Pazartesi, Nisan 21, 2008
Santiyemiz
Salı, Nisan 08, 2008
Annemin bahçesinden.. Tomurcuklandı mı Acaba?
Hayatta en sevdiğim kitaptan, sayfama da adını veren Küçük Prens'ten bir alıntı:
Pazartesi, Nisan 07, 2008
9 sene dile kolay:))

Bir nisan aksami Doca nin israrlarina dayanamayip tamam demistim:)
Bana sen hep mantiginla hareket ediyorsun, lutfen bu sefer duygularini dinle demisti.
Aslinda uzun uzun anlatmaya baslamistim size o gunleri. Ama Doca ile iyi bir carpistik dun, sinir oldum biraktim, sonra yazmaya devam edersem yayimlarim:) Neyse yine de bos gecmek istemedim.
Atissak da, kapissak da, Allah sevenleri ayirmasin diyorum. Nice nice yillara bizlere, sizlere, ellere ellere, eller havayaaa, sappii sappii ohhhh:)Iyice siyirdim ben sanirim:))
Cumartesi, Nisan 05, 2008
Hayvanat Bahçesi
Pazartesi, Mart 24, 2008
DoCa!!
You're a pArt time loVer and a full time fRiend
wE sure aRe
cute for tWo uGly peoplei doN't see
what anYone can sEe, in anyOne elseBuT
YoUPerşembe, Mart 20, 2008
Cuma, Mart 07, 2008
Günlük tut, hayatın kararsın! (Aksam Gazetesinden bir Alinti!)
YORUM OLARAK GELDI AMA BEN BAS KOSEYE KOYMAK ISTEDIM, SEVGILER ASORTIK IM!
Blogları keşke Akdenize ilk taşındığımda keşfetseymişim.O zaman hayat benim için daha kolay olurdu..Daha çabuk alışabilirdim buralara..Bloğum benim için çok gizli kaldığım bir yer olmadı hiçbir zaman ve hayatta nasılsam orda da öyle olduğumdan pek sorun yaşamadım.İnternetin sınırlı bir alan olduğunu kabul ettiğiniz anda daha dikkatli oluyorsunuz.Ben çok gençken yazdıklarımı okurlar diye günlük tutmazdım çünkü her zaman arkadaşlarım için sakladığım çok büyük sırlarım ve düşüncelerim vardı özgür olması gereken..Yazmayı seviyorum,okumayı da..Blogların oturduğumuz yerden bize bir sürü hayatı tanıttığı bir lüks olduğunu düşünerek kullanmaya çalışıyorum.İnsanların birbiriyle üzüntülerini ve sevinçlerini paylaşması internet ortamında bile olsa o kadar güzel bir şey ki..Normalde 2 kardeşim var ama sanalda bir sürü..Normalde çok arkadaşım var ama sanalda sayısız..İnsan olarak bu kadar çok insanı görmeden sevdiğim için gönlümün çok geniş olduğunu düşünüyorum.Bu da bana mutluluk veriyor..Sadece bunun için bile yazabilirim..Çünkü biliyorum ki bu insanlar yazımı okuduğunda beni tanımadığı halde bana karşı bir şeyler hissedebilecek..Bir sürü diyemem ama benim için önemli bloggerlarla tanıştım normal hayatta..Eğer yazdıklarınız da dürüstseniz çok şey farketmiyor.Yok eğer yazıyorsanız gerçekten (!) hayal kırıklığına uğratıyor..Çok kötü yaşadığım bir şey hatırlamıyorum,sadece sinirleniyorum bazı salaklara..Bilgi dağarcığı üç beş kelimeyi geçmeyen insanların yazılarını ve eleştirilerini okumak eziyet oluyor..Sadece bundan şikayetçiyim.Yazmak istediğim tek bir nokta var ki kelimeler kişilerin aynası oluyor yazarken, ele veriyor..Bu yüzden en ufak bir cevap yazarken bile en az 3 kere okuyup cevaplıyorum ki eleştirdiğim kişilere dönüşmeyeyim.
Günlük tut, hayatın kararsın!
Dünyada her 40 saniyede bir, bir blog açılıyor. E-günlük olarak bilinen bloglarda kimi bir anısı, kimi bir tanıdığı, kimiyse zevk aldığı bir hobisi hakkında yazıyor. Konular değişiyor, yazarlar (bloggerlar) değişiyor ama eylem değişmiyor; internet kullanıcılarının yüzde 27'si her gün internet üzerinden kendi köşe yazısını yazıyor. Ayrıca artık 'Kimse okumuyor' diye üzülmeyin çünkü bloggerlar yazdıkları kadar da okuyor. Hatta okuduklarına yorum yaparak bir daha yazıyor ve yorumlarına gelen cevapları da okuyorlar.
'Blog yazmak bir bağımlılık, ne kadar bırakmaya çalıştıysam kendimi o kadar içinde buldum' diyor günün en az yedi saatini blog yazarak ve okuyarak geçiren 21 yaşındaki Sevgi Atalay. Ona göre blog yazmak ne kadar eğlenceliyse o kadar da tehlikeli. Çünkü Sevgi Atalay gibi milyonlarca insan bir kez yazmaya başladı mı bir daha duramıyor. 'Ama bu tutku başınıza çok kötü şeyler getirebilir' diyor Atalay. Böyle diyor çünkü o, blogu yüzünden çok hoşlandığı Cem'i kaçırmış (Cem, bu kişinin kim olduğu anlaşılmasın diye Sevgi Atalay'ın seçtiği bir takma isimdir). Şöyle başlıyor: 'Bloguma geçen sene çıktığım çocuk hakkında bazı yazılar yazmıştım, amacım içimdeki siniri dışa vurmak ve belki biraz da intikam almaktı.' Ama bu yazdıklarının bir gün gelip başını ağrıtabileceğini hiç mi hiç düşünmemiş o sıralar.
BLOG YÜZÜNDEN KAÇTI
Olayların gelişim sürecinde, Cem'le aralarında kuvvetli bir çekimin olduğunu, bir süre 'yazıştıklarını' (flört ettiklerini) söyleyen Atalay, ortada bir neden yokken Cem'in birden kendisine soğuk davranmaya başladığını fark etmiş. Uzun zaman ne olduğunu anlayamayan genç kız daha sonra Cem'le ortak bir arkadaşlarından, nedenin yazdığı eski bloglar olduğunu öğrenmiş. Bunun doğru olup olmadığını Cem'e sorunca genç adam okuduklarının kendisini ürküttüğünü hatta sinirlendirdiğini itiraf etmiş. Bu duruma neden olan blogda neler yazdığına gelince, kısaca Atalay'ın eski erkek arkadaşı Baran'ın 'bazı' özellikleriyle dalga geçtiğini söyleyebiliriz. Bu durumla ilgili Sevgi'nin en iyi iki tahmini, 'Ya Cem'in de dalga geçilecek bazı şeyleri var ya da ben Baran'la dalga geçerken farkında olmadan onunla yaşadıklarım hakkında gereğinden fazla bilgi verdim. Bu yüzden Cem benden soğudu.' Atalay her ne kadar o blogları yazdığında küçük olduğunu (bir yaş) söylese de iş işten geçmiş ve potansiyel bir ilişki çoktan bloglara kurban edilmiş.
'Ben de geçmişte yazdığım bazı bloglar yüzünden mağdur oldum' diyor, Ceyhun Doğan. Üstelik onun mağduriyeti potansiyel bir sevgili adayıyla değil oldukça iyi getirisi olan kariyeri açısından önem taşıyan bir iş imkanıyla ilgili. Hikaye yaklaşık üç yıldır blog yazan Doğan'ın bir Amerikan firmasına iş başvurusu yapmasıyla başlıyor. İlk görüşmeden olumlu cevap gelince ikincisi için insan kaynakları müdüründen randevu alıyor ve bu durumu işi kapmış gözüyle yorumluyor. Ama ikinci görüşmeye gittiğinde müdür ona birlikte çalışamayacaklarını söylüyor. Duruma anlam veremeyen Doğan nedenini soruyor. İnsan kaynakları müdürünün 'Hem ABD karşıtı olup hem bir ABD firmasına başvurmakla hata etmişsinizdir belki de' yanıtıyla şoke oluyor. Ceyhun Doğan, insan kaynakları müdürünün bu fikre nereden kapıldığını anlayamıyor. Ama tahmin edeceğiniz gibi işin içinden yine bloglar çıkıyor.'Üniversitedeyken ABD emperyalizmi konusunda çok katı fikirlerim vardı ama müdür bunu nereden duymuş olabilirdi ki' diyen Ceyhun Doğan, sıkıntıdan kendini googleladığı (Google'da kendi adını aratmak) bir gün işin aslını öğrenmiş. Büyük ihtimalle aynı işlemi yapan insan kaynakları müdürü Doğan'ın üniversitedeyken bir grup arkadaşıyla bloglarda ABD emperyalizmi hakkında terör estirdiği sayfalarla karşılaşmıştı. Meğer bu gençler o zamanlar öylesine fanatikmiş ki takma isimler yerine gerçek adlarını ve soyadlarını yazmaktan bile çekinmemişler. 'Zamanla bu bakış açım çok değişti, tabii hala yazdığım bazı şeylerin arkasındayım ama bu düşüncelerim törpülendi' diyen Doğan bu blogları silmek istemiş ama şifresini hatırlayamadığı için bunu başaramamış. Neyse ki üyesi olduğu blog sitesinin yetkililerini ikna etmeyi başarmış da yazdıklarını sildirebilmiş.
BOŞANMA NEDENİ
42 yaşındaki Hülya Gencer ise eşiyle boşanmasında blogların çok etkisi olduğunu söylüyor. 'Kırkını aşmış iki çocuklu bir ev hanımıyım, bilgisayar hayatımda çok önemli bir yer kaplıyor, özellikle de bloglar' diyen Gencer, blog yazmaya başladığından beri hayatının değiştiğini söylüyor. Bloguna eşiyle uzun zamandır sorunlar yaşadığını yazan Hülya Gencer, boşanmak için çocuklarının büyümesini beklediği ve kocasının onu hem manevi olarak hem de cinsel olarak tatmin edemediği gibi özel bilgileri yazınca eski kocasını çok sinirlendirmiş. Aman yanlış anlaşılmasın Hülya Gencer bu yazdıklarında ne kendi ne de kocasının ismini veriyor. Kimsenin anlayamayacağı şekilde, detayları değiştirerek ve takma isim kullanarak yapıyor bunu. Durumun farkında olan eski kocaysa konuyu bilmezlikten geliyor ve hiç gündeme getirmiyor. Bu, Hülya Hanım sanal ortamda kendine bir hayran kitlesi oluşturana kadar böyle devam etmiş. Eşi bir bakmış ki Hülya Gencer'in yazdığı bloglar her gün onlarca yorum alıyor, kimi ona destek verirken kimi de kocasıyla ilgili bilgiler hakkında yorum yapıyor hatta eski eşler dalga geçiyor. Pek tabii ki bu durum da eşinin canını sıkmaya başlamış ve karısına blogu kapatmasını söylemiş, daha doğrusu emretmiş. 'Kimse yazdıklarımdan kocamı tanıyamazdı, tabii kendinden başka! Bu durum da onu çıldırtmaya yetiyordu' diyen Hülya Gencer kocasının sinirlenmesinden gizli bir haz aldığını itiraf ediyor. Öyle ki, zamanla onun yüzüne söyleyemediği her şeyi blogunda yazarak içini rahatlatmaya başlamış. İşte tam da bu noktada ipin ucu biraz kaçmış. 'Yazılarımı takip edenlerin de gazıyla her geçen gün biraz daha kırıcı biraz daha alaycı olmaya başladım, bir süre sonra kocama hiç saygım kalmadığını fark ettim, işin kötüsü bunu o da fark etmişti' diyen Gencer, kısa bir süre sonra eşinden boşanmış. Artık yalnız bir kadın olan Gencer, blog tutkusunun ve onun getirdiği popülaritenin içindeki şeytanı uyandırdığına inanıyor.
MAHKEMEYE VERECEKTİ
(AsliCin i cogumuz taniriz, okuyorsan selamlar Asli cim, ve gecmis olsun!)
Aslı Cin yaklaşık bir sene önce gazetede okuduğu bir blog haberi üzerine karar vermiş blogger olmaya. Ama 'Geçenlerde, internette yapılan bazı aramalar sonucu blogumun ilk sayfada yer aldığını görünceye kadar milyonların önüne çıktığımın çok da farkında değildim' diyen Cin'i bu durum endişelendirmeye başlamış. Yeni yazı eklemediğinde merak edip mail atan, iyi olup olmadığını sormak için arayan hayranları olan popüler blogger'ın konuyla ilgili yaşadığı tek sıkıntı yazdığı her yazıya, eleştiri sınırını aşan, hakarete varan yorumlar bırakan bir okuyucusu olmuş. O kadar rahatsız edilmiş ki; durumu adli makamlara götürmeyi dahi düşünmüş. Ama neyse ki aldığı önlemlerle bunun önüne geçilmiş. Aslı'nın Günlüğü başlığı altındaki blogunun internetteki popülaritesinin farkına yeni yeni varan 32 yaşındaki blogger artık bu gibi yorumları da göz önüne alarak daha dikkatli yazmaya özen gösteriyor. Ona göre her şey blog yazarken kendinizi kimsenin okumayacağını sandığınız sırlarınızı ifşa edecek kadar kaptırmanızdan kaynaklanıyor.
Takma adıyla bir seneye yakın bir süredir blog yazan ve adını vermek istemeyen blogger C. D. de blogların zaman zaman çok tehlikeli olabileceğini söylüyor. Yazmaya, işinden ayrıldıktan sonra başlayan C. D. blog tutkusunun alıp başını gittiğini ve saatlerce bilgisayar başından kalkmadığı zamanlar olduğunu itiraf ediyor. O kadar ki o zamanlarda bu durum eşini rahatsız etmeye ve sosyal hayatını etkilemeye başlamış. İşte tam o noktada kendini frenleyen C. D. sevdiği bir arkadaşının da bloglar yüzünden eşiyle çok büyük sorunlar yaşadığına şahit olmuş. Bu kız arkadaşı her gün bloguna anılarını yazar, C.D. gibi pek çok blogger da onu merakla takip edermiş. Bahsi geçen kız blogunda son günlerde eşinin baskıları ve onunla yaşadıkları sorunları yazınca geçen hafta genç kızın okuyucuları ilginç bir süprizle karşılaşmış. Blogda yazanlara bakılırsa o da eşinin ambargosu ile karşılaşmış. Kadının blogundaki girişleri silen eşi, bunlar yerine 'Yorumlarınızla beni ve ilişkimizi zor durumda bırakıyorsunuz' şeklinde başlayan bir de uzun bir yazı yazmış ve blogu yoruma kapatmış. C.D.'ye göre bu durum blog yüzünden çiftin oldukça şiddetli tartıştığının açık bir kanıtı.Anlaşılan herkesin ünlü ve popüler olma şansını yakaladığı bloglarda da şöhretin bir bedeli var. Üstelik takma adla da yazsanız gerçek adınızla da yazsanız kendi kelimeleriniz bir gün başınıza ciddi bir iş açabiliyor.
Amerika'da 8 milyon blog var
Blog kısaca internet ortamında günlük tutmak anlamına geliyor. Blog, web ve log kelimelerinin birleşimi olan weblog deyiminin zamanla kısaltılmış hali.
Blog yazarına blogger, yazma eylemine bloglama deniyor.
Bloglar kronolojik sırayla diziliyor ve her girişin sonunda girildiği tarih ve blogger'ın adı gözüküyor. Bir blogger'ın yazdıklarına başka bloggerlar yorum yapabiliyor.
Blog kullanımı 'Blogger' firmasının bu hizmeti ücretsiz sunmasıyla 1999 yılında yaygın hale gelmeye başladı.
Türkiye'de ise bloglar 2005 yılında ilgi toplamaya başladı. Wikipedi'nin araştırmasına göre 2005 Mayısı'nda 'blog' kelimesi Google'da Türkçe sayfalarda 65.400 kez yer alırken bu sayı 2006 Nisan ayı itibariyle 3 milyonu aştı.
Dünyadaki en popüler blog siteleri Blog-City, BlogSpot, Diaryland, LiveJournal, Weblogger ve MySapece.
Türkçe Blogcu.com sitesinde 70 binin üzerinde blog bulunuyor.
Bloglar; kişisel, topluluk, temasal ve şirket blogları şeklinde dörde ayrılıyor.
Blog okurlarının sayısı 2004'e göre yüzde 58 arttı.
İnternet kullanıcılarının yüzde 27'si hem blog okuru, hem de yazarı, yüzde 1'i sadece yazarı, geri kalan yüzde 62'si ise hala blogun ne demek olduğunu dahi bilmiyor.
Amerikan The Perseus firmasının istatistik raporuna göre dünyadaki blogların ortalama yüzde 66'sı iki ay boyunca yenilenmiyor. 1.63 milyon kişi 126 günde bir bloglarına yeni bir şeyler ekliyor, 132 bin kişi içinse bu süre bir yıldan uzun olabiliyor.
Firmanın araştırmasına göre bloggerların yüzde 60'ı erkek.
Yüzde 92.4'ünü 30 yaş ve altındakiler oluşturuyor.
2005 yılı sonu itibariyle sadece Amerika'da 8 milyon blog olduğu biliniyor. Bu rakamın yüzde 20'ye yakın bir kısmını dini bloglar oluşturuyor.
Erkekler yüzde 46.4'le kadınlara göre bloglarına daha bağlılar. Açtıkları blogları kısa sürede terk etme ve unutma açısından kadınlar daha nankör.
Sabanur Kıraç
Cumartesi, Mart 01, 2008
Sinir oldum!!
Aslinda raporum Mart in 5ine kadardi, ama ben kendimi iyi hissedince dun ise basladim. Evde hasta yatmak bana gore degilmis, o kadar sikildim ki anlatamam. Bu arada uc kitabinda lesini serdim:)) Allah kimseyi hasta edip eve tikmasin, ozellikle gurbette! Gercekten cok bulantiyor.
Velhasil kelam kurkcu dukkanina geri dondum, ofisimiz 4 birimden sefler ve muhendislerden olusan acik bir ofis. Ilk geldigimizde herkes bi kose KAPTI, yani gercekten kaptilar, hatta uzunca bi sure yerlesemediler felan, cocuk gibi aglayip zirlayip yer degistirdiler. Neeyse sonunda nihayet oturdular. Bizde sigara icmeyenler olarak Yamyam arkadasimla masalarimizi L yapip yanyana gecmistik, arkamizda ki pencereden gerekince gun isigi, gerekince temiz hava aliyorduk. Tunus taki ofistede yanyana oturuyorduk ve gercekten iyi anlasiyorduk.
Yamyam eskiden tiyatrolarda calismis, hem espirili, hemde cok iyi bir insan. Biz onunla hem kakara kikiri, makara kukara (bu bi karikaturden kaptigimiz bir espri) yapip hemde gercekten iyi calisiyorduk. Ama isin kakara kikiri, makara kukara kismi bazilarina dokunmus olacak ki, yeni alinan bi elemani israrla ikimizin arasina masa koyup oraya oturttular. Biz her ne kadar baska alternatifler onersekte illaham oraya oturttular o oldu yani.
Nasi sinir oldum anlatamam, neydi bu simdi yani? Insanlar hem iyi anlasip, hem gulup, hem calisamazlar mi? Illa monoton essek gibi sirtimizda semer, gulmeden robot gibi mi calismak gerekiyor anlamadim! Ama bu gercekten moralimi bozdu, ozellikle bilincli yapilmasi daha da sinirimi bozdu. Zaten torpilli danalardan bikmistik, bu da tuz biber oldu, tam oldu yani!!
Not: Neyse arkadaslar sorun sandigimiz gibi kakara kikiri degilmis, benim sefim ona yakin oturmami istemis:( Uff sanki daha yakin olup ne yapacaksam!!
Perşembe, Şubat 28, 2008
Yazmayayım deyip, dayanamadığımın resmidir!
Doca bilgisayarıma bitcomet diye bi program indirdi, evde sıkılmayayım oturduğum yerden bişeyler indirip izleyeyim, dinleyeyim diye. Her ne kadar virüsler yiyecek bilgisayarımı diye tırssam da bi kaç film indirdim, lost un yeni sezon bölümlerini de indirdim. Önce ki günde Love Story yi indireyim dedim, ilk bulduğuma tıkladım, gün boyunca bekle bekle, Doca eve geldiğinde felan bitmişti. Bi açtık ne görelim, saçma sapan bir hint filmi!! Neyse sonra önizleme seçeneği olan bi yerden buldum aradığım filmi, dün de Doca ile birlikte yeniden izledim. O ilk kez izliyordu, şırıl şırıl ağladım o oldu iki günlük uğraşların sonucu: )) Ben de benim Doca da sulu gözlüyüz canım, film bitince bi baktım gözleri kıpkırmızı, burnu kocaman olmuş: ))
İzne gittik demiştim ya, İstanbul da iken 120 isimli filme de gittik, film boyunca ağlamamak için kendimi zor tuttum, çaktırmadan gözyaşlarımı kollarıma sildim, gerçi ağlasan ne fayda? Dal gibi fidanlar gitmiş bu vatan uğrunda. Sonra da eve kadar yürüdük. Doca ben ve Wampir, dışarda da öyle bir kar tipi var dı ki, biz sinemadan eve yürüyemiyoruz, o çocuklar nasıl yürümüş dağlarda cephanelerle diye gene ağladım.
Şimdi de askerlerimiz yüreğimi yakıyor, Allah ım sen bu karda kışta, bizim için canını veren mehmetçiğimize yardım et, onları sağ selamet ailelerine kavuştur yarabbim.
Nasıl içim parçalanıyor bilemezsiniz. Doca hadi savaş çıkarsa seferberlik ilan edilir de bizide alırlarsa ne yaparsın gönderirmisin beni diyor, bende peşinden gelirim diyorum.
Bu konuyu hiç açmayacaktım ama o kendini bilmez kokoş Bül ent hanım mı bey mi ne idüğü belirsiz şahsiyete de iki çift lafım var, yıllardır o bir kez giyip attığınız elbiselerin kumaşlarından tüm dünya çocuklarına ikişer fistan çıkardı! Sizi de sizi alkışlayan bencilleride şiddetle kınıyorum. Evet ateş düştüğü yeri yakar ama bende bir ana olsam 10 tane de oğlum olsa 10unuda vatanıma feda ederim. Ama onun gibi sersemler için değil, bizler gibi özgür büyüsünler diye çocuklar için yaparım.
Gönül ister ki kimse şehit olmasın, terör olmasın, ama ülkemizi savunmak zorunda isek, sonuna kadar savunuruz. Artık bu tarz duygular, saflık olarak niteleniyorsa da ben buyum, içimden geçenler bunlar. Ailem beni böyle yetiştirdi ve ben asırlardır kimsenin kölesi olmamış, boyunduruk altında yaşamamış olan ülkemle iftihar ediyorum!
Tiflis tede yaşadım, Rusların sömürgesi olmuş; Tunus ta da yaşıyorum, Fransızların sömürgesi olmuş. Çocukları rusça yada fransızca öğrenmek zorunda, Rusya veya Fransa da akrabası olanlar, çocuklarını gönderenler bununla övünüyorlar. Fransızlar hala burayı ucuz tatil yöresi olarak kullanıyorlar. Tiflis i Ruslar bastığında 7, Tunus u Fransızlar bastığında 5 kişi ölmüş! Ülkemiz işgal zamanında bile, tüm hakları elinden alınmış, silahsız parasız zamanında bile, kurtuluş savaşı ile silkinip yoktan yeniden varolmuştur.
Kimin sayesinde işte o dağlarda, açlıktan soğuktan bin türlü hastalıktan ölen şehitlerimiz, gazilerimiz sayesinde. Zamanında aynı ülkeler Osmanlı nın da himayesi altına girmiş. Ama çok önemli farkla! Sömürge ve Himaye çok çok farklı şeyler. Biz ne dinimizi ne de dilimizi baskıyla bu insanlara kabul ettirmeye kalkmamışız. Bu sebeple Tunus ta hala Türk olduğumuzu söylediğimizde, yüzlerinde güller açıyor. Hatta yaşlı insanlar sarılmaya kalkışıyor. Hiç bir ülkeyi sömürgemiz yapmamışız, himayemiz altına almışız!
Şimdi özgür vatanında yaşayan, hergün sıcak yataklarında uyuyan bizler ne o şehitlerin hakkını ödeyebiliriz, ne de böyle şahsiyetsiz insanların onların değerini anlamasını bekleyebiliriz. Neymiş zenginlerin çocukları neden şehit olmuyormuş niye askerlik yapmıyormuş, başlarım zenginlerin çocuklarına! Onlar adam olsa o kadar zengin olmazlardı zaten.
Dualarımız ve tüm kalbimiz bizim için gözünü bile kırpmadan canını veren kahraman askerlerimizle birlikte..
Cuma, Şubat 22, 2008
Anneeee Ben Taşındım Bileneee:)))

Pazar, Şubat 03, 2008
İğrenç Espiriler:)))

Gecen sabah duramadım ve arkadaslarla geyik yapayım dedim. İlk maili atarak başlattığım geyiğe, büyük katılım oldu:)) Bakın ne cevherler çıktı, biz güldük sizde gülün istedim:))
From: CaDi
To: …………
Subject: Sabah sabah!!
1. 4. Murat neden intihar etmiş?
- İlk 3'e giremediği için...--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazımdan Gönderildi
_____________________________From: .‘The Hakki’.
To: ………
Subject: RE: Sabah sabah!!
Ben oturalim diyorum Gerard Depardieu…
Ayrica bir klasik olan;
Kylie Minoque bizde oturaak…
--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazımi kirdim cok yalniziiiim…
_____________________________________From: Yamyam
To: ……………
Subject: RE: Sabah sabah!!
Dur dur geliyo,
Acele ise bende isiicem
_________________________________
From: DoCa
To: …………
Subject: RE: Sabah sabah!!
- Medyum Memiş kaç kardeştir?
- Dört kardeştir. 1-Small Memiş, 2-Medium Memiş, 3-Large Memiş,
4-XLarge Memiş
--------------------------
BlackBerry yurdun mali herkes onu kullanmali Cihazımdan Gönderildi
From: .‘The Hakki’.
To: ….
Subject: RE: Sabah sabah!!
Volkswagen Passat, sahsi oynama
--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazımi pempelesinceye kadar kizarttim…
Tanju Colak
________________________________________
From: CaDi
To:……..
Subject: RE: Sabah sabah!!
Karnı aç olan eşcinsele ne denir?
- Topaç...
--------------------------
Kahrolsun Halle Berry, Yasasin BlackBerry Kablosuz Cihazımdan Gönderildi
________________________________________
From: .‘The Hakki’.
To: ……………
Subject: RE: Sabah sabah!!
Bir adam kendini surekli kanalizasyona atiyormus neden?
Kendini bi bok saniyormus.
--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazimin beyazi varmi…kiyafetlerime uymuyooo…
Halle Berry Sevenler Dernegi
________________________________________
From: Yamyam
To: …………….
Subject: RE: Sabah sabah!!
+Adamın birisi sevgilisini buzdolabına koymuş, neden?
-Araları bozulmasın diye.
--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazim olmasa da severmiydin beni?
________________________________________
From: .‘The Hakki’.
To: …………
Subject: RE: Sabah sabah!!
Volkswagen Passat, sahsi oynama
--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazımi pempelesinceye kadar kizarttim…
Tanju Colak
________________________________________
From: Tafa
Sent: Friday, February 01, 2008 12:02 AM
To: ………………
Subject: RE: Sabah sabah!!
Opel Corsa
Toyato Corona
--------------------------
Ben senin BlackBerry Kablosuz Cihazinin olmasi ihtimalini sevdim
________________________________________
From: CaDı
To: ……………
Subject: Benden sonuncu igrenc espri:))
Fatih Ürek'in üstüne top düşerse ne olur?
- Piştiiiiiiii...
--------------------------
BlackBerry Kablosuz Cihazımdan Gönderildi, Olmayanlar Utansin
Çarşamba, Ocak 23, 2008
Doca'ya E-Mail!!
"losing my sight, losing my mind, wish somebody would tell me i’m fine, nothing's alright, nothing is fine!! i’m running and i’m crying, i’m crying, i'm crying, i'm crying, i'm crying " :....(((( Papa Roach-Last Resort
Cumartesi, Ocak 19, 2008
Heh yine aynı teraneee!!!

AAaaaaaaaaaaAAAAAAaaaaaaaaaaaa!! Ben yine diyeceğim ki Doca evde yok kaç gündür, görüşemiyoruz! Çok çalışıyo bıdı bıdı bıdı bik bik bik vs vs vs..
Kaç zamandır adam gibi bigi yazamadığımı farkettim! İş yerinde çok çalışıyoruuuzzz.. Bu da hep aynı!!! Eeeee??
Neyse söylemek istediğim bişey var! Doca nın kardeşi vampir beni çözmüş, ben kendimi çözemedim! Ona şefimin bana sürekli harikasın, bravo diye gaz verdiğini söyleyince bana "Zaten sana gaz versek ordan buraya uçarak koşarak yüzerek bile gelirsin" dedi! Evet bu çocuk beni çözmüş, bana verseler gazı ben düz duvara tırmanırım:)) Bu tezcanlılığım, uyanık geçinen saf salak hallerim ne zaman geçecek benim acaba?? Büyüyünce desem kazık kadar oldum hatta geçen saçımda bir beyaz bile bulduummmm!! Allah ım ben yaşlanıyorum, neleri kaçırıyorum bu hayatta, bu yaşlar geri gelir mi? Yaptıklarımdan ve yaşadıklarımdan pişmanlık duyuyormuyum? Bugün çalışırken o kadar insanın içinde neden çaktırmadan dinlediğim şarkılarda ağladım!! Saçımda beyaz var diye mi, herşeyi herkesi o kadar özledim ki!
Haaa bidee çok çok çok büyük pişmanlık duyduğum bişey var, evimde ki karıncaları öldürdüm!! Aldığım ilacı böyle kör gözüne gibi üstlerine püskürttüm! Ben bir karınca katiliyim, annem duymasın! Bana çok kızar, küçükkende karıncaları tutar annemin kokusuna gelmesinler diye kenara koyduğu gaz yağının içine atardım! Annem yakalayıp azarı basmıştı bana! Acımasız katilim ben! Bi kere de anneme solucanları bahçe çapasıyla keskin olmamasına rağmen ortadan ikiye canice kesmeye çalışırken yakalanmıştım! Salyangozları tuza bulama, sinekleri avlama huylarımı saymıyorum! Allahım sen beni affet, bi daha yapmıycam valla! Şekerliğin içine dolan karıncaları suya tuttuğum için beni affet! Tezgahta buzdolabı poşeti ile unuttuğum peyniri balkona koydum bak hepsi gitsin diye! Valla bi daha yapmıycammm:(( Bi can getirebiliyormuyuz ki almaya hakkımız olsun, hadi o zaman çocuktum! Şimdi saçında bir beyazı olan kazık kadar biri oldum!
Pazartesi, Ocak 14, 2008
Uyku, Kapi, Pazar..
O kadar uykum var ki o kadar olur yani! Kafami nereye koysam uyurum su anda hemde nasil tatli tatli uyurum!! Demin Turk kahvesi ictim banamisin demedi valla. Dun Pazar olmasina ragmen calistim ve sabahin korunde! -tamam tamam 9da geldim ama kahvalti edemedim ne haber- geldim yine ise. Sebepte ne biliyormusunuz, bizim dizayn mudurumuz diktatorden toplanti istedi, Diktator de Pazar olsun dedi, dizayn mudurude Pazar saat 9 da olsun o zaman dedi, sankim .idik! yaristiriyorlar, bi guzel ok lestiler!! Bu arada mailler onumde ucusurken ben bilgisayarin basinda agliyordum, Pazar ida bi guzel bize kitlediler diye. Toplantidan sonra yemekte itiraf ettiler birbirlerine siz Pazar dediniz bende vur gozune o zaman 9da olsun dedim diye: ))) Olan arada bize oldu yani! Yaktin bizi Diktator!
Ondan once ki aksamda eve gittik Doca ile saat aksamin 9u olmus, elimizde anahtar zorluyoruz zorluyoruz manyak kapi acilmiyor. Doca kapiyi egip bukmekten, kendine cekmekten kiracak duruma getirdi ama nafile acilmiyor. Alt komsumuz Yamyam i imdada cagirdik, cekic ve tornavida ile geldi, ordan kanirt burdan zorla yok yok, acilmiyor! En sonunda Doca tekmeyi bastigi gibi o sinirle pat diye kirdi kapiyi!! Kilit icerde ki kasasiyla birlikte yeri boyladi, Allahtan cekicleri vardi da, geri yerine caktilar: )) Bende Yamyam icin Tunus hayatimda ilk defa kek yaptim, salak firin kekin ustunu acuk kavurdu ama ben kazidim yinede cok guzel olmustu: )) Kapiyla ugrasirkene Doca elinde ne var ne yok bana vermisti, buna arabasinin anahtarida dahil! Bende alip bi guzel cebime atmisim, dunde o evde kaldi ben ise geldim ya, tabi cebimde arabasinin anahtariyla birlikte: )) Evin yedek anahtarida arabadaydi! Doca da Pazar gunu bi guzel evde mahsur kaldi!! Iste ben adami boyle eve kapatirim: ))) Afferim bana dimi, hihihi: ))
Baska ne oldu diye dusunuyorum ama aklima gelmiyor, uykum acilsin diye ugrasiyorum olmuyor bir turlu! Gozlerim agirlasiyor, kafam masaya dusmek uzere, kapaniyor, gidiyorum, uyumamalimiyimmi acabaaa…fsdfjio[efrjiewj;k…Zzzzz…zzz.. horrrr.. pissss…zzzz…
Pazartesi, Ocak 07, 2008
Duydum ki Turkiye ye Kar Yagiyormuss:)))
Deniz analari kendini kiyiya vurmustu, Sonra Doca ya bol bol deniz anasi taklidi yaptik, bu espriyi ilk defa duymus cok guldu:)))
Oglummm, Deniiiizzzz, hadi gel eve artiiikkkkk:))))
Kumsalda ayakkabiyla yururken karda yuruyomusum gibi geldi, Allah sizi inandirsin:P
Dayanamadim cikarttim ayakkabilariiiii, yasasin OZGURLUUUKKKK, ayaklara OZGURLUUUKKKKK!!!!
Cumartesi, Ocak 05, 2008
vs vs vs.. :))
Birkac gundur gribim ama isler yogun oldugu icin dinlenemiyorum bilene.. Sefim de yok butun isler bana bakiyor anlayacaginiz. Dun aksam hasta oldugumu duyan main building sefimiz bir koca tencere corba yolladi bizim eve hemde limonlariyla beraber, nasil mutlu oldum anlatamam : )) Zaten gurbettesin, eve anahtarla giriyosun, bide hasta olunca insan bir tas corbaya hasret kaliyor. Benim gibi hasta olunca moral bozan tipler icin bu tarz jestler harika geliyor, Allah razi olsun vallaa!!
Corbalari ictikten sonra Doca bi yerde sizip kaldi, bende devrildim ama uyuyamadim epey bi sure, bu sirada ben hapsirip durdukca Doca yerinden firliyordu iyimisin diye: )) Artik nasil hapsiriyorsam..
Dun tuvaletteyim: )))-, karsida ki muslugun flexi baglantisindan paatt diye firlayip tazyikli su direk kapima gelmesin mi?! Iceriye alttan su dolmaya basladi!! Kapiyida acamiyorum, tunedim klozetin ustune birinin gelip suyu kapatmasini bekledim, elim ayagima dolasti: ))
Perşembe, Aralık 27, 2007
Hosgeldin Gorkem Efe
Cumartesi, Aralık 22, 2007
Güneşiiin doğuşuuu batışııı farksıııııız- mııı:)))
VEEE BİR GÜN DAHA BİTİYOR, BEDEVİLER BENİ GÖRÜR GÖRMEZ KOLUMDAN ÇEKE ÇEKE Bİ DEVE YE BİNDİRDİLER, BİRDE KAFAMA SARIK SARIP BEDEVİ KIYAFETİ GİYDİRDİLER TAM OLDUM!! ÇILGIN DEVEMİN ÜZERİNDEN EN NET ÇEKEBİLDİĞİM FOTOĞRAF YUKARIDA;) SONRA ÇILGIN DEVEM Bİ HOPLADI Bİ ZIPLADI AMA ÖYLE SIKI SIKI TUTMUŞUM Kİ EĞERİNİ DÜŞMEKTEN SON ANDA KURTULDUM:))) KOLUM HALA AĞRIYOOOOOO...
Salı, Aralık 18, 2007
Aid Mabrouk !!!

Aid'iniz Mabrouk olsun sekerlerim, Allah hayirli bereketli bayramlar nasip etsin, nice nice bayramlara tum sevdiklerinizle kavusmaniz dilegimle..
Burada You tube yasak, IP numarasiyla girip linki ekledim ama calisip calismadigini goremiyorum. Bir sorun varsa haber verin emi canlarim.. Tekrar kucuklerimin gozlerinden, buyuklerimin ellerinden, yasitlarimin yanaciklarindan operim..
Cumartesi, Aralık 15, 2007
Tatil ne demek, bayram ne demek?
Birileri hayirli tatiler mutlu bayramlar diye mailer mesajlar atmaya basladi da, sorarim size “Eyy blog ahalisi, su garip santiye bulbulunuz Cadi niza anlatirmisiniz, bayram ne demek, tatil ne demek?” Bize hergun bayram hergun ayooll aaaaa!!
Gecen saglik sigortamizin kapsami ve kartlarimiz geldi insan kaynaklarindan. Baktim 10 ay sonra psikolojik destek ve tedavi “in full” gozukuyor!! Bende 10 aya kadar kivama gelmis olurum zaten: )))
Cuma, Aralık 07, 2007
Neler oluyor neler
Eğer Doca cım erken gelirse mantı yemeğe davetliyiz bakalım, şu anda evdeyim ve onu bekliyorum birde açım ya yazı yazayım dedim ilk aklıma bu geldi:)) Zavallı Doca gezici IT ci olduğu için yine bir orada bir burada! Güya aynı yerde çalışıyoruz ama bazen öğle yemeklerinde bile sahada olmuyor.
Burada ki şantiyemiz Tiflis tekine oranla daha iyi, öğle yemeklerini şirketimizin yemek firması üstlendi. Hem çok güleryüzlü insanlar hemde temiz ve lezzetli yemekler çıkarıyorlar. Babamda aşçı olduğu için aşçıları görünce babam aklıma geliyor, onlara sürekli gülümsüyorum. Tiflis ten ve İstanbul danda tanıdığımız için çoğunu muhabbetteyiz. Sabah patatesli börek li kahvaltılar, öğlen kıymalı pideler yapıyorlar çok mutluyum:))
Arkadaşlara gelince yine eski şantiyemizden yada şirketin diğer şehirlerde ki şubelerinden elemanlar var, onlarla aramız gayet iyi. Ama bu şantiyede laf söz çok fazla, zaten daha başlangıçta işle ilgili yaşadığımız bazı sıkıntılarda tam anlamıyla geçmiş değil. Baştan çok üzüldüğüm olaylar yaşadık ama şimdi onları kafama takmamayı öğrendim. Ne gelirse Allah tan diyoruz Doca ile, Allah a şükür bileziğimiz kolumuzda, çalışkan insanlarız. O zor günlerimizde kör topal birbirimize sahip çıkışımız, destek oluşumuz da bize hayat dersi oluyor. Bunlar hayatın sınavları, okul hayatı gibi değil malesef iş hayatı. Hiçkimseye güven olmuyor. Bizde ilke edindik artık, işine bak, kulağını tıka:)))
Burada Tiflis teki gibi mekaniğin konveying kısmında değil tesisat kısmındayim ben. Gerçi orada da başta tesisattan başlamıştım, sonrada konveyinge geçmiştim. Arada ki fark ne derseniz konveyör sistemleri binanın kolu bacağı, tesisat ise akciğerleri, kalbi ve dolaşım sistemleri diyebiliriz. Yaptığımız binalar akıllı bina tipine girdiği için ben hep canlı bir organizma gibi düşünürüm. Binanın beyni IT, sinir sistemi Elektrik Grubu, Kolu bacağı konveying sistemler ve dolaşım sistemi kalbi dediğim gibi mekanik tesisattır. Zaten burada bu dört grubun tamamı bir birim altında toplanıyor. Mahşerin dört atlısı diyebiliriz. Geri kalan inşaat-ince işler kaba işler- ve mimari grup oluyor. Tüm birimlerden projeler mimari grupta toplanıp çakıştırılıp sorunlar gideriliyor. Ve sahaya for construction dediğimiz son haliyle veriliyor. Bu sırada da her grupla çakıştığımız konular oluyor haliyle:)) Her ne kadar her birimin işleri konusunda uzman taşeronlara verilsede onların koordinasyonunu sağlamak çözümler bulmak bize düşüyor. Güya Fransız lar çizmiş bu binanın mimari projesini!! Ama o kadar kötü ki anlatamam!! Yapan adamlardan bir kaçıyla görüşmüştüm ilk geldiğim sıralar yaptığımız toplantılarda. O kadar saçma sapan çizilmiş ki adamları baya sıkıştırdım mekanik konusunda ama cevap veremediler, sanki projeleri çizen kendileri değil! Halbuki nasılda gözümüzde büyütürüz Avrupa lı diye, yine ne varsa bizim Türk Mühendisler de var valla:)) Anlayacağınız bu saçma sapan binayı* pardon binaları- 13 tane bina var toplamda- hali yoluna koymak baya sorunlu iş. Ve mesaimiz dolu dolu geçiyor. Buraya da ne kadar yazmak istesemde zaman bulamıyorum!
İşte beyleyken beyle, aklımda mantı var, eşyalar var, ama özellikle Sugibi var. Bugün doğuma gidecekti, herkesi gezdim bi haber alamadım. İnşallah sağlık sıhhatle bebişine kavuşmuştur! Darısı Palyanço ma, Pru ya ve yeni anne adayımız YabanEriği ne:)))))
Cumartesi, Aralık 01, 2007
Google Earth'de bir Turk:))
Cuma, Kasım 30, 2007
hayat yine vurdu birilerini
Bi yandan Ucaklar dusmesin, vatan bolunmesin,
Bi yandan hafta tatili 3 gun olsun, karnim hic acikmasin..
Hayat boyle herseyiyle acisi ve tatlisi ile …
Allah geride kalanlara sabirlar versin...
Çarşamba, Kasım 14, 2007
Tosun Pasa nin Tuvalet Maceralari:)))
TAVSAN ABLAM DOGUM GUNUN KUTLU OLSUN, ALLAH SANA MUCIZEN VE TATLI DOCISINLE, VE BIZIMLE HAYIRLI UZUN SAGLIKLI BIR OMUR NASIP ETSIN!!
Gün olmuuus, harman olmuus,
Torbalar bosaldıkca dolmuuus,
Akılsızlar akıl almıııs, aklını basına toplamııııs,
Ama bizim yayamazlaaav yeyinde duyamamıııs,
Biv hoplamıııs, iki zıplamıııs,
Ücüncüüde biv masalıın icine düsüveemiiissleee...
Aslındaa bu giriş bizimkinin Kaya ile Sinan Masal Dünyasında (Epsilon Çocuk Klubü- Teyzesinin hediyesi) kitabının girişi. Bu kitabı Akilli Bıdık efendiye yaklaşık 2006 Aralığından beri okuyoruz ara ara da, şimdi uyumdan önce bunu istedi. Önce,
-Sen dinle ben okuycaaam, deyip yukarıdaki gibi okudu. Sonra resimlere daldı yani oraya girmiş gibi dikkatli dikkatli baktı, deriin bir iç çekişten sonra bana uzattı, (uykusu daha ağır bastı sanırım ki)
-Sen okumusuun mamanii? deyince, ben okudum.. O da uyudu.
Neyse, o uyurkeen, ben bizimkinin tuvalet maceralarını yazmaya karar verdiim..
Anneanne burada iken, öğretmeyi çok istedi ama bizimki hazır değildi ki “istemiyoyuum” deyip durdu. Değil tuvalete oturtmak, banyoya bile götürmek için ikna edemiyorduk. Ben de nasıl olsa öğrenecek deyip, kalabalıkda yeterince ilgilenemeyeceğim için de, hiç zorlamadım.
Sadece birgün Pamukel sormuş “Bıdık çiş var mı? Oturacak mısın?” diye, ona “evet” demiş ve çişini yapmıştı da anneanne nasıl mutlu olmuştu... Ondan sonrada tuvalet adaptörü acıtıyo dedi bir daha oturmadı. Hatta anneanne Esim Almanya’ya fuara gittiğinde tren getirttirdi.
Anneaneler gittikten sonra, gittik yumuşak olanından yeni bir tuvalet adaptörünü, beraber beğenerek aldık. Bir iki kere teşebbüs ettim baktım hala istemiyor onu inatlaştırmak da istemediğim için tamam dedim.
Ama arada bir, altını değiştirirken “aaaaaaaa de” derse, biliyorumki çişi var ve tuvalete oturuyo çişini yapıyor.
Geçen hafta altını değiştirirken, yinee aaaa diyerek tuvalete koştuk, oturdu bir güzel de çişini yaptı. Bez bağlamayalım arabalı kilotu giyelim dedim itiraz etmedi onu da giydi. Bizim odada o oynarken ben de ortalığı toparlarkeeen, bir de baktım kiii ıkınıyoo ayakta hemde, ben de gözler kocaman olmuş bir vaziyettee;
- Oğlum kaka mı yapıyoosuuun?
- Eveeet kaka yapıyoruum (sesi ıkınmalı hala)
- Amaaaan oğlum, dur o zaman, hemen tuvalete otur, orada yap o zaman,
diyerekteeeen bizimkini kolundan tuttuğum gibi, 2 adım ötemizdeki tuvalete sürükleyerek uçurdum. Hemen pantolonunu ve kilotuuu çıkardım kii, kaka yapılmıış tane tane (neyse ki her zaman yaptığı gibi bulaşık degil, iiiggg iğrencim di mi? –eeee anne olunca insan iğrenmiyo artık).
Tabii ben o panikle çıkarırken, kakalardan bir parça paspasın üzerine düştü mü, ben buna dur derken, bunu kenara çekmeye çalışırkeeen, bu da üzerine bastı mııı.. Bunu tuttuğum gibi duşa çektim güzelce yıkadım, hadi içeri git dedim, ki ben de ortalığı toplayayım. Bu güle-oynaya bizim odaya gitti, eeee tabii herşeyi ortada yaa. Ben de paspası kaldırdım, ortalığı temizlerkeeen, bizim velet koşa koşa, güle gülee gelip,
- Ayna çisss olduu,
- Nee nasıı, nasıl olduu (Çökmüş bir moralle)
- Aynaya çissss yaptıım, çok komiiik mamamii (Bu arada bir neşe bir neşee), ben koşa koşa odaya gittim kii,
Aynadan hala çiş damlaları aşağıya kayıyoo, ağlayım mı güleyim mi şimdi ben,
- Oğlum ne yaptın? Nasıl yaptıın?
- Bak anne bölee yaptııım deyip uygulamalı olarak da göstermesin mi – ama Allah tan çişi kalmamış ki uygulama gerçeğe dönüşemedi.
Koşa koşa kağıt havluyu getirip halıdaki çişi emsin diye oraya yerleştirip bunun pipisini temizledim. Hadi sen git dedim ne de olsa çişini de kakasını da yaptı artık. Bu yine neşeli neşeli gitti ee ne de olsa pipi hala ortada.
Banyonun kapısını da kapatıp, caaaanım halımda ki çişi emdirip sileceğim. Kim dedi size, evinizi duuvardan duvara halı ile döşetin diyee, hem de açık renk. Sen ben çocuk istemiyorum deyip geçindin. İşte bak çocuğun oldu da, evine çiş bile yaptı velet diye bir taraftan geçmişi yad et, bir taraftaan çişi emdirmeye çalış. Amaaan bu da işemiş de işemiiş, hala kağıt havlu halıda ıslanıyoo diye düşünürkeeen, cık cık cıııık yaparkeeen, ne oldu sizcee? Hadi tahmin edin bakeeem, yine koşa koşa neşeli neşeli geldi,
- Mamani çok komiik,
- Ne annecim, ne çok komik?
- Kaka oldu (Bende gözler yerinden fırladı, beynim de tavana fırladı, yerine yerleştileeer, kendime geldim ve korkuyla beraber, yok artıık canıım diyereek)
- Neresii kaka olduu?
- Çok komik mamanii halı kaka olduu deyip(bu arada hala karşımda hem gülüyo, hem zıplıyoo), beni koridora götürdü elimden tutarak, zira ben beeen... (ühüü ühüüü bir taraftan da ona kızgınlığımı belli etmemeliyim sakin olmalıyım diyerek içim ağlasa da) gülümsüyoruum. Şimdi böyle yazdığıma bakmayın o anda?
Koridora çıktık kii, evet bir parça kakada oraya kondurmuş. Kaka, ben ve Bıdık birbirimize baktııık baktıık. Allah’tan yine, tane halinde. Beterin beteri var; bir de ishal gibi yapsaydı, yada yine yanlışlıkla üzerine basıp onunla evin içinde yürüseydii dimi. Iyyyy.
Derhal bir parça kağıt havlu ile kakayı aldım halıdan. İyi, hiç bulaşmamış. Hemen bir sandalye kapıp, yerini de belirledim. Bunu da kucaklayıp her ihtimale karşı odasına götürüp, altını silip bir güzel bezledim, salona götürüp BabyTv yi açtım ki otursun artık bugün bu kadar vukuat yeter.
Önce yatak odasındaki halıyı, bir güzel ilaçlı sularla sildiim, sonra kakalı yeri temizlediim sonra da banyoyu toparladıım.
Neymiş efenim; henüz benim oğlum, tuvalet alışkanlığını almaya hazır değilmiiş. Neymiş efenim; çocukmuş buu, saldım çayıra deyip, pipi-popo açık gezdirilmezmiiiş.
Akşam docişe anlatıyorum gülüyoruz karşılıklı. Bi de aynı heyecanla babasına zıplayarak;
- Ayna çis olduu, diye zıplayarak gülmüyor mu. (Yerim ulen ben senin o suratını yeeer.)
Bir de o gün Pamukel öğleden sonra bize gelmişti, ablamlar dükkan temizliği ile ilgileneceklerdi de. Bizim ki Pamukel'in elinden tutup aynayı gösteriyo,
- Bak , ayna çiş oldu, halıyı gösterip
- Bak , halı kaka olduu çok komiik.
Pamukel’de merakla koşa koşa gelmiş bana soruyo,
- Teyze Bıdık aynaya mı çiş yaptıı?
- Yok canım o da nereden çıktı, aaa... cık cık cııık...
Neyse bu hafta daha tecrübeli bir anne olarak, altını değiştirirkeen “aaaaaa de” derse götürüyorum tuvalete oturuyo çişini yapıyo vee hemen altını bağlıyorum. “aaaaa de” demezse de zorlamıyorum. Ama hep konuşuyorum, anlatıyorum. Önce zihnen hazır olmalı dimi efeniim.
Şimdilik bu kadar, sağlık ve sevgi ile kalmanız dileklerimle...
2 Comments:
cadı said:
Puhahahaha:)))))))))))))))Gulmekten altima yapacaktim abla, haha:) Ama sen temizlerdin demi, alistin nede olsa, hahahaaa:))))
Tavsan said:
sen güüül benim de güleceğim günler gelir elbet. temizlerim kardiş evet alıştım ne de olsa. öptüm seni kocaman
Cumartesi, Kasım 10, 2007
Cuma, Kasım 02, 2007
Kedi kedi kardesim Sinavi kazandi: ))
Benim pek sevgili Cancan ablam, ailemizin en temiz, titiz, ve kalbi temiz kisisidir bence. Biz arada Tavsan la sunu bunu cekistiririz ama o duysa bize kizar hemen, lafi da agzimiza tikar: )) Birakmaz ki iki dedikodu yapalim: ))
Iste benim bu Cancan ablam zor kosullarda, dershaneye bile gitmeden –ki ayrica cok zeki bir insandir, masallah canim ablama- Turkiye nin sayili unv.lerinden birinin zamaninin en yuksek puanli bolumlerinden birini tutturur.
O zamanlar internet olmadigi icin sinav kagitlari eve gelmektedir, annem bir yaz gunu evde tek basina dikis dikmektedir. Her zaman ki postacimiz, annemin Almanya da ki kiz kardesinden yada memleketinden gelen mektuplari kaybetmeden getirsin diye paket paket sigara verdigi, tum ailemizin resmi gayri resmi islerini bilen guleryuzlu postacisi bagirir, “E.. Hanim, Cancan in sinav sonucu geldii!!” Annem sinav kagidini acipta bu harika haberi okuyunca evin icinde bi o yana bi bu yana kosturmaya baslar. Sonra hizini alamaz disari cikar, bi komsuya der heyecanla, “Kizim sinavi kazandi!!!!”, komsu asik suratla “ayol, bu da hic kiz meslegi degil” der. Annem yine ayni heyecanla bir digerine soyler, o da “ Aaa o bolumun modasi gecti” der, anlayacaginiz annem icinde ki sevinci paylasacak, ellerinden tutup sevincle ziplayacak bi ademoglu bulamaz. O sirada bi kedi gorur ve sevincle kediye donup “Kedi kedi Cancan sinavi kazandi” deyiverir: )) Zavalli kedicik ise anneme donup gulumser gibi “Miyaaaav” der: ) O gun aksam olupta ev halki gelene kadar postaci ve kedi haric annemin sevincini paylasan kimsecikler olmamistir.
Iste insanlarin bu yargilarindan oturu icinizden tasan sevinci, huznu bile bazen paylasmaya cekinir yada korkarsiniz, butun insanlar yabacidir, etrafinizda tek guvenecek dal bulamazsiniz. Boyle anlarimda annemi hatirlarim, annemde bacilarindan ve ailesinden benim yaslarimda ayrilmis, kaderimiz birmis annecim: )
Bugun de Doca nin kardesi, kendi kendine taktigi isimle Wampir -bu ismin anlamini cozdum ama biraz gec oldu sanirim : ))))- CCNA (cisco certified network associate) sinavini kazanmis, hemde sadece 1 soru yapamamis. Afferim sana kerata, bende burda soyleyecek adam bulamadim iste, sizlere soyleyeyim dedim. Kediciklerim benim Wampir kardesim sinavi kazandi:)) -Bu arada kendisi bana abla Doca ya eniste diyor:))
Cuma, Ekim 26, 2007
Salı, Ekim 23, 2007
SIYAH PROTESTO
Pazartesi, Ekim 22, 2007
Kimin Savasina Alet Olacagiz?
http://www.haberler.com/3-koldan-atese-aninda-karsilik-haberi/
http://fotogaleri.haberler.com/turkiye-sokaklara-dokuldu/
Nasil icim yaniyor, nasil kahroluyorum sabahtan beri yerimde duramiyorum. Allah im sen bizlere bir cikis yolu ver! Bizler savas cikmasin diye yillardir sogukkanliligimizi koruduk. Simdi agir tahriklerle bizi kuzu kuzu savasa surukluyorlar!
Sogukkanli dusununce anliyorum ki, biz istesekte istemesekte savasmaya zorlaniyoruz, anladigim su ki Amerika "hadi Turkiye Irak'a gir, biz sictik, sende siva" diyemiyor ama bir gecede 200 Pkk itini topragimiza surup askerlerimizi kallettirip damarimiza basiyor ve bizim duygularimizi kabartarak oraya girmemizi sagliyor. Butun bunlarin guzelce oynanmis bir oyun oldugunu dusunuyorum. Simdi onlar bize yok girmeyin dedikce, biz inatlasan cocuklar gibi hayir hayir girecegiz diye tepiniyoruz. Girecegiz ne olacak daha az mi askerimiz olecek? Turkiye de ki yuvalarini kurutamiyor, sinirlarimiza sahip cikamiyor iken, nasil bilmedigimiz topraklarda at kosturacagiz?!
2008 e geliyoruz ve hala insanlar birbirlerini katlediyor, agliyorum kahroluyorum. Bu hicbir zaman Kurt-Turk meselesi olmadi, olen askerlerimizin yarisi Kurt, analari agitlar yakiyor kurtce. Sanmayin ki Irak ta oldurulen teroristler basimiza bela olmayacak! Yillarca once savastigimiz adamlara soykirim yaptiniz diye kafamiza kafamiza vuruyorlar, simdi biz onlarin ekmegine yag surup savas baslatacagiz. Amerika savasinca adi ozgurluk savasi olur, biz yaparsak adi katliam olacak! Biz sonuna kadar hakli iken bizi tum dunyanin gozunde suclu durumuna dusurecekler.
Turkiye herseyden once, toprak butunlugunu korumali, sinirlarina sahip cikmali, oncelikli isimiz vatan topragini bolmelerine engel olmak. 200 kisi nasil olurda bir gecede sinirdan girip geri gider? Bu nasil bir sinir diye kimse sormaz mi? Nasil bir oyunun icindeyiz Allah im, sen bizi duzluge cikar!
PKK saldırısında 12 şehit veren Hakkari'nin Dağlıca köyündeki piyade taburunda yaralanan kahraman erlerden biri, o gece yaşananları yakınlarına anlattı.
Sabah Gazetesi'nden Erhan Öztürk'ün haberine göre; hastaneden, kendisini telefonla arayan yakınları ile görüşen Mehmetçik, "Çatışma saatlerce sürdü. O kadar kurşun sıktık ki, mühimmatımız bitti. Bendeki şarjörler bitince, şehit olan arkadaşlarımızın şarjörlerini aldım. Beş şarjör bitirdim" dedi. Halen askeri bir hastanede tedavi altında tutulan ve durumu iyi olan Dağlıca Taburu'nun kahraman gazisi bazı arkadaşlarının da kaçırıldığını söyledi. İşte kahraman askerin anlattıkları:
KÖSTEBEK KUŞKUSU
"Cumartesi'yi pazara bağlayan gece yarısı, birliğimize sızma yaptılar. Çok kalabalıklardı. Ve çok yüklü gelmişlerdi. Biz tepede 50 kişiydik. Uyuma şansımız yoktu. Tepe emniyetini alıyorduk. Çok yakınımızda olduklarını biliyorduk, sesleri geliyordu. Telsiz konuşmalarını da dinliyorduk. Üstlerimizden öğrendiğime göre, içimizden, bizi bilen biri 'Buraya gelebilirsiniz, Burası savunmasız demiş... Bir anda geldiler.. Her yerden çıkıyorlardı. Özellikle üst bölgeyi çevrelediler. Biz iki gün öncesine kadar biliyorduk geleceklerini. Çok kalabalıklardı. Adamların nöbet tuttuklarını, doldur boşalt yaptıklarını, şarjörlerini değiştirdikler değiştirdiklerini her şeyi gördük. Hem termal kamera, hem nikon hem de gece görüş var. Her şeyi gördük. Bizimkiler sekiz kilometre öbür tarafa 3- 4 tane havan attı.
SAYILARI 150'DEN ÇOKTU
Gelenlerin sayısı 150'nin üstündeydi diye tahmin ediyorum. Çünkü üç bölgeyi yuvarlak içine aldılar. Hepimiz uyanıktık. Saat gece 12'yi 20 geçe başladı. Saat 4'e çeyrek kala kobra helikopterler geldi. O saate kadar hep savunmaya çalıştık. Mühimmatımız bitti. Bende üç şarjör kaldı. Şehit olan arkadaşlarımızın şarjörlerini aldım. Beş şarjör bitirdim. El bombası pimi çektim. Bir tane hücüm yeleği buldum. Onlar üstten ve arkadan saldırdılar. Biz önden bekliyorduk. Bizim inip, çıkamayacağımız yerlerden geldiler. Bunları önceden tespit etmiştik. Benim onbeş metre ilerimdeydi adamlar. Kürtçe falan konuşuyorlardı. İsimlerini falan hep duydum. Roketleri vardı. Çok sağlam gelmişlerdi. Doçka (bir tür uçaksavar) bile getirmiş adamlar. Çok ağır bir silah. Silahlar, el bombaları....Bizden 7-8 kişi şehit düştü. Biz 50 kişiydik. 20 kişi kaldık. 14'ü hastanede burada. Sağlamlar. Gerisi ya onlarla gitti. Ya da şehit oldu.
YARALILARI TAŞIDIM
Sonra kobralar bastırmaya başlayınca çocukları aldılar, gittiler. Ben bir tanesini vurdum diye sanıyorum. Çünkü el bombası pimi sesini duydum. On metre yukarımdaydı. Biz aşağıdaydık. Benim yanımda çok arkadaşım öldü. İki tanesini sırtımda taşıdım helikoptere. Onlar gidince sağdan soldan yaralıları topladık. Ben de yaralıyım ama diğer diğer çocuklara göre iyiyim. Sağlığımda bir sorun yok..."
Çünkü gözler yanmıştı ...
BU UNUTULUR MU ? (Ama malesef unuttuk...)
Birinci Dünya Savaşı'nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kismi da Mısır'ın Iskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi. Kampın tam adı, 'Seydibesir Kuveysna Osmali Useray-i Harbiye Kampı' idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tumen'in 48. Alayı'na baglı Osmanlı askerleri tutuluyordu.
12Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, agır hakaret ve aşagılamaya maruz kaldılar. Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi... Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kamplarin Ingiliz komutanları , azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savas bitmişti.
Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, Ingilizler'in işine gelmiyordu. Cünkü, olasi yeni bir savasta, bu askerlerin yeniden karşılarına cıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, Ingilizlerin beyinlerine işlenmişti. Çözüm toplu katliamdı...
Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin cok uzerinde krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak Ingiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarina izin vermiyorlardi. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez Ingilizler havaya ateş etmeye başladı.
Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Cünkü gözler yanmıştı ... Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu.
Bu vahset, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan Ingiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması icin TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler. Tabiiki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işide unutuldu gitti. Ama onlar unutmuyorlar... Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması...
ŞEHİTLERİMİZE SAYGINIZ VARSA 3 dakikanızı almaz bu yazıyı arkadaşlarınıza göndermek.
ERMENİLER SOYKIRIM YAPILDI DIYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR BİZİM TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK.
Salı, Ekim 16, 2007
..Hayat..
Cok kucukken birisi bana kucuklerin gunahlari anne ve babalarina yazilir demisti, o zamanlar en ufak birsey yapsam annem babam cehenneme gidecek diye odum patlardi. Hala icimde ayni endise vardir. Yureklerinde merhamet olmayan insanlardan koru bizleri Allah im. Iyi ki dogduk mu yazdiktan sonra ogrendim sehit haberlerini.. Karistim kotu oldum, sonra bayram geldi, arkadaslar geldi, acildim moral buldum. Hayat dedim ne tuhaf, yine dedim, hep dedim, garip, karisik, hep tuhaf..
Çarşamba, Ekim 10, 2007
Iyi ki Dogdum-k mu:)
Tatlıım beniim,
Seni düşünürken gözümün önüne annemlerdeki masanın karşısındaki duvarda asılı duran, büyütülmüş, hani sen anasınıfına giderken, elinde legolarla oynarken, okulda çekilmiş , kocaman kocaman D olmuş kara gözlerle, yay gibi dudaklarıyla gülümsemesi dudaklarındaan başlayııp yanaklarıda geçiiip, gözlerine kadar geleeen, miniiiik meraklı köftemiiz:))) geliyor
Canım yaa, ne kadar sana ait yüzlerce resmin olsa da benim cadım (aslında o zamanki lakabın meraklı köfte idi ya) işte o resimdeki cadı. Hep o gelir aklıma. Hatta anasınıfına kayıt için çektirdiğimiz resmin hala, tüm sevdiklerimin vesikalık resimlerini saklıyorum yaa, onların en üstünde abim ve ablamla yanyanalar...
Senin de gözlerin yaşardı değil mi?
Hani sen o zamanlar "m" ile başlayan kelimeleri söyleemezdin yaa;
masa: vasa, mutfak:vıkvak derdin yaa, hani o meşhur yeşil örtü ile kırmızı minderlerle sandalyeden evler yapıp altında oynamaya çalışırdık yaa, hani benim okul arkadaşlarım aradığında telefona ben gelene kadar üüüfff üfff diye üflerdin yaa, hani sen hasta olduğunda anneme dikişde yardım edip de kazandığım parayla sen mutlu olursun diye oyuncak ses çıkaran telefon almıştım da sen elinden bırakmazdın yaa, hani canım annem seni bana emanet edip de, dışarı gidip işlerini halledeyim diye çırpınırken, ben seni, ballı ballı geliyor diye korkutup bağırttırırdım yaa ( ne olur seni korkuttuğum için affet beni hakkını helal et emi), hani annemin verdiği okul harçlığımdan aldığım çokomeli sana getirir verirdim de onun parlak kağıtlarını düzleştirip defterimin arasında saklardım yaa, sen de benim okuldan gelişimi salondaki pencereden cama yapışıp beklerdin de beni görünce çırpına çırpına kapıya koşup açardın yaa...
Valla bak çoook özledim seni çooooooook.
Şöyle sıkı sıkı sarılsaydık değil mi hiç ayrılmasaydıık,
Doğum Günün Kutlu Olsuuun,
Allah hep mutlu sağlıklı ve huzur dolu sevdiklerinle beraber, uzuuun bir ömür geçirmeni nasip etsiin.
Öpüyoruz seni kocamaaan,
Tavsan Ablan ve Ailesi:)
Sevgi ile kalıın.......
Not: Tavsan ablam bu yaziyi yorum olarak birakmisti bana, sabah sabah gozlerimden damla damla yaslar akti, Cancan ablam da asagidakileri yazmis mail ile, kislar gozume makyaj yapmistim tamda, yapilir mi bu bana:))) Allh beni sizlerden mahrum birakmasin, operim kocaman kocaman!! Ablamdan o sakladigi fotografimi istedim bakin ne geldi, basinda kocamaaan kurdelasi ile cingoz cingoz bakan Cadi:) 5 yasinda iken efendim:))
iyiki varsın uzakta olsanda varsın, allaha şükür.
allaha şükür ki seni bize verdi ve tanıdık ne güzelsin
seni çooook seviyorum ablacım
öpucuk kucak vs.vs.vs....Cancan
Not: Seker Ada'nin guzel annesi ile dogum gunlerimiz ayni, gecen yil ben baskin davranmis onunkini kutlamistim, bu sefer o benden once davranmis:))
Sinem'den: Cadıcım Cadıcım yaşasın bu yıl ben yetiştim. Doğum günün kutlu olsun canım.Mutlu yaşlaaaaar:))
Sinemcim Canimcim, seninde dogum gunun kutlu olsun, Allah herseyi gonlune gore versin, kocamn kocaman opucukler:))))
Salı, Ekim 02, 2007
Uretim Hatasi - Defolu Cadi
Evet evet uretim hatasi ama herhangi bir malzeme degil, hatali olan bendenizim! Annem beni yaparken bi bel omurumu fazladan koymus, hani ilerde bisey misey olur kullanir diye dusundu herhalde! Hayir yedek bobregim, yedek kalbim falan yok, omurga kemiklerimden bi tanesi iste alti ustu. Ama bunun hakkinda ki geyik bir turlu bitmedi gitti.
Kucukken bobregimden kum doktugumde benle dalga gectikleri yetmedi, simdi de omurum fazla diye yapmadiklarini birakmadilar. O zamanda insaatlere kum yetistiriyor diyorlardi!
Maillerle bi yandan tavsan ablam, bi yandan da Mayonez beni delirtiyor : )) Sol bacagimda derinden derinden agrilar peydahlanirdi kucuklugumden beri, sanki icinde bir kablo varmista cekiyorlarmis gibi. Gecen Sali gunu muydu neydi, bu bir basladi agrimaya durdurabilene askolsun. Tam o sirada da tesadufen ofise sirketin doktoru gelmis, anlattim durumu. Sizlandigimi gorunce igne yapalim sana dedi, bende gikimi cikaramadim. Zaten toplantidan toplantiya giriyoruz bi yerimde rahat oturayim dedim. Adam ingilizce bilmediginden soforler sayesinde cat pat anlastik, mutlaka rontgen cektirsin siyatik olabilir demis ve hastaneye sevk yazmis. Bende bi arada gittim cektirdim rontgeni o da bi macerali oldu zaten, adam bi kere onden cekti, sonra ok dedi gitti. Bende uzerimi giyindim haliyle tam cikicam oooo dedi dur gitme –yani sanirim oyle dedi: )-, tekrar giy onlugu yandan da cekicez. Iste dil bilmemek ne kadar resil bisey! Herneyse ciktik sonuclari bekliyoruz, iki doktor aralarinda konusup benim rontgene bakiyorlar, sayip duruyolar felan! Bizim soforlerle gitmisim bende, hersey komedi gibi geliyo bana zaten: ) Sofor “matmazel -kucuk gosterdigim icin hala matmazel diyorlar, cok hosuma gidiyo: )- sizin 5 olmasi gereken yerde 6 omurunuz varmis” deyince aldi beni bi gulme: ))) Bu sefer onlarda gulmeye basladilar, “nasil olmus” dedim, “dogustan” dediler. “Napcaz” dedim, “agir kaldirmayin dikkat edin ve simdilik bu ilaclari kullanin” dediler. Ne edelim peki dedik geldik! Doca’yada ulasamamistim sabahtan beri, o sirada da mail attim ablamlara ve Mayonez e uretim hatasiyim diye, hay atmaz olaydim! Ciddi bisey olmadigini anladiklari an basladilar dalgaya, gunler gecti laflari bitmedi: )) Su yazdiklarina bakin:
“Miki miki 6 kulakli miki
Miki miki 6 burunlu miki
Cadi cadi 6 omurlu cadi” Tavsan ablamdan!!
“ilerde tekerlekli sandalyeni Doca sürecek söyle body yapsın, kas yapsın: )”
“6 6 6 amanda 66666” Mayonez’den!!
Bide babama bakin: “Hah o Cadi ya soyleyin benimde kemige ihtiyacim vardi, gondersin de corba yapalim, hahahahaa-burda da erol tas gibi guluyo-”
Ben ne yapayim bunlarla bilmiyorum ki: )) Ulan bi hastayim diye kendimi acindiramadim sunlara: ))




