...Tunus'un en guzel sokaklari...
...En guzel manzarasi buradaymis...
Gectigimiz carsamba gunu bi dolu aksilikle birlikte ucaga bindim, soyleki ben bavulumu 30kg a gore toparlamis hatta 2-3 kiloya ses cikarmazlar diyerek iyice herseyi ziplemistim. Sonra birde koca sirt cantasi zipleyip –burada ki sinirim 8kg degil tabiki agir oldugunu caktirmazsaniz sorun yok, yani beni yere devirmeyecek kadar di : )- boynumada bilgisayarimi takip gittim Tunus air yolcusu olmaya. Zaten ufak tefegim, omuzlarim cikti bu kadar mali tasiyacagim diye! Gittim ama bizim pek sevgili ve saygideger arkadaslarimiz bize yer kalmadigi icin-nasi bi bahane ise- 30kg luk degil 20 kiloluk biletlerden almislar. Ve lutfedipte bize soylememisler. Bi an kulaklarimdan alevler fiskiracak sandiysamda yine sogukkanliligim ve dar zamanlarda hizli calisan kafam sayesinde bir iki tanisi araya sokarak ve havas gorevlisi kizla bir olup, Tunus’lu amcayi kafalayarak 20 yerine 30u gecirdik, benle birlikte iki arkadasada ayni seyi yapmislardi! Ucak epeyce bi pisti ayricana ve yemeklerde tuhafti. Tabii Thy nin steril ve leziz! Yemeklerinden sonra bunlar bi acayip geldi.
Ucak havalandiktan sonra kitap okumaya dalmistim ki bi adam yuksek sesle dua okumaya basladi, aha dedim dusuyoruz!!! 24 bolum lost izleyip-bkz:eksisozluk- ucaga binersen boyle olur, koltuga yapisip pencereden kendime guzel bi ada secmeye koyuldum; bi yandan da, adam bu bilmedigim duayi okurken icimden dua etmeye basladim, adam sozunu bitirince AMIIN deyivermisim, sonra adam ingilizce konusmaya baslayinca dank etti, meger kaptan pilot konusuyormus : ))) Her arapca konusan dua mi ediyor kardesim!!
Sagsalim indik havalimanindan Doca aldi beni, ozlemisim keratayi. Sonra yeni is arkadalarim ve yeni gecici! Evimizi gordum. Aslinda gecici 3 aylik evimiz ev degil bi otelin 1+1 apart dairesi. Iste anlayacaginiz gocebe hayatina devam: (( O gun bugundur de bil fiil calisiyoruz. Basladi santiye temposu yani, sabah 8 aksam 8 gidiyor! Cumartesi dahil: ( Aman sanki zorla gonderdiler iki sene daha sikicaz disimizi ne yapalim ama dimi..
Tunus’a gelirsek ayni bizim guney kiyilarimiz gibi zaten karsi tarafi, gerci buraya herkes tatile gelipte biz calismaya gelince insana koyuyor; hele sabah otelde millet pikir pikir uyurken biz ise gelince off offff cekiliyor ama ne yapalim.
En buyuk sorunum dil bilmemek, arapcanin bende iki farkli etkisi oluyor. Ciddi konustuklarinda AMINN diyesim geliyor, boyle sen sakrak konustuklarinda da AYVA YAEM YAEM diyerek direk gobek atmak istiyorum. Pavlovun kopegi gibi nasi sartlandiysam arapca konusunda: )))
Fotograflari bi ara eklerim, saygilar selamlar hurmetler efendim…
bum bum bampirim bulu bulu, bum bum bampirim baga baga : ))))
Simdi hep beraber
veli vel veli vel veli
velveli vee veli vel,
veli vee veli velveliveliveeli
ya veli ya veliveliveliveeli
ya veli ya veliveliveliveliveli
Ohhhh kiviiir yandaaaaan...
Mühüm Not: Dikkat Hamişler için yan etkileri üzerinde deneyler yetersiz olduğundan, doktorunuza danışmadan bu yazıyı okumayınız, hele fotoğraflara hiiiiç bakmayınız!! Neme lazım canınız falan çeker, başımıza iş almayalım:)))
Adımı leylek koyacağım, yapı itibariyle bana uygun değil aslında, daha kısa, bodur piliç tadında göç eden kuş isimlerinden de şu anda aklıma gelen olmadığından mecburen Leylek diyeceğim. Haa bak Ördek fena olmayabilir:))) Dün son yapmış olduğum yolculuğumdan dönerken düşündüm de, ben onyedi yaşımdan beri hiçbiryerde iki-üç aydan dahafazla aralıksız yaşamadım. Sadece Tiflis'te non-stop çalıştığım 8 ay dışında. Liseyi bitirip, ilk sene sınavı kazanamayınca, onyedi yaşımdayken doğup büyüdüğüm şehirden ayrıldım. Cancan Ablamın yanına gittim ilk olarak, çok net hatırlıyorum o yolculuk yalnız başıma yaptığım ilk yolculuktu,
nasılda heyecan yapmıştım. Orada onların kızı oldum, saolsunlar öyle iyi baktılar bana, ama sürekli Ankara'ya gidiş gelişlerim devam etti, sonra başka bir şehirde üniversiteyi kazanınca tastamam gurbet yolları gözüktü bana. Sadece bi yere gidip gelmiyordum üstelik, benim her evde, her şehirde bir odam vardı. Cancan'ın evinde bi oda, Tavşan'ın evinde bi oda, Teyzem'de
bi oda, Annem'in evinde zaten odam vardı:)) Gerçi bu odalar şimdiler de başka sıpalar tarafından kapıldı ama
-ablamlar birer çocuk yaptılar, ankara'da abimin sıpaları kaptı benim odamı, İstanbul'da kuzen bacımın oğlu oldu!!- olsun ben gidince bana yatıracak her zaman bir yerleri vardır:) Yaz tatillerinde de sürekli gezdiğim için bana yine leyleği havada mı gördün derlerdi.
Velhasıl kelam, ben bir önceki haftasonu Ankara, Geçtiğimiz haftasonuda Bacularımın yanına gitmek suretiynen eski günleri yad ettim. Gitmek görmek güzelde, gelirken insanın boğazına kilitlenen yumru yokmu, her ne kadar ağlamak yooooook, gülmek vaaaaar desekte, olmuyor olamıyor.
Ankara'da süpper bir hafta sonu geçirdim, maşallah yeğenlerim cıvıl cıvıllar, kuduruklar.
Hatta çiftlik dondurması bilene yedim:) Küçük prens ise artık eşşek kadar olmuş, sıpanın ayakları benim kadar, boyuda maşallah bana çok az kalmış. Gerçi ben bodur tavuk olduğumdan her halükarda boyu beni geçerdi:)) Halasının balı, ben sıcak nescafeden yandığım için çok üzülmüş ki, gitti bana soğuk kahve aldı, süt aldı. Dolaptan buz aldı, onları kattı karıştırdı, ne renk pipet istediğimi bile sorduktan sonra önüme getirdi. Hayatımda içtiğim en güzel kahve idi:)) Daha sonra kalan kahveleri ablamların yanına gelen annemle beraber bana göndermiş, halam içsin diye. Ben o sıpayı yerim ama yaa, maşallah çok tatlıdır bu çoooook. Tabii Jounier Cadı'yı unutmamak lazım, o da kucağımdan inmedi oradayken, halaaa diye boynuma sarılınca onlar dünyalar benim oluyor. Küçük presin bana sıkı sıkı sarılarak, söylediği laf ise evlere şenlik, "Halaaa sen hiç değişmiyorsun, hep çocuk gibisin:S" Valla üzülsem mi sevinsem mi bilemedim:)
Ablamların orada ise tam şenlik vardı, yabancı uyruklu olan eniştemin iki kız kardeşi, eşleri, çocukları onların üç çift arkadaşı, onları eşleri çocukları. Gerçi onlar kendilerine iki tane yazlık kiralamışlardı ama, annem rahat durmadı, yemeğe alıcaz diye. Bizde elin yabancılarına Türk yemekleri yedirelim dedik, çünkü kendilerinin yemekleri bir harika. Gerçi ben pek bişey yapmadım ama annem ve Cancan ablam resmen döktürdüler. Pamukellim bi gün saymış evde tam 24 kişiymişiz:) Menüyü saymak ve hiiç unutmamak istiyorum. Mantı, cevizli içli köfte, zeytinyağlı-laar:)- Fırında Levrek, Kakaolu kek-bitek bunu ben yaptım-, elmalı turta. Ay
sayınca az olmuş gibi geldi ama yemelere doyamadım. Doca sende okuma bunları:P Rejim olayına devam, go go go seni kesseler acımaz aşkım:P Allahım sen herkeslere ağız tadıyla yemekler ver yarabbim. Bu yemekler olmasa ne olurdu, insan sevdiklerinin yanındayken kuru ekmek yeter beee. Ahhh ahhh yine içlendim. E geldim yine kürkçü dükkanına, kürkçü dükkanıda mayonez:P Bu arada pamukellim ve Tosun paşam'da pek tatlılardı. Aslında haftaya abimlerde ablamlara gidecek acaba yine mi gitsem:P Bütün yeğenlerim bir arada, mest olurum herhalde. Yok yok ben uslanmam, zaten buna cüzdanda dayanmaz:)) Pamukellimle sayfamda ki yabancı şarkının sözlerini bulduk, ve bağıra bağıra söyledik, kek yaparken dibini kaşıkladık,
fingirdeyip durduk.Elcağızımızla birbirimize boncuklardan bileklik yaptık.

Tosun paşama ise kendinden 4,5 ay küçük yaramaz kuzeni gidip gelip bi tane geçiriyordu, bu zavallım da dudaklarını büküp "annee, ben üsüldüm" diye ağlıyordu. Eşşek sıpasına bak yaaa, hem misafir gel bide bacak kadar boyunla benim yeğenimi döv! Bizimkisi garibim bilmiyo ki hayatında dayak ne demek, vurmak ne demek! En sonunda ben nasılsa türkçe bilmiyorlar diye, ve çaktırmadan sırıtarak paşam sana vurana sende vur böyle bi tane geçir, acısını anlasın bi kere, sana vurmaz diye öğütler verdim ama tutarsa:))) Bana kalsa çakıştırırdım bi iki tane o sıpaya, öyle vurulmaz böyle vurulur diye ama tatlıydı kerata:P E napıyım o da vurmasaydı yeğenime yaaa!!
Şimdiden söyleyeyim, siz bana Allah kavuştursun demeye doyamazsınız boşuna uğraşmayın:)) Benin hayatım gurbet olmuş on senedir,
yollar bile aşındı gidip gelmemden.
İşte artık havada ki leylek ben oldum, yada ördek ne derseniz:))
NOT: Bi kaç kişiden blogumu görüntüleyemedikleri ve yorum yazamadıkları ile ilgili şikayet aldığım için şimdilik bu template i kullanacağım. Sorun template den mi kaynaklanıyor bilemiyorum ama deneyerek göreceğiz artık, o yüzden şaşırmayınız:)
Günaydın şeker,
Bugün sen gideli tam bir hafta oluyor. Yukarda yine oturacak yer olmadığı için S.ların odasına geldim, beni içerdeki odaya aldılar:) Müdür hanım geldi diyorlar, burası müdür odasıymış güyaa:)) Ayrıcana dün beni hiç aramadın, gerçi akşam msnde görüştük ama olsun:( Eğer gün içinde msne gireceksen, yandakilerin wireless netini kullanabilirim, haber ver yeter:P
Evdekilerde iyiler, babaannen her gün iki çeşit yemek yapıyor, umarım kilo almam daha fazla:)) Dün Mayonez zorla bana saçını boyattı kızıl olacak diye. Bide bunalım takılıyo ya, boyayımda biraz morali yerine gelsin dedim ama daha evvel saçını siyaha boyamışlar ve saçının dipleri kızıl, uçları siyah kaldı:)) İğrenç oldu ve yine bunalıma girdi:) Tabii saçı boyayan ben olduğum için günah keçiside ben oldum:) Boyasan suuçç boyamasan gene suç:) Aslında direk beni kesecekti ama Allah'tan ona demiştim cuma boyayalım, güzel olmazsa iki gün sonra yine boyarız diye:)) O yine acele etti anlayacağın:)
Wampircik, bu hafta öğlenden gece 10 a kadar iki kursa birden devam ediyor. Cumaya kadar böyle gidecekmiş, sonra öteki guruba katılacakmış. Ayrıca bilgisayarının ekran kartı harbiden arızalı, birden bire ekranda binlerce yeşil çizgi çıkıyor ve bilgisayar kilitleniyor haberin olsun. Gidip onu değiştirecek.
Sabahları ben Mayonezle çıkıyorum evden, beraber yürüyoruz o servise biniyo ben köprüye devam ediyorum yürümeye. Bizimkini servis sorumlusu seçmişler bi havalarda sorma, ama bugün saçından dolayı azcık havası söndü:)) Hatırlıyormusun, üniversitede tutturmuştu bi dar vakitte saçımı kestiricem diye, iyi bi yer araştıralım abuk sabuk bi yere gitme demiştim ama nafile. O dakika, o an kestiresi tutmuştu da, yoldan geçen teyzelere kuaför sormuştuk:) Onların tarif ettiği yere gidip kendini bi güzel kırktırmış, sonraki bir ay burnumuzdan getirmişti berbat oldu diye:)) Gerçekten de minibüs şoförleri gibi olmuştu!!!
Bu arada bilgisayar çok ağır, artık taşıyamayacağım, omuzlarım çöktü. Çocuklara soracağım burada bıraksam bişey olurmu diye, bi de sanki her an biri elimden çekip kaçkap:) yapacak gibi geliyo, İstanbul'dan korkuyorum. Hem malesef çantanın üzerinde kocaman, bilgisayar olduğu yazıyo:)) Bide her sabah güvenlikte cihaza bilgisayarı ayrı, çantayı ayrı koyma derdinden kurtuldum. Personel kimliğini takınca gerek kalmıyo:))
Keşke sende tembellik etmesende yazsan bana bişiyler, mesela yeni evimizin fotoğraflarını göndersen şeker? Çok merak ediyorum, bide etraftan çekip yollasan olma mı bea?
Seni de çok merak ediyorum, şu telefonunda açılamadı gitti. Benim bildiğim hattı alırsın iki gün sonra açılır! Rejimin nasıl gidiyor, kulağın için doktorun verdiği antibiyotikleri kullanıyormusun, bide kulak damlan vardı ama sen hayatta onu kendi başına yapmazsın!!
Neyse şeker bana cevap yaz olurmu? s.ç.ö. , Allaha emanet ol..
h.k. , minik Cadın..
Not: Bu arada hepsinin maaşı yattı ama benimki yatmadı, kredi kartımda dolmuş taksitlerden cebimde de az kaldı şeker. Bana harçlık gönderirmisin? Garanti hesabıma göndersen acaba çekebilirmiyim direk bankaya gidince, kartım çıkmadı daha biliyosun. İşbankasının da burada şubesi yok.. Amaan işte, sen bilirsin artık.
Diğer Not: Bi daha baktım yatmış maaş şeker, merak etme;)

Aşağıda okuyacağınız senaryo bu sene okula başlayacak olan Kuzen Bacı’mın biricik oğlu tarafından kurgulanarak bana zorla yazdırılmıştır.
Filmin Adı: Ejderhaların Saldırısı
Konu: Bir kaç ejderhayı insanlar çok rahatsız etmişti, bunun üzerine ejderhalar insanların köyüne doğru yola çıkarlar.
Ejderhaları, insanlar çok kızdırmıştı. Ejderhalar bunun üzerine yola çıktılar ve insanlarda bunu öğrendi. Sonra insanlar kılıçlarını aldılar. Veee ejderhalar yere kondu. Hava saldırısı yere inmişti. En büyük, en güçlü ve lider ejderha’da yere indi. Sonra bütün adamlar ve bütün ejderhalar saklandı. Sadece bir adam ve lider ejderha ortada kaldı. Lider ejderha adama alevini püskürttü. Adamın adı Jack idi. Jack birden zıpladı ve ejderha’nın alevi pantalonunu yaktı. Sonra pantalonu düştü ve dışarda donla kaldı. Kaçtı ve başka bir pantalon giydi ama o pantalon ona bol geldi. Sonra o pantalonla savaşmaya karar verdi. Sonra ayağına taş takılan adam yere düştü ve kemerinden puding çıkararak ejderhanın kafasına attı. Ejderhanın kafasına puding çarptı ve gözleri kapandı, gözleri kapanan Ejderha uçurumdan aşağı düştü ve öldü.
Adamda düştüğü için kafasında kocaman bi şişlik çıktı. Adamda yere yıkıldı ve diğer ejderhalarla adamlar ortaya çıktı. Ejderhaların lideri öldüğü için onlar bir anda toz oldu. Adamlar geri dönerek zaferlerini kutladılar ve bir daha asla ejderhalar oraya yaklaşmadı.
--Mutlu Son--
(Buraya da mutlu son yazacakmışım!!)
Bende bunu yazma hikayemi paylaşmak istiyorum canlar: )) Akşam oğlunu zapdedemeyen kuzen bacım, al sana kağıt kalem git “Cadı, yazar!?" dedi. Ben "ne yazacağım ne oluyor yaa?" derken, “sen yazı yazmayı biliyormusun ki?” demez mi!? Şaşkın şebelek Cadı’dan “Eveeeet” cevabını alıncada yukarıda okuduğunuz bu ilginç filmi yazdırdı: )) Yani beni resmen katibe gibi kullandı, emin olun tamamı kendi cümleleri, ben sadece yazdım. Her cümleyi söylerken hayalinde ki adam kendisi oldu, zaten o da Jack gibi, don ve atletle geziyordu evin içinde: )) Ne yapsın Kuzen bacım, sürekli atlayıp zıplayan oğlunun bütün kıyafetleri sırılsıklam olunca, onu böylece soyup bana sepetleyiverdi: )) Filmi kahkahaları eşliğinde yazdırdıktan sonra, "bi imza atda bunu saklayayım" deyiverdim, Sıpa'da yukarda görmüş olduğunuz ejderhayı çizdi efendim. Valla şamşırdım kaldım, zamane çocukları işte deyip geçemiyorum bilene!! Maşallah yerim ben o eşşek sıpasını : ))
Yaaa, Pru’da hamile imiş, çok sevindim. Böylece Palyanço, Sugibi ye Pru ‘da eklendi. Hepsi kolayca ve sağlıkla bebeklerine kavuşurlar inşallah. Darısı Yabaneriği’min başına, Amiiiiinnn!! Pru’yu henüz tebrik edemedim, zaten şu anda da bloggera değil, sıradan bir word sayfasına yazıyorum bu maili. Malumunuz şirkette blogger yasak ve ben de bilgisayarımı sürekli oradan oraya taşımak zor geldiği için genelde şirkette bırakıyorum. Herkesi okuyorum ama yorum bile yazamıyorum: (((
Cumartesi günü Doca’nın küççük kardeşi Wampir-kendi kendine taktığı bi lakap bu, zavallı çocuk: )- üniversiteden mezun olarak uzun bir kurs maratonuna başlamak için İstanbul’a geldi ve bilin bakalım kimde kalacak, tabi ki Mayonez: )) Biz Andy’nin deyişiyle hala kızı Zehra gibi eve bir yerleştik, pir yerleştik: ))) Cumartesi günü Ben, Doca, Wampir, Mayonez, Doca’nın amcaoğlu, ve Süpsüpü -bu ismede yazık yaa, aslında üstüpüden geliyormuş, Mayonez’in kocasına taktığı isim- öğlen 2 den sonra gezmeye çıktık, kendimize ciciler aldık ve güzel bir boğaz turu yaptık. Tabii ben yine bir sürü fotoğraf çektim ama bu yazıyı ne zaman, nerden yayımlarsam, fotolarıda oradan eklerim. Sonra taksimde bi yerde tavla oynadık ve ben Süpsüpü’yü mars ederek yendim. Yenmekten çok, sonrasında dalga geçmek zevkliydi : )) Gece 2 gibi falan eve gidip sabaha karşı uyuduk.
Pazar sabah ise, saat 12’de kalktığım da Mayonez kahvaltı hazırlamaya koyulmuştu ama benim çok daha hain planlarım vardı! Mayonez’e herkes uyuyorkene biraz çıkalım, alışveriş yapalım dedim. O da hemen atladı tabii: ) Beraber çıktık, Mayonez'i kandırdım ve önce bi kaç mobilyacıya gidip, ev için çok şık bir portmanto ve mutfağa da şu bakliyatları koymak için kullanılan küçük şirin dolaplardan aldık. Ama benim hain fikirlerim henüz bitmemişti!! Bu evi boyamamız gerekti, Mayonez kışın taşındığı için evi boyatamadan kiralamıştı ve boyacılar fahiş fiyatlar istiyordu. Evde ise 4 tane babayiğit adam mışıl mışıl uyuyordu!! Onları değerlendirmeli, bugün bu işi bitirmelidik. Mayonez’in beynini geldiğimden beri yeterince şişirmiş, biz bu işi yapabiliriz, Wampir’de gelsin o kadar adam bi evi mi boyayamayacağız diye gazı köklemiştim: ) Gittik eve 10 kilo boya aldık, fırçası rulosu ızgarası derken herşey tamamdı. Eve ancak öğleden sonra 2de vardık. Millet hala uyuyordu ve kimse bizi merak bile etmemişti:)) Hemen kahvaltıyı yapıp gençlere de gazı verince koyulduk bütün evi boyamaya. Gece 12ye kadar, oda mutfak koridor, giriş holü ve salonu gençler boyadı, biz Mayonez’le temizlik ve topla kaldır işlerini yaptık. Her oda boyandıktan sonra tertemiz silip yerleştirdik ve kapattık. Bu arada camlar silindi, perdeler yıkanıp ütülenip takıldı, halılar silindi. Akşam 10’da gençler yatak odası ve küçük o da hariç heryeri bitirdiler. Hepimiz canımız çıkana kadar çalıştık, sonra sırayla banyo yapan temiz odaya geçip oturdu, en son ben ve mayonez hala işlerimizi bitiremediğimiz için, pis pis oturup yemeğimizi yedik ve temizliğe devam ettik. Temizlik ve boya sırasında kendi kendime söylenip durdum, hatta herkes bi ara üstüme yürüdü bu fikir hep senin başının altından çıktı hain Cadı diye: )) Ben 23:30 da ellerim titreyerek duş alıp Doca’nın kucağında uykuya daldığımda Mayonez hala yer siliyordu. Ama ev miisss oldu, çiçek oldu. 24:00 de Mayonez’de işini bitirdi ve hepimiz serildik, o kadar mı yorulunur, okkadar yorulduk. Canımız çıktı ama değdi, heryer cıncık gibi oldu: ))) Şu aldığımız mobilyalar da gelseydi tam olacaktı ama olsun onlarda gelince tertemiz yerleştiririz.
Velhasıl kelam, şu anda işyerindeyiz, sürekli esniyorum ve heeeryerim ağrıyor. Bilmiyorum diğerleri ne durumda!!!
Şu anda Mayonez'in evinde Doca ile Sabiha Gökçen'in ihalesini izliyoruz. Adamlar abarttılar ohaaa dememek işten değil! Son turda Çukurova 1milyar 860 milyon euro+KDV fiyat verdi!!! Bu fiyat Antalya ve AHL nin fiyatlarının çok çok üzerine çıktı, ama bu ihaleyi alan ülkede ki tekele son verecek ve 3 bilemedin 5 yıl sonra ihalelere tek başına, yabancı ortağa ihtiyaç duymadan girecek. Tabi yurtdışında da aynı şekilde yeterlilik almak için İstanbul gibi bir şehirde havalimanı işlettiklerini anlatacaklar. Ne diyelim hayırlısı olsun, ancak nasıl başa çıkacaklar bu fiyatlarla bilemiyorum doğrusu. Umarım kazanan firma ayakta kalmayı başarır:) Gerçi hepsinin yabancı ortaklıkları var, amaaan hem bize ne dimi zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış:) Ayrıca ihale bedeli orduya gidecekmiş, en azından yeni helikopter tank felan alırlar!! Bi işe yarar:)))
Benim asıl yazma sebebim, yazamamamın nedenini açıklamaktı. Biliyorsunuz yeni proje için İstanbul'da çalışmaya başladık. Ama burada blogger.com a giremiyorum çünkü yasak:(( Arada sırada birkaçınızı okuyorum ama bu sefer de yorum bırakamıyorum, yorumlarınızıda yayınlayamıyorum hemencik dolayısıyla.
Ayrıca Doca ile ilk kez ciddi rejim yapmaya başladık, umarım hedefleri tuttururuz. Bi daha ne zaman yazarım bilemiyorum, ama İstanbul'da kalmak, en azından Türkiye'de olmak bile bana iyi geldi. Merak etmeyin anacığım:)
Fraport 1milyar 871milyon Euro+KDV vermiş!! Aman Allahım!!!!
Dalgalarla kıyıya vursaydım, su damlası olsaydım..
Keşke bu böcük ben olsaydım
Her ne kadar yandığım için doğru dürüst yüzemesemde Doca ile biraz kafa dinledik. Tiflis'ten ayrıldık, İstanbul'a geldik. Sonrada tatile gittik, ama iki arada bir derede Palyanço'nun zuzu'sunu ultrasonda izledik, bizim için fırıldak gibi döndü ve gösteri yaptı, maşallah süphanallah:)) İlk testleri olumlu çıktı:)
5 Temmuz 2007
Neden efendim tüm bunlar, benim sivri zekalılığım yüzünden. Çünkü ben evlendikten sonra kendi soyadımı kullanacağım diye tutturdum, biriside bana evlendikten sonra onu yapabiliyorsun, çok kolay dedi. Daha sonra nikah sırasında eşiminde imzaladığı bir belgeyi vermem gerektiğini yoksa çok zor olacağını öğrendim. Ama bu sırada iş işten geçmiş, ben çoktaan nikahı basıp Tiflis'e gitmiştim.
Sonra Perihan Mağden'in bir yazısında kimliğini 10 senedir değiştirmediğini, bu sayede kendi soyadını kullandığını öğrendim, hatta aynı şeyi kuzenimde yapıyordu, oh dedim ne güzel işmiş, değiştirmem kimliğimi olur biter. Ama olmadı olamadı, çünkü benim kimliğimde vatandaşlık numarası yokmuş efendim. Ve vatandaşlık numarası olmayan kimlikler de geçersiz sayılacakmış bundan sonra! O sırada İstanbul'daydım, hatta ikametimde İstanbul'da ki evimde görünüyordu. Paşa paşa aldım kimlik talep belgemi bağlı bulunduğum muhtarlıktan, kayıtlı olduğum Beylikdüzü Nüfus idaresine götürdüm, ama ne oldu? Kimliğinizi değiştiremezsiniz şu anda çünkü büromuzda yangın çıktı dediler!! Hadi dedim acelesi yok, sonra gelip değiştiririm ve Tiflis'e gittim. Şimdi ise Tiflis'le bütün bağlantımı kopardım ve İstanbul'dayım.
Şirketimizin merkez ofisi kayıtlarımızı istedi, kimlik zartı zurtu ve hesap numarası. Önce ikametgah istediler şirketten. Bende kuzu kuzu gittim, ikametimin bağlı olduğu muhtarlığa, meğersem eve kiracı yerleştiği için benim kaydımı silmişler sistemden. Ben öyleee havada asılı kalmışım. Eee dedim ne olacak, yeni bi yere aldırmanız gerekiyor kaydı dediler. O sırada İstanbul'da bulunan Andy, beni evlat edinmeyi kabul etti, ailemizin babası babalığa ilk hazırlığını benimle yapacaktı ne güzel: )) Ona da olmaz dediler, çünkü illa ki soy adımızın tutması gerekmiş aynı evde ikamet edebilmemiz için!! Zaten soy isimleri farklı olan kimse bir arada yaşamıyor dimi bu ülkede?? Size ne kardeşim benim kiminle nerde yaşadığımdan!!
O da olmayınca ve bana bir ikamet gerekince- nüfus cüzdanı için talep belgesini sadece bağlı bulunduğunuz muhtarlık veriyor, onu alın bir iki saat içinde kimliğiniz çıkar dediler- bende Ankara'ya anne ve babamın yanına aldım ikametimi. Abimle birbirimize on tane fax çekerek o işi hallettik. İş yerinden istedikleri ikamet ve nüfus bilmemne belgesini de Ankara'da ki muhtarlıktan aldığım belge ile hallettim. Bu sefer iş yerinden bir bankaya ait hesap numarasını istediler. İllaham o banka olacakmış, yoksa başka banka hesap nosu versem, kabul edemeyiz dediler. Bankaya gittim, kimliğim, pasaportum-vatandaşlık numaram yazıyor ya-, evlilik cüzdanımla birlikte. Hani birinden biriyle kesin tuttururum diye düşündüm. Banka bütün işlemleri yaptı, hatta internet hesabımı bile açtı ama sonra kimliğimi tam scan ettirecekti ki, bu olmaz kiii, dedi!! A kızım yeni mi aklına geldi bununla olmayacağı? Pasaport dedim cık dedi, evlilik cüzdanı dedim cık cık cııııııkkk dedi!! Ben belgelerinizi saklayayım siz kimliğinizi çıkartın dedi.
Başımda bir lamba yandı, biri ne demişti, muhtardan o belgeyi al bir bilemedin, iki saatte çıkar yeni kimliğin. Yine Abiiiii diye açtım telefonu, abi bana muhtardan kimlik talep belgesini alırmısın? Abim tamam dedi, ama muhtar amca yeni çekilmiş fotoğraf istiyormuş. Nasıl göndereyim ben yeni çekilmiş foto bir anda oraya? Abim anneme sorayım belki onda vardır dedi, annemde de liseye başlarken çektirdiğim lavra hali fotoğrafım varmış, muhtar mırın kırın etmiş ama nihayet o belgeyi de almış abim ve bana faxladı. Ohh bee dedim şimdi çözülecek bu iş, ne güzel. Aradım en yakın nüfus idaresini, oradan alabilirmiyim diye. Kadın bana ikametiniz nereye bağlıysa oradan alabilirsiniz demez mi!! Hemde nasıl asabi, nasıl çemkiriyor telefonda! Sorduğum sadece birkaç soru karşısında kadın bütün hırsını benden alıyor! Ulan kadın ben sana ne yaptım, ne mendebur insansın, telefondan bile anlaşılıyo yani!
Diğerlerini tenzih ederim ama çoğu devlet memuru acayip asabi, tabi çok kültürlü bi halk değiliz akşama kadar onlarca insanın sorunlarıyla uğraşıyorlar ama banane? İnsanlara böyle kötü davranmayı marifeet sanan, kendilerini dünyanın merkezi gibi gören insanlardan nefret ediyorum. Bizde iş yerinde akşama kadar abuk sabuk işlerle uğraşıyoruz, ama her zaman muhattap olduğumuz insanlara güleryüzle yaklaşıyoruz. Zaten o yüzden heryerin özelleştirilmesinden yanayım ben. Terbiyesiz kadın, ben senin tavuğuna kışt mı demişim? Adam gibi bi soru soruyorum, adını sordum zaten söylemedi, söyleseydi yiyosa da bi şikayet etseydim onu ben. Ahhh ahhhh!!
Velhasıl kelam olmadı bu iş, gideyim bizim insan kaynaklarına da benim maaşımı da Doca'ya yatırsınlar diyeyim dedim. Yok efendim imkansızmış, Iso bilmemnesine göre bütün hesapları kontrol ediliyormuşmuş, o benim maaşımı herhangi bi x kişisine yatıramazmış! O herhangi bi X kişisi dediğin adam benim nikahlı kocam ayol, sananee! Bunu kayıtlara geçemezmiş, o zaman başka bankaya yatırın kardeşim, ben sizin bankanızla çalışmak zorundamıyım yaaa!! Benim zaten hali hazırda yıllardır çalıştığım bir bankam vaaar.. O da olmazmış muhasebe bilmemnesi, yok saçma sapan şeyler.
Valla nasıl yoruldum anlatamam yaaa! Ruhum bile yoruldu. Ulan eskiden muhtarlar herkese heryerden ikamet verirdi, bu ne modern olmuşuz biz herşey bilgisayarlara geçmiş. Yani normal insanlar için gayet sıradan ve basit olan işlemler benim için nasılda içinden çıkılmaz bir hale girdi.. Şimdi bunun için Ankara'ya gitmem gerekecek!! İnanamıyorum yaaa.. Bakalım birde izin alabilirsem tabi, zaten gelmişim şuraya bir haftalığına sonra yeni görev yerime gideceğim. Bir gün bile değerli, ben şimdi nasıl söyleyeceğim müdürüme benim bir günlüğüne Ankara'ya gitmem gerekiyor diye. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker derler ya, aslında yapabileceğim herşeyi de yaptım ama. Hani madem bilgisayarlı sistem var, yapalım şu işi burada bulunan bir nüfus müdürlüğünden olmaz mı bea?
Yok kardeşim, benim tanıdığım olsaydı bu kocaman görünen işler küçücük olur, hemencik hallolurdu bende böyle sürünmezdim. Teknoloji falan hikaye, tanıdık aranıyor tanıdık. İstanbulda herhangi bir nüfus müdürlüğünde çalışan tanıdık aranıyor efendim. Varsa yakını olan, cevap bekliyorum: )))
Merak edenlere: Tanıdık bulundu ve kimliğimi yenilememe gerek kalmadan hesabım açıldı!!!
3 Temmuz 2007
Acaba biz gençliğimizi mi harcıyoruz. Şu anda İstanbul’dayım. Biraz önce Teyzemlere gittik ve oradan Mayonez’e geldim. Enişteme pil takıldı, iyiydi demiştim sanırım. Pek de iyi değil aslında. Bizimle konuştu, güldük ama onun o halini görünce içim eridi. Çok zayıflamış, yıllarca dev gibi bildiğim, dağ gibi kocaman adam, küçücük kalmış. Zayıflamış, nefes alamıyor, onun hali içimi parçaladı. Allah’ım sen büyüksün, ölümüde veren sensin, hayatıda. Enişteme şifa ver yarabbim, onun bu haline ne yürekler parçalanıyor sen biliyorsun bir tek.
Sayın Yöneticilerim ve çalışma arkadaşlarım,
Bugün itibariyle ......................... Mekanik Sistemler Şef’liği görevimi personellerimden, iş ahlakı ve çalışkanlığıyla beğendiğim ...................................’ye bırakarak, Tiflis’ten kesin dönüş yapıyorum.
İnşaat aşamasından beri bulunduğum bu şirketi bırakmak ne kadar zor olsa da, yeni bir projenin heyecanı ile buradan ayrılıyorum. Bu süreç içerisinden benden yardımlarını esirgemeyen, sayın Genel Müdür’ümüz, sevgili abimiz, Diktatör :)) başta olmak üzere tüm mesai arkadaşlarıma teşekkür eder, bundan sonra ki iş ve özel yaşamınızda başarı ve mutluluklar dilerim.
Saygılarımla,
CADI
NOT: Ağlayarak yazdığım veda mektubumu paylaşmak istedim..
Doca ile haftasonumuz bavul toplamakla geçti, ama cumartesi günü burada ki son günlerimizi değerlendirmek adına ne zamandır isteyip de gidemediğimiz rafting i yaptık. Başımızda kasklarımızla hepimiz böcek gibi çıkmışız bütün fotoğraflarda!!
Bu arada götüremeyeceğim şeyleri de, Doca'nın yerine geçmek üzere buraya gelen arkadaşımız Levo ve Palyanço arasında bölüştürdük. En içimi kıyan şey onlarca nutella kavanozu dolusu baharatım oldu. Türkiye'den çeke çeke getirdiğim onlarca baharatı, baharatlık yerine bizim yiyip kilo aldığımız nutella kavanozlarına koyup, üzerlerinede silinmez kalemle yazmıştım isimlerini. Şimdi Tunus'ta işin yoksa yine başla nutella yemeye ki baharat için kavanoz olsun:P Olsun canım biz yerik, no poroplem:))
Geçtiğimiz hafta sonunda çektiğim fotoğraflardan bir slide show hazırladım, umarım beğenirsiniz. Daha detaylı yazı için, bakınız Andy ve Palyançoooooo:))
Merhabalar, Gülmeyi bilen yıldızlara, gülmek isteyen yıldızlara. Uzun zamandır doğru dürüst birşey yazmıyorum. Tabi olan biten birşey yok mu, olmaz olur mu? Tam yazacakken aldığım şehit haberlerine sarsıldım ve aşağıda ki postu ekledim. Onun üzerine de yazasım gelmedi açıkçası.
Sonraa bugün iş yerinde çok koşturmacalı bir gündü. Bir sürü arıza çıktı. Ama çok şükür sistemleri etkileyen arızalar değil. Hayırlısıyla herşey çözülecek, inandığımız sürece çaba da gösterince yoluna girmeyecek şey yoktur dimi?
Bu arada, gelelim gideceğimiz yeni ülkeye. Artık açıklamakta bir sakınca görmüyorum. Çünkü artık herşey kesinleşti, dün aldığımız habere göre 1 Temmuz'da yeni ülkeye yolculuk var. Orası neresi mi az sonraaa, deeermişim:)) Orası Tunus arkadaşlar!
Yani Cadı'nız artık size oradan bildirecek. Ama öncelikle İstanbul'a gideceğiz, belki Doca benden önce gidecek oraya da.
Bir yandan acayip korkuyorum, bir yandan heyecanlanıyorum. Şu kaza olayından sonra acayip soğudum buradan da, ama orası nasıl olacak onu hiç bilmiyorum. Sonra Palyanço'dan ayrılmakta çok koyacak bana, onun bu hamiş günlerinde tek başına bırakmamak, son anına kadar yanında olup o mutluluğunu paylaşmayı çok isterdim. Ama kısmet değilmiş, bizim onlarla ne planlarımız vardı daha, ama hayat işte insanı nerden nereye sürüklüyor.
Sonra aklıma buraya ilk geldiğim günler geliyor, dil bilmez, yol bilmezdim o zamanlar. Hiç arkadaşım da yoktu. Yalnızlık.. Aradığım şeyleri bulamamak, yeni bir ev yeni bir ülke. Tam buraya alışıyoruz derken, yine aynı heyecanlar, sorunlar. Ama Allah'ın izniyle onların da üstesinde geliriz, hayırlısıyla tabii. O kazadan ve eniştemin yaşadıklarından sonra Allah'tan tek istediğim sağlık. Sağlığımız yerinde olsun da hayat bir şekilde ilerliyor. Süprizleri, üzüntüleriyle günler akıp gidiyor. Buraya geleli tam 1,5 sene oldu mesela. Daha dün gibi herşey, ama bitiyor bile bu macera. İlerde anlatacağımız anılar olarak kalacak, acısıyla tatlısıyla. Nedense ağlıyorum şimdi, hem ayrılmanın hüznü çöktü üzerime, hemde yeni korkuların. Ama Gülmeyi bilen yıldızların yazarı ağlarken bile gülebilmeli değil mi? Bu isim o kadar çok şey anlatıyor ki bana bilemezsiniz.