blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Şubat 27, 2009

Mimledim anacığım!!


Tatlı Sebla nın dediği gibi derdim önemli bişey değildi, günlük hayatın sıradan! sebepleriydi. Akıp gitsin hepsi inşallah!

Beni mimleyenler şekerlerim "Sevdiğiniz blogları yazıp linklerini veriyormuşsunuz.Tabii sizi ödüllendiren bloğun da linkini veriyorsunuz." :

  • NENONİ

  • Veeeee
  • BERİL'İN GÜNLÜĞÜ

  • Fırsat buldukça ve zevkle okuduklarım:

    En renkli ve tatlı kişisi :
  • NİLLY


  • Eskinin dertli ama şimdinin Umut'lu kişisi :
  • SUGİBİ


  • En asortik kişisi :
  • ASORTİK KREP


  • En arayıp soran hayırlı kişisi :
  • KİRPİKTEKİ GÖZYAŞI



  • En torpilli dost ve görümce kişileri:) :
  • PALYANÇO
  • MAYONEZ


  • En yakışıklı Beşiktaş lının annesi kişisi :
  • ADACIM


  • 7 kişiyle sınırlıymış ama sevdiklerimin hepsi zaten yanda ki sütundalar ve güldürmeyi bilen yıldizlar sayfamdalar!! Yaşasın blog kardeşliği diyor büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin göslerinden yaşıtlarımın yanacıklarından öpüyorummm.. Artık yatmam lazıımmmmm.. Bide ben endoskopi olucam inşallah bişey çıkmaz..

    Not: Endoskopi mide içindi, anesteziyle yaptıkları için kolay oldu. Biopsi için çimdik çimdik parçalar aldı Karim isimli doktorum, bakalım henüz sonucu çıkmadı. Ama temiz gözüküyor dedi, kan değerlerimde gayet normal çıktı. Bir bakteriden şüphelendi, onun için antibiyotik verecek sanırım.. Merak edenler için yazdım, teşekkür ediyoruuummm size....

    Cuma, Mart 07, 2008

    Günlük tut, hayatın kararsın! (Aksam Gazetesinden bir Alinti!)

    YORUM OLARAK GELDI AMA BEN BAS KOSEYE KOYMAK ISTEDIM, SEVGILER ASORTIK IM!

    Blogları keşke Akdenize ilk taşındığımda keşfetseymişim.O zaman hayat benim için daha kolay olurdu..Daha çabuk alışabilirdim buralara..Bloğum benim için çok gizli kaldığım bir yer olmadı hiçbir zaman ve hayatta nasılsam orda da öyle olduğumdan pek sorun yaşamadım.İnternetin sınırlı bir alan olduğunu kabul ettiğiniz anda daha dikkatli oluyorsunuz.Ben çok gençken yazdıklarımı okurlar diye günlük tutmazdım çünkü her zaman arkadaşlarım için sakladığım çok büyük sırlarım ve düşüncelerim vardı özgür olması gereken..Yazmayı seviyorum,okumayı da..Blogların oturduğumuz yerden bize bir sürü hayatı tanıttığı bir lüks olduğunu düşünerek kullanmaya çalışıyorum.İnsanların birbiriyle üzüntülerini ve sevinçlerini paylaşması internet ortamında bile olsa o kadar güzel bir şey ki..Normalde 2 kardeşim var ama sanalda bir sürü..Normalde çok arkadaşım var ama sanalda sayısız..İnsan olarak bu kadar çok insanı görmeden sevdiğim için gönlümün çok geniş olduğunu düşünüyorum.Bu da bana mutluluk veriyor..Sadece bunun için bile yazabilirim..Çünkü biliyorum ki bu insanlar yazımı okuduğunda beni tanımadığı halde bana karşı bir şeyler hissedebilecek..Bir sürü diyemem ama benim için önemli bloggerlarla tanıştım normal hayatta..Eğer yazdıklarınız da dürüstseniz çok şey farketmiyor.Yok eğer yazıyorsanız gerçekten (!) hayal kırıklığına uğratıyor..Çok kötü yaşadığım bir şey hatırlamıyorum,sadece sinirleniyorum bazı salaklara..Bilgi dağarcığı üç beş kelimeyi geçmeyen insanların yazılarını ve eleştirilerini okumak eziyet oluyor..Sadece bundan şikayetçiyim.Yazmak istediğim tek bir nokta var ki kelimeler kişilerin aynası oluyor yazarken, ele veriyor..Bu yüzden en ufak bir cevap yazarken bile en az 3 kere okuyup cevaplıyorum ki eleştirdiğim kişilere dönüşmeyeyim.

    Günlük tut, hayatın kararsın!


    Dünyada her 40 saniyede bir, bir blog açılıyor. E-günlük olarak bilinen bloglarda kimi bir anısı, kimi bir tanıdığı, kimiyse zevk aldığı bir hobisi hakkında yazıyor. Konular değişiyor, yazarlar (bloggerlar) değişiyor ama eylem değişmiyor; internet kullanıcılarının yüzde 27'si her gün internet üzerinden kendi köşe yazısını yazıyor. Ayrıca artık 'Kimse okumuyor' diye üzülmeyin çünkü bloggerlar yazdıkları kadar da okuyor. Hatta okuduklarına yorum yaparak bir daha yazıyor ve yorumlarına gelen cevapları da okuyorlar.

    'Blog yazmak bir bağımlılık, ne kadar bırakmaya çalıştıysam kendimi o kadar içinde buldum' diyor günün en az yedi saatini blog yazarak ve okuyarak geçiren 21 yaşındaki Sevgi Atalay. Ona göre blog yazmak ne kadar eğlenceliyse o kadar da tehlikeli. Çünkü Sevgi Atalay gibi milyonlarca insan bir kez yazmaya başladı mı bir daha duramıyor. 'Ama bu tutku başınıza çok kötü şeyler getirebilir' diyor Atalay. Böyle diyor çünkü o, blogu yüzünden çok hoşlandığı Cem'i kaçırmış (Cem, bu kişinin kim olduğu anlaşılmasın diye Sevgi Atalay'ın seçtiği bir takma isimdir). Şöyle başlıyor: 'Bloguma geçen sene çıktığım çocuk hakkında bazı yazılar yazmıştım, amacım içimdeki siniri dışa vurmak ve belki biraz da intikam almaktı.' Ama bu yazdıklarının bir gün gelip başını ağrıtabileceğini hiç mi hiç düşünmemiş o sıralar.

    BLOG YÜZÜNDEN KAÇTI

    Olayların gelişim sürecinde, Cem'le aralarında kuvvetli bir çekimin olduğunu, bir süre 'yazıştıklarını' (flört ettiklerini) söyleyen Atalay, ortada bir neden yokken Cem'in birden kendisine soğuk davranmaya başladığını fark etmiş. Uzun zaman ne olduğunu anlayamayan genç kız daha sonra Cem'le ortak bir arkadaşlarından, nedenin yazdığı eski bloglar olduğunu öğrenmiş. Bunun doğru olup olmadığını Cem'e sorunca genç adam okuduklarının kendisini ürküttüğünü hatta sinirlendirdiğini itiraf etmiş. Bu duruma neden olan blogda neler yazdığına gelince, kısaca Atalay'ın eski erkek arkadaşı Baran'ın 'bazı' özellikleriyle dalga geçtiğini söyleyebiliriz. Bu durumla ilgili Sevgi'nin en iyi iki tahmini, 'Ya Cem'in de dalga geçilecek bazı şeyleri var ya da ben Baran'la dalga geçerken farkında olmadan onunla yaşadıklarım hakkında gereğinden fazla bilgi verdim. Bu yüzden Cem benden soğudu.' Atalay her ne kadar o blogları yazdığında küçük olduğunu (bir yaş) söylese de iş işten geçmiş ve potansiyel bir ilişki çoktan bloglara kurban edilmiş.

    'Ben de geçmişte yazdığım bazı bloglar yüzünden mağdur oldum' diyor, Ceyhun Doğan. Üstelik onun mağduriyeti potansiyel bir sevgili adayıyla değil oldukça iyi getirisi olan kariyeri açısından önem taşıyan bir iş imkanıyla ilgili. Hikaye yaklaşık üç yıldır blog yazan Doğan'ın bir Amerikan firmasına iş başvurusu yapmasıyla başlıyor. İlk görüşmeden olumlu cevap gelince ikincisi için insan kaynakları müdüründen randevu alıyor ve bu durumu işi kapmış gözüyle yorumluyor. Ama ikinci görüşmeye gittiğinde müdür ona birlikte çalışamayacaklarını söylüyor. Duruma anlam veremeyen Doğan nedenini soruyor. İnsan kaynakları müdürünün 'Hem ABD karşıtı olup hem bir ABD firmasına başvurmakla hata etmişsinizdir belki de' yanıtıyla şoke oluyor. Ceyhun Doğan, insan kaynakları müdürünün bu fikre nereden kapıldığını anlayamıyor. Ama tahmin edeceğiniz gibi işin içinden yine bloglar çıkıyor.'Üniversitedeyken ABD emperyalizmi konusunda çok katı fikirlerim vardı ama müdür bunu nereden duymuş olabilirdi ki' diyen Ceyhun Doğan, sıkıntıdan kendini googleladığı (Google'da kendi adını aratmak) bir gün işin aslını öğrenmiş. Büyük ihtimalle aynı işlemi yapan insan kaynakları müdürü Doğan'ın üniversitedeyken bir grup arkadaşıyla bloglarda ABD emperyalizmi hakkında terör estirdiği sayfalarla karşılaşmıştı. Meğer bu gençler o zamanlar öylesine fanatikmiş ki takma isimler yerine gerçek adlarını ve soyadlarını yazmaktan bile çekinmemişler. 'Zamanla bu bakış açım çok değişti, tabii hala yazdığım bazı şeylerin arkasındayım ama bu düşüncelerim törpülendi' diyen Doğan bu blogları silmek istemiş ama şifresini hatırlayamadığı için bunu başaramamış. Neyse ki üyesi olduğu blog sitesinin yetkililerini ikna etmeyi başarmış da yazdıklarını sildirebilmiş.

    BOŞANMA NEDENİ

    42 yaşındaki Hülya Gencer ise eşiyle boşanmasında blogların çok etkisi olduğunu söylüyor. 'Kırkını aşmış iki çocuklu bir ev hanımıyım, bilgisayar hayatımda çok önemli bir yer kaplıyor, özellikle de bloglar' diyen Gencer, blog yazmaya başladığından beri hayatının değiştiğini söylüyor. Bloguna eşiyle uzun zamandır sorunlar yaşadığını yazan Hülya Gencer, boşanmak için çocuklarının büyümesini beklediği ve kocasının onu hem manevi olarak hem de cinsel olarak tatmin edemediği gibi özel bilgileri yazınca eski kocasını çok sinirlendirmiş. Aman yanlış anlaşılmasın Hülya Gencer bu yazdıklarında ne kendi ne de kocasının ismini veriyor. Kimsenin anlayamayacağı şekilde, detayları değiştirerek ve takma isim kullanarak yapıyor bunu. Durumun farkında olan eski kocaysa konuyu bilmezlikten geliyor ve hiç gündeme getirmiyor. Bu, Hülya Hanım sanal ortamda kendine bir hayran kitlesi oluşturana kadar böyle devam etmiş. Eşi bir bakmış ki Hülya Gencer'in yazdığı bloglar her gün onlarca yorum alıyor, kimi ona destek verirken kimi de kocasıyla ilgili bilgiler hakkında yorum yapıyor hatta eski eşler dalga geçiyor. Pek tabii ki bu durum da eşinin canını sıkmaya başlamış ve karısına blogu kapatmasını söylemiş, daha doğrusu emretmiş. 'Kimse yazdıklarımdan kocamı tanıyamazdı, tabii kendinden başka! Bu durum da onu çıldırtmaya yetiyordu' diyen Hülya Gencer kocasının sinirlenmesinden gizli bir haz aldığını itiraf ediyor. Öyle ki, zamanla onun yüzüne söyleyemediği her şeyi blogunda yazarak içini rahatlatmaya başlamış. İşte tam da bu noktada ipin ucu biraz kaçmış. 'Yazılarımı takip edenlerin de gazıyla her geçen gün biraz daha kırıcı biraz daha alaycı olmaya başladım, bir süre sonra kocama hiç saygım kalmadığını fark ettim, işin kötüsü bunu o da fark etmişti' diyen Gencer, kısa bir süre sonra eşinden boşanmış. Artık yalnız bir kadın olan Gencer, blog tutkusunun ve onun getirdiği popülaritenin içindeki şeytanı uyandırdığına inanıyor.

    MAHKEMEYE VERECEKTİ

    (AsliCin i cogumuz taniriz, okuyorsan selamlar Asli cim, ve gecmis olsun!)

    Aslı Cin yaklaşık bir sene önce gazetede okuduğu bir blog haberi üzerine karar vermiş blogger olmaya. Ama 'Geçenlerde, internette yapılan bazı aramalar sonucu blogumun ilk sayfada yer aldığını görünceye kadar milyonların önüne çıktığımın çok da farkında değildim' diyen Cin'i bu durum endişelendirmeye başlamış. Yeni yazı eklemediğinde merak edip mail atan, iyi olup olmadığını sormak için arayan hayranları olan popüler blogger'ın konuyla ilgili yaşadığı tek sıkıntı yazdığı her yazıya, eleştiri sınırını aşan, hakarete varan yorumlar bırakan bir okuyucusu olmuş. O kadar rahatsız edilmiş ki; durumu adli makamlara götürmeyi dahi düşünmüş. Ama neyse ki aldığı önlemlerle bunun önüne geçilmiş. Aslı'nın Günlüğü başlığı altındaki blogunun internetteki popülaritesinin farkına yeni yeni varan 32 yaşındaki blogger artık bu gibi yorumları da göz önüne alarak daha dikkatli yazmaya özen gösteriyor. Ona göre her şey blog yazarken kendinizi kimsenin okumayacağını sandığınız sırlarınızı ifşa edecek kadar kaptırmanızdan kaynaklanıyor.

    Takma adıyla bir seneye yakın bir süredir blog yazan ve adını vermek istemeyen blogger C. D. de blogların zaman zaman çok tehlikeli olabileceğini söylüyor. Yazmaya, işinden ayrıldıktan sonra başlayan C. D. blog tutkusunun alıp başını gittiğini ve saatlerce bilgisayar başından kalkmadığı zamanlar olduğunu itiraf ediyor. O kadar ki o zamanlarda bu durum eşini rahatsız etmeye ve sosyal hayatını etkilemeye başlamış. İşte tam o noktada kendini frenleyen C. D. sevdiği bir arkadaşının da bloglar yüzünden eşiyle çok büyük sorunlar yaşadığına şahit olmuş. Bu kız arkadaşı her gün bloguna anılarını yazar, C.D. gibi pek çok blogger da onu merakla takip edermiş. Bahsi geçen kız blogunda son günlerde eşinin baskıları ve onunla yaşadıkları sorunları yazınca geçen hafta genç kızın okuyucuları ilginç bir süprizle karşılaşmış. Blogda yazanlara bakılırsa o da eşinin ambargosu ile karşılaşmış. Kadının blogundaki girişleri silen eşi, bunlar yerine 'Yorumlarınızla beni ve ilişkimizi zor durumda bırakıyorsunuz' şeklinde başlayan bir de uzun bir yazı yazmış ve blogu yoruma kapatmış. C.D.'ye göre bu durum blog yüzünden çiftin oldukça şiddetli tartıştığının açık bir kanıtı.Anlaşılan herkesin ünlü ve popüler olma şansını yakaladığı bloglarda da şöhretin bir bedeli var. Üstelik takma adla da yazsanız gerçek adınızla da yazsanız kendi kelimeleriniz bir gün başınıza ciddi bir iş açabiliyor.

    Amerika'da 8 milyon blog var
    Blog kısaca internet ortamında günlük tutmak anlamına geliyor. Blog, web ve log kelimelerinin birleşimi olan weblog deyiminin zamanla kısaltılmış hali.
    Blog yazarına blogger, yazma eylemine bloglama deniyor.
    Bloglar kronolojik sırayla diziliyor ve her girişin sonunda girildiği tarih ve blogger'ın adı gözüküyor. Bir blogger'ın yazdıklarına başka bloggerlar yorum yapabiliyor.
    Blog kullanımı 'Blogger' firmasının bu hizmeti ücretsiz sunmasıyla 1999 yılında yaygın hale gelmeye başladı.
    Türkiye'de ise bloglar 2005 yılında ilgi toplamaya başladı. Wikipedi'nin araştırmasına göre 2005 Mayısı'nda 'blog' kelimesi Google'da Türkçe sayfalarda 65.400 kez yer alırken bu sayı 2006 Nisan ayı itibariyle 3 milyonu aştı.
    Dünyadaki en popüler blog siteleri Blog-City, BlogSpot, Diaryland, LiveJournal, Weblogger ve MySapece.
    Türkçe Blogcu.com sitesinde 70 binin üzerinde blog bulunuyor.
    Bloglar; kişisel, topluluk, temasal ve şirket blogları şeklinde dörde ayrılıyor.
    Blog okurlarının sayısı 2004'e göre yüzde 58 arttı.
    İnternet kullanıcılarının yüzde 27'si hem blog okuru, hem de yazarı, yüzde 1'i sadece yazarı, geri kalan yüzde 62'si ise hala blogun ne demek olduğunu dahi bilmiyor.
    Amerikan The Perseus firmasının istatistik raporuna göre dünyadaki blogların ortalama yüzde 66'sı iki ay boyunca yenilenmiyor. 1.63 milyon kişi 126 günde bir bloglarına yeni bir şeyler ekliyor, 132 bin kişi içinse bu süre bir yıldan uzun olabiliyor.
    Firmanın araştırmasına göre bloggerların yüzde 60'ı erkek.
    Yüzde 92.4'ünü 30 yaş ve altındakiler oluşturuyor.
    2005 yılı sonu itibariyle sadece Amerika'da 8 milyon blog olduğu biliniyor. Bu rakamın yüzde 20'ye yakın bir kısmını dini bloglar oluşturuyor.
    Erkekler yüzde 46.4'le kadınlara göre bloglarına daha bağlılar. Açtıkları blogları kısa sürede terk etme ve unutma açısından kadınlar daha nankör.

    Sabanur Kıraç

    Cuma, Eylül 14, 2007

    Tatli Cadi'nin Koku Sobesi:))


    Bayadir arka arkaya yazinca yine tikandim sanirim, Tatli Cadi

    beni kokular hakkinda sobelemisti, ahanda ebe sobe: )


    Biz ailecek it gibi koku aldigimiz icin kokular hayatimizda onemli yer tutar: ))


    Ornegin bir gun, Cadi henuz liseye gitmekte odasinda kendi halinde takilmakta, ya gunluk yazmakta ya kitap okumakta ama asla ve asla ders calismamakta iken, annesi bir bardak cay getirir. Icerisi annesinin apartman komsulariyla doludur. Cadi caydan bi yudum alir ve iceri kafasini uzatir, annesini goremeyince tum gucuyle bagirarak –azicik densizlikte vardir- “Anneeeee bu cay cok kotu kokuyoooo!!” der! Ve o sirada salonda bi sessizlik olur, herkes bi Cadi’ya bi de S. isimli komsuya bakmaktadir! S. cemkirerek Cadi’ya “Aaa nesi varmis cayin ayol” der ve bu olum sessizligini bozar! Cadi o anda yedigi poku anlar ama nasi kiviracagini sasirir, meger cayi anne degil, komsu kendi evinde yapip getirmistir! “Eee sey ben, annem bardaklari camasir suyuna koyuyor da, hani belki iyi durulanmamistir, eee bekli ondan kokuyo olabuluuurr!” Herkes gittikten sonra, en samimi komsumuz saatlerce gulerek “hahaha, ilahi Cadi biz yillardir kokuyo diyemiyoruz sen herkesin icinde bagira bagira soyledin, hay cok yasa” diye bana arka cikmis, annemse ya “kizim cay koksa bile gel bana mutfakta sessizce soyle, ne hoduk gibi milletin icinde bagiriyosun” diye haslamistir: )) Zaten annelerin asli gorevi arada bi biyik altindan gulup, kizlarini haslamaktir: )) Iste biz boyle hassas burunlu bir aileyizdir:P


    Sevgili okuyucular bu nadide olayida sizlerler paylastiktan sonra gelgelelim sevdigim sevmedigim kokulara.


    Burnunun koku almasi, midesini direk etkileyen biri olarak, herhangi bir pis koku duymaya dayanamam. Yegenimin bebek bezini degistirirken bile ogur ogur midem disari cikardi. Yalan yani o, yok bebeklerin kakasi bile sut kokarmis, bence gayet pok gibi kokuyor! Sadece sut icen bir insan yavrusunun pisligi, nasil oyle kokabilir: ))) Bebeklerin teride eksimis yogurt gibi kokar gerci:P Bebeklerden gelen guzel kokunun surekli popolarinin kremlenmesi, bebek yaglariyla masajlar yapilmasindan kaynaklandigini dusunuyorum, yoksa ciktigi yer belli zaten, cennet kokusu falan hikaye:) Benide o kadar yaglayip kremleseler bende oyle kokarim! Tamam tamam kizmayin! :))


    Her nevi cicek kokusuna bayilirim ama en cook annemin gullerinin.. Epey bi once o gullerle ilgili bir yazi yazmistim ama ikide bir gecmisi sildigim icin link veremiyorum: ))


    Parfumlerimin isimlerini aklimda tutamam, genelde hediye gelmislerdir zaten. Oyle karisik kullaniyorum, bu konuda cok kulturlu oldugumu soyleyemeyecegim. Yalnizca burnumu zedelemeyecek, siktigimda kendimin alabilecegi kokulari severim. Yani gectigim yerler parfumum koksun istemem ama yanima yaklasan hafifte olsa temiz bir koku alsin isterim.


    Imm sonra herkeslerin dedigi gibi sevdiklerimin kokusu cok guzeldir, onlarin teri bile misk kokar insana.


    Iste boyle, bu yaziyi 3 gunde yazdigimi belirtir, konu butunlugu denen seyin 3 gunde tutturulamamasini mazur gormenizi diler, ayrica gecikmeden dolayi tatli cadim dan ozur dilerim: ) Sanirim bu konuda sobelenmeyen kalmadi: )) Hepinize sevgiler der, kacarim..

    Serseri Mayın

    Lilypie Second Birthday tickers