir yer kaplıyor, özellikle de bloglar' diyen Gencer, blog yazmaya başladığından beri hayatının değiştiğini söylüyor. Bloguna eşiyle uzun zamandır sorunlar yaşadığını yazan Hülya Gencer, boşanmak için çocuklarının büyümesini beklediği ve kocasının onu hem manevi olarak hem de cinsel olarak tatmin edemediği gibi özel bilgileri yazınca eski kocasını çok sinirlendirmiş. Aman yanlış anlaşılmasın Hülya Gencer bu yazdıklarında ne kendi ne de kocasının ismini veriyor. Kimsenin anlayamayacağı şekilde, detayları değiştirerek ve takma isim kullanarak yapıyor bunu. Durumun farkında olan eski kocaysa konuyu bilmezlikten geliyor ve hiç gündeme getirmiyor. Bu, Hülya Hanım sanal ortamda kendine bir hayran kitlesi oluşturana kadar böyle devam etmiş. Eşi bir bakmış ki Hülya Gencer'in yazdığı bloglar her gün onlarca yorum alıyor, kimi ona destek verirken kimi de kocasıyla ilgili bilgiler hakkında yorum yapıyor hatta eski eşler dalga geçiyor. Pek tabii ki bu durum da eşinin canını sıkmaya başlamış ve karısına blogu kapatmasını söylemiş, daha doğrusu emretmiş. 'Kimse yazdıklarımdan kocamı tanıyamazdı, tabii kendinden başka! Bu durum da onu çıldırtmaya yetiyordu' diyen Hülya Gencer kocasının sinirlenmesinden gizli bir haz aldığını itiraf ediyor. Öyle ki, zamanla onun yüzüne söyleyemediği her şeyi blogunda yazarak içini rahatlatmaya başlamış. İşte tam da bu noktada ipin ucu biraz kaçmış. 'Yazılarımı takip edenlerin de gazıyla her geçen gün biraz daha kırıcı biraz daha alaycı olmaya başladım, bir süre sonra kocama hiç saygım kalmadığını fark ettim, işin kötüsü bunu o da fark etmişti' diyen Gencer, kısa bir süre sonra eşinden boşanmış. Artık yalnız bir kadın olan Gencer, blog tutkusunun ve onun getirdiği popülaritenin içindeki şeytanı uyandırdığına inanıyor.
MAHKEMEYE VERECEKTİ
(AsliCin i cogumuz taniriz, okuyorsan selamlar Asli cim, ve gecmis olsun!)
Aslı Cin yaklaşık bir sene önce gazetede okuduğu bir blog haberi üzerine karar vermiş blogger olmaya. Ama 'Geçenlerde, internette yapılan bazı aramalar sonucu blogumun ilk sayfada yer aldığını görünceye kadar milyonların önüne çıktığımın çok da farkında değildim' diyen Cin'i bu durum endişelendirmeye başlamış. Yeni yazı eklemediğinde merak edip mail atan, iyi olup olmadığını sormak için arayan hayranları olan popüler blogger'ın konuyla ilgili yaşadığı tek sıkıntı yazdığı her yazıya, eleştiri sınırını aşan, hakarete varan yorumlar bırakan bir okuyucusu olmuş. O kadar rahatsız edilmiş ki; durumu adli makamlara götürmeyi dahi düşünmüş. Ama neyse ki aldığı önlemlerle bunun önüne geçilmiş. Aslı'nın Günlüğü başlığı altındaki blogunun internetteki popülaritesinin farkına yeni yeni varan 32 yaşındaki blogger artık bu gibi yorumları da göz önüne alarak daha dikkatli yazmaya özen gösteriyor. Ona göre her şey blog yazarken kendinizi kimsenin okumayacağını sandığınız sırlarınızı ifşa edecek kadar kaptırmanızdan kaynaklanıyor.
Takma adıyla bir seneye yakın bir süredir blog yazan ve adını vermek istemeyen blogger C. D. de blogların zaman zaman çok tehlikeli olabileceğini söylüyor. Yazmaya, işinden ayrıldıktan sonra başlayan C. D. blog tutkusunun alıp başını gittiğini ve saatlerce bilgisayar başından kalkmadığı zamanlar olduğunu itiraf ediyor. O kadar ki o zamanlarda bu durum eşini rahatsız etmeye ve sosyal hayatını etkilemeye başlamış. İşte tam o noktada kendini frenleyen C. D. sevdiği bir arkadaşının da bloglar yüzünden eşiyle çok büyük sorunlar yaşadığına şahit olmuş. Bu kız arkadaşı her gün bloguna anılarını yazar, C.D. gibi pek çok blogger da onu merakla takip edermiş. Bahsi geçen kız blogunda son günlerde eşinin baskıları ve onunla yaşadıkları sorunları yazınca geçen hafta genç kızın okuyucuları ilginç bir süprizle karşılaşmış. Blogda yazanlara bakılırsa o da eşinin ambargosu ile karşılaşmış. Kadının blogundaki girişleri silen eşi, bunlar yerine 'Yorumlarınızla beni ve ilişkimizi zor durumda bırakıyorsunuz' şeklinde başlayan bir de uzun bir yazı yazmış ve blogu yoruma kapatmış. C.D.'ye göre bu durum blog yüzünden çiftin oldukça şiddetli tartıştığının açık bir kanıtı.Anlaşılan herkesin ünlü ve popüler olma şansını yakaladığı bloglarda da şöhretin bir bedeli var. Üstelik takma adla da yazsanız gerçek adınızla da yazsanız kendi kelimeleriniz bir gün başınıza ciddi bir iş açabiliyor.
Amerika'da 8 milyon blog var
Blog kısaca internet ortamında günlük tutmak anlamına geliyor. Blog, web ve log kelimelerinin birleşimi olan weblog deyiminin zamanla kısaltılmış hali.
Blog yazarına blogger, yazma eylemine bloglama deniyor.
Bloglar kronolojik sırayla diziliyor ve her girişin sonunda girildiği tarih ve blogger'ın adı gözüküyor. Bir blogger'ın yazdıklarına başka bloggerlar yorum yapabiliyor.
Blog kullanımı 'Blogger' firmasının bu hizmeti ücretsiz sunmasıyla 1999 yılında yaygın hale gelmeye başladı.
Türkiye'de ise bloglar 2005 yılında ilgi toplamaya başladı. Wikipedi'nin araştırmasına göre 2005 Mayısı'nda 'blog' kelimesi Google'da Türkçe sayfalarda 65.400 kez yer alırken bu sayı 2006 Nisan ayı itibariyle 3 milyonu aştı.
Dünyadaki en popüler blog siteleri Blog-City, BlogSpot, Diaryland, LiveJournal, Weblogger ve MySapece.
Türkçe Blogcu.com sitesinde 70 binin üzerinde blog bulunuyor.
Bloglar; kişisel, topluluk, temasal ve şirket blogları şeklinde dörde ayrılıyor.
Blog okurlarının sayısı 2004'e göre yüzde 58 arttı.
İnternet kullanıcılarının yüzde 27'si hem blog okuru, hem de yazarı, yüzde 1'i sadece yazarı, geri kalan yüzde 62'si ise hala blogun ne demek olduğunu dahi bilmiyor.
Amerikan The Perseus firmasının istatistik raporuna göre dünyadaki blogların ortalama yüzde 66'sı iki ay boyunca yenilenmiyor. 1.63 milyon kişi 126 günde bir bloglarına yeni bir şeyler ekliyor, 132 bin kişi içinse bu süre bir yıldan uzun olabiliyor.
Firmanın araştırmasına göre bloggerların yüzde 60'ı erkek.
Yüzde 92.4'ünü 30 yaş ve altındakiler oluşturuyor.
2005 yılı sonu itibariyle sadece Amerika'da 8 milyon blog olduğu biliniyor. Bu rakamın yüzde 20'ye yakın bir kısmını dini bloglar oluşturuyor.
Erkekler yüzde 46.4'le kadınlara göre bloglarına daha bağlılar. Açtıkları blogları kısa sürede terk etme ve unutma açısından kadınlar daha nankör.
Sabanur Kıraç
Cumartesi, Mart 01, 2008
Sinir oldum!!
Aslinda raporum Mart in 5ine kadardi, ama ben kendimi iyi hissedince dun ise basladim. Evde hasta yatmak bana gore degilmis, o kadar sikildim ki anlatamam. Bu arada uc kitabinda lesini serdim:)) Allah kimseyi hasta edip eve tikmasin, ozellikle gurbette! Gercekten cok bulantiyor.
Velhasil kelam kurkcu dukkanina geri dondum, ofisimiz 4 birimden sefler ve muhendislerden olusan acik bir ofis. Ilk geldigimizde herkes bi kose KAPTI, yani gercekten kaptilar, hatta uzunca bi sure yerlesemediler felan, cocuk gibi aglayip zirlayip yer degistirdiler. Neeyse sonunda nihayet oturdular. Bizde sigara icmeyenler olarak Yamyam arkadasimla masalarimizi L yapip yanyana gecmistik, arkamizda ki pencereden gerekince gun isigi, gerekince temiz hava aliyorduk. Tunus taki ofistede yanyana oturuyorduk ve gercekten iyi anlasiyorduk.
Yamyam eskiden tiyatrolarda calismis, hem espirili, hemde cok iyi bir insan. Biz onunla hem kakara kikiri, makara kukara (bu bi karikaturden kaptigimiz bir espri) yapip hemde gercekten iyi calisiyorduk. Ama isin kakara kikiri, makara kukara kismi bazilarina dokunmus olacak ki, yeni alinan bi elemani israrla ikimizin arasina masa koyup oraya oturttular. Biz her ne kadar baska alternatifler onersekte illaham oraya oturttular o oldu yani.
Nasi sinir oldum anlatamam, neydi bu simdi yani? Insanlar hem iyi anlasip, hem gulup, hem calisamazlar mi? Illa monoton essek gibi sirtimizda semer, gulmeden robot gibi mi calismak gerekiyor anlamadim! Ama bu gercekten moralimi bozdu, ozellikle bilincli yapilmasi daha da sinirimi bozdu. Zaten torpilli danalardan bikmistik, bu da tuz biber oldu, tam oldu yani!!
Not: Neyse arkadaslar sorun sandigimiz gibi kakara kikiri degilmis, benim sefim ona yakin oturmami istemis:( Uff sanki daha yakin olup ne yapacaksam!!
Perşembe, Şubat 28, 2008
Yazmayayım deyip, dayanamadığımın resmidir!
Doca bilgisayarıma bitcomet diye bi program indirdi, evde sıkılmayayım oturduğum yerden bişeyler indirip izleyeyim, dinleyeyim diye. Her ne kadar virüsler yiyecek bilgisayarımı diye tırssam da bi kaç film indirdim, lost un yeni sezon bölümlerini de indirdim. Önce ki günde Love Story yi indireyim dedim, ilk bulduğuma tıkladım, gün boyunca bekle bekle, Doca eve geldiğinde felan bitmişti. Bi açtık ne görelim, saçma sapan bir hint filmi!! Neyse sonra önizleme seçeneği olan bi yerden buldum aradığım filmi, dün de Doca ile birlikte yeniden izledim. O ilk kez izliyordu, şırıl şırıl ağladım o oldu iki günlük uğraşların sonucu: )) Ben de benim Doca da sulu gözlüyüz canım, film bitince bi baktım gözleri kıpkırmızı, burnu kocaman olmuş: ))
İzne gittik demiştim ya, İstanbul da iken 120 isimli filme de gittik, film boyunca ağlamamak için kendimi zor tuttum, çaktırmadan gözyaşlarımı kollarıma sildim, gerçi ağlasan ne fayda? Dal gibi fidanlar gitmiş bu vatan uğrunda. Sonra da eve kadar yürüdük. Doca ben ve Wampir, dışarda da öyle bir kar tipi var dı ki, biz sinemadan eve yürüyemiyoruz, o çocuklar nasıl yürümüş dağlarda cephanelerle diye gene ağladım.
Şimdi de askerlerimiz yüreğimi yakıyor, Allah ım sen bu karda kışta, bizim için canını veren mehmetçiğimize yardım et, onları sağ selamet ailelerine kavuştur yarabbim.
Nasıl içim parçalanıyor bilemezsiniz. Doca hadi savaş çıkarsa seferberlik ilan edilir de bizide alırlarsa ne yaparsın gönderirmisin beni diyor, bende peşinden gelirim diyorum.
Bu konuyu hiç açmayacaktım ama o kendini bilmez kokoş Bül ent hanım mı bey mi ne idüğü belirsiz şahsiyete de iki çift lafım var, yıllardır o bir kez giyip attığınız elbiselerin kumaşlarından tüm dünya çocuklarına ikişer fistan çıkardı! Sizi de sizi alkışlayan bencilleride şiddetle kınıyorum. Evet ateş düştüğü yeri yakar ama bende bir ana olsam 10 tane de oğlum olsa 10unuda vatanıma feda ederim. Ama onun gibi sersemler için değil, bizler gibi özgür büyüsünler diye çocuklar için yaparım.
Gönül ister ki kimse şehit olmasın, terör olmasın, ama ülkemizi savunmak zorunda isek, sonuna kadar savunuruz. Artık bu tarz duygular, saflık olarak niteleniyorsa da ben buyum, içimden geçenler bunlar. Ailem beni böyle yetiştirdi ve ben asırlardır kimsenin kölesi olmamış, boyunduruk altında yaşamamış olan ülkemle iftihar ediyorum!
Tiflis tede yaşadım, Rusların sömürgesi olmuş; Tunus ta da yaşıyorum, Fransızların sömürgesi olmuş. Çocukları rusça yada fransızca öğrenmek zorunda, Rusya veya Fransa da akrabası olanlar, çocuklarını gönderenler bununla övünüyorlar. Fransızlar hala burayı ucuz tatil yöresi olarak kullanıyorlar. Tiflis i Ruslar bastığında 7, Tunus u Fransızlar bastığında 5 kişi ölmüş! Ülkemiz işgal zamanında bile, tüm hakları elinden alınmış, silahsız parasız zamanında bile, kurtuluş savaşı ile silkinip yoktan yeniden varolmuştur.
Kimin sayesinde işte o dağlarda, açlıktan soğuktan bin türlü hastalıktan ölen şehitlerimiz, gazilerimiz sayesinde. Zamanında aynı ülkeler Osmanlı nın da himayesi altına girmiş. Ama çok önemli farkla! Sömürge ve Himaye çok çok farklı şeyler. Biz ne dinimizi ne de dilimizi baskıyla bu insanlara kabul ettirmeye kalkmamışız. Bu sebeple Tunus ta hala Türk olduğumuzu söylediğimizde, yüzlerinde güller açıyor. Hatta yaşlı insanlar sarılmaya kalkışıyor. Hiç bir ülkeyi sömürgemiz yapmamışız, himayemiz altına almışız!
Şimdi özgür vatanında yaşayan, hergün sıcak yataklarında uyuyan bizler ne o şehitlerin hakkını ödeyebiliriz, ne de böyle şahsiyetsiz insanların onların değerini anlamasını bekleyebiliriz. Neymiş zenginlerin çocukları neden şehit olmuyormuş niye askerlik yapmıyormuş, başlarım zenginlerin çocuklarına! Onlar adam olsa o kadar zengin olmazlardı zaten.
Dualarımız ve tüm kalbimiz bizim için gözünü bile kırpmadan canını veren kahraman askerlerimizle birlikte..
Cuma, Şubat 22, 2008
Anneeee Ben Taşındım Bileneee:)))

Pazar, Şubat 03, 2008
İğrenç Espiriler:)))

Gecen sabah duramadım ve arkadaslarla geyik yapayım dedim. İlk maili atarak başlattığım geyiğe, büyük katılım oldu:)) Bakın ne cevherler çıktı, biz güldük sizde gülün istedim:))
From: CaDi
To: …………
Subject: Sabah sabah!!
1. 4. Murat neden intihar etmiş?
- İlk 3'e giremediği için...--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazımdan Gönderildi
_____________________________From: .‘The Hakki’.
To: ………
Subject: RE: Sabah sabah!!
Ben oturalim diyorum Gerard Depardieu…
Ayrica bir klasik olan;
Kylie Minoque bizde oturaak…
--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazımi kirdim cok yalniziiiim…
_____________________________________From: Yamyam
To: ……………
Subject: RE: Sabah sabah!!
Dur dur geliyo,
Acele ise bende isiicem
_________________________________
From: DoCa
To: …………
Subject: RE: Sabah sabah!!
- Medyum Memiş kaç kardeştir?
- Dört kardeştir. 1-Small Memiş, 2-Medium Memiş, 3-Large Memiş,
4-XLarge Memiş
--------------------------
BlackBerry yurdun mali herkes onu kullanmali Cihazımdan Gönderildi
From: .‘The Hakki’.
To: ….
Subject: RE: Sabah sabah!!
Volkswagen Passat, sahsi oynama
--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazımi pempelesinceye kadar kizarttim…
Tanju Colak
________________________________________
From: CaDi
To:……..
Subject: RE: Sabah sabah!!
Karnı aç olan eşcinsele ne denir?
- Topaç...
--------------------------
Kahrolsun Halle Berry, Yasasin BlackBerry Kablosuz Cihazımdan Gönderildi
________________________________________
From: .‘The Hakki’.
To: ……………
Subject: RE: Sabah sabah!!
Bir adam kendini surekli kanalizasyona atiyormus neden?
Kendini bi bok saniyormus.
--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazimin beyazi varmi…kiyafetlerime uymuyooo…
Halle Berry Sevenler Dernegi
________________________________________
From: Yamyam
To: …………….
Subject: RE: Sabah sabah!!
+Adamın birisi sevgilisini buzdolabına koymuş, neden?
-Araları bozulmasın diye.
--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazim olmasa da severmiydin beni?
________________________________________
From: .‘The Hakki’.
To: …………
Subject: RE: Sabah sabah!!
Volkswagen Passat, sahsi oynama
--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazımi pempelesinceye kadar kizarttim…
Tanju Colak
________________________________________
From: Tafa
Sent: Friday, February 01, 2008 12:02 AM
To: ………………
Subject: RE: Sabah sabah!!
Opel Corsa
Toyato Corona
--------------------------
Ben senin BlackBerry Kablosuz Cihazinin olmasi ihtimalini sevdim
________________________________________
From: CaDı
To: ……………
Subject: Benden sonuncu igrenc espri:))
Fatih Ürek'in üstüne top düşerse ne olur?
- Piştiiiiiiii...
--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazımdan Gönderildi, Olmayanlar Utansin





