Aşağıda okuyacaklarınız 2007 yılında yapılan açıklamalardır ve ALINTI'dır.
Tunus, Türkiye den bir gün sonra oruca başladı. Bayramda da aynı şey olacak. Biz Türkiye ile oruca başladık içimiz rahat olsun diye (sonuçta bilim adamları hesaplamış) ama bayramı nasıl yapacağız hiç bilemiyorum??? Nasıl bu kadar farklı olabilir onu hiç anlayamıyorum!
"Ramazan'ın başlamasına çok kısa zaman kaldı ve dünyadaki yaklaşık bir buçuk milyar Müslüman'ın kafasını tek bir soru meşgul ediyor: Oruca ne zaman başlayacağız?
İslam dünyasında birçok ülke Ramazan'a hilali gözetleyerek başlarken bazı ülkeler de takvim hesabıyla 13 Eylül'ü Ramazan'ın ilk günü olarak, günler ve hatta yıllar öncesinden ilan etti.
Batı ülkelerindeki ve dünyanın diğer bölgelerindeki Müslüman azınlıklar ise ya Suudi Arabistan'a uyuyor veya asıl ülkeleriyle birlikte Ramazan'a başlamayı tercih ediyor.
Dünya Bülteni, İslam Dünyası'nda Ramazan'ın başlangıcıyla ilgili gelişmeleri ve Ramazan'da İslam Dünyası'nı sizlere özel dosyalarla geniş ve ayrıntılı bir şekilde sunmaya gayret edecektir.
Hangi ülke Ramazan'a ne zaman başlayacak?
Körfez ülkeleri, Mısır, Cezayir ve Ürdün Ramazan hilalinin Salı akşamı gözetleneceğini bildirirken, Fas, Sudan ve Filipinler'deki Müslümanlar Çarşamba akşamı hilali gözetleyeceklerini açıkladılar. Libya ise Çarşamba gününün Ramazan'ın ilk günü olduğunu ilan etti.
Suudi Arabistan Yüksek Adalet Konseyi, Müslümanlardan Pazartesi'yi Salı'ya bağlayan gece Ramazan hilalini gözetlemelerini istedi. Konsey, Pazartesi'yi Salı'ya bağlayan ve Salı'yı Çarşamba'ya bağlayan gecelerde Ramazan hilalinin görülmemesi durumunda 13 Eylül Perşembe gününün Ramazan'ın ilk günü ilan edileceğini bildirdi.
Irak'ta ise Sünniler Çarşamba gününün Ramazan'ın ilk günü olduğunu ilan ederken, Şiiler Perşembe günü oruca başlayacaklarını açıkladılar.
Ürdün başkadısı Müslümanları Salı akşamı Ramazan hilalini gözetlemeye çağırırken Lübnanlı Şii alim FadlAllah, hesaplamalara göre Perşembe gününün Ramazan'ın ilk günü olduğunu söyledi. Filistin Müftüsü Muhammed Hüseyin ise, Salı akşamı hilalin gözetleneceğini açıkladı.
Kuzey Amerika İslam Cemiyeti, yayınladığı bildiride, Ramazan hilalinin 12 Eylül'de Avustralya, Güney Afrika, Güney Amerika ve Kuzey Amerika'da görülebileceğini ve bu nedenle 13 Eylül Perşembe gününün Ramazan'ın ilk günü olduğunu açıkladı.
Bildiride, Ramazan ayının bu yıl 29 gün süreceği ve 13 Ekim Cumartesi gününün Ramazan bayramı olacağı belirtildi.
Hindistan ve Pakistan, 14 Ekim Cuma gününün Ramazan'ın ilk günü olduğunu açıklarken, Gana Müslümanları Çarşamba akşamı hilali gözetleyeceklerini bildirdi."
Sevgili Docacım, biliyorsun arabam yok ve evimizde markete uzak. Hem eve gittiğimde geç oluyor ve bizim oralar o saatlerde pek tekin değil. Yoksa sana bırakmazdım:(
17.07.2009 Cuma günü Elf ve Cadı sahada inceleme yapmaktadır.
Cadı derki “Elf başım dönüyo, içim sıkılıyo böyle kalbim pıt pıt atıyo, içimde bir sıkıntı var!”.
Elf "sıcaktandır" der, işlerini bitirip ofise dönerler.
O sırada Cadı, Tiflis’ten gelen e-maili görür. “Hello Missis Cadı! +90532 … .. .. This person was calling you at the your old number.” “Aaa, tavşan ablam aramış! Neden Gürcistan’ı aramış ki?” Hemen abla aranır,
“heheehee abla kafan yerinde mi beni aramışsın ama yanlış yerde! Taaa Tiflis’ten mail attılar sen aradın diye”
Ben böyle zırvalarken ablam zorlukla konuşmaktadır.
Sesi tir tir titremek bu olmalı, “Canım bak şimdi sen gurbettesin ama üzülme bi tanem, tamam mı? Beklediğimiz oldu”
??!!?!?!?! beklediğimiz? Yok ki bir beklediğimiz, ben hiçbirşey beklemiyorum!!! Hiç beklemek istemiyorum, ve beklemeyeceğim…
“Anikomu kaybettik!” Bir sure salak gibi bağıra bağıra ağladım ofiste, sonra kalkıp koşa koşa idari işlere, ilk uçakta bana yer derken, daha önce haberi alıp orada olacağımı tahmin eden Doca’yı görüverdim.
İlk defa rahat rahat ağlamama izin verdi. Ağladım çok ağladım. Ta ki eniştem O’nun nasıl terk-i diyar ettiğini anlatana kadar. Öyle güzel olmuş ki gidişi, onun gibi iyi bir insan zaten böyle giderdi..
Annemi istemişti, gelsin diye söyleyip durmuştu. Annem gidemedi bir sure, onun yerine Tavşan ablam gitti. Ama dönmek zorunda kaldı, Annem epey sonra ayarlayabildi herşeyi ve gitti. Annemi mi beklemiştin Aniko?
Söylediklerine göre Annem 17.07.2009 da sabah 6 da inmiş İstanbul’a. Hemen Anikoya gitmiş. Kahvaltı ettirmiş çorbayla. Anikom karnını göstermiş ağrıyor diye, annem dua okumuş. Sonra arkadaşını çağırmış Anikonun, o da 3 kere yasin okumuş.
Ağrın geçti mi demişler, "hafifledi çok iyi geldi dualar" demiş.
Konuşmuşlar, annem “seni iyileştiricem” demiş ona. “Artık geldim merak etme”. Sonra ikindi de yani sahada benim kalbim pıt pıt atarken onun ki duruvermiş, uyumuş gitmiş.
Yanında annem ve kuzen bacum varmış. Inanmamışlar kuzen bacumla bir iki saat onu uyandırmaya çalışmışlar. Onların o hallerini düşündükçe yüreğim parçalanıyor.
Aniko, annemin biricik ablası. Tüm kardeşlerimle benim biricik Aniko’muz. Aniko ana yarısı, daha da fazlası.
Yazları o gelecek diye annem ve ablamlarla evi pırıl pırıl mis kokulu yapıp,balkonda saatlerce yollarını beklediğimiz, öyle ki o geldiğinde tertemiz olsun diye 13 yaşımda annemin kocaman ısparta halısını sildiğim, titiz Aniko,
Tavşan ablamla annemden kaçıp bizi yıkasın diye sıra sıra banyoda önüne dizildiğimiz şefkatli Aniko, (annemin canı sağolsun, çamaşırların ardından aynı onlar gibi çitileyerek yıkardı bizi, keseyle heryerimizi ovar, ardından sıcak suyu basardı, kıpkırmızı olurduk. Oysa Aniko okşardı başımızı yıkarken, yumuşacık liflerdi, getirdiği güzel şampuanlarla mis gibi kokardık)
Annem 13 yaşında, küçük teyzem 10 yaşındayken annelerini kaybettiklerinde onları yetiştiren, tertemiz pırıl pırıl bakıp annesizliklerini kimseye belli etmeyen güçlü ve gururlu Aniko,
Cancan ablamın ve benim evinden gelinliklerle çıktığımız biricik Aniko,
Doca ile nişanlandıktan sonra zorla imam nikahımızı kıydırıp rahatlayan dindar Aniko,
Doca beni istemeye geldiğinde de kızı verdik sözü babamın ağzından bir türlü çıkamayınca, hayırlı olsun deyip bana el öptürten iş bitirici Aniko,
Yine beni istemeye geldiklerinde Doca nın babaannesini kandırıp bizim köyde bir damat kütüğü var, onu kırmadan vermeyiz kızımızı diye bizi saatlerce güldüren komik Aniko,
Fındık’la bana, kıkır kıkır gülmelerimizin arasında çamaşır asmayı ve daha neler neler öğreten becerikli Aniko,
Yazları annemlerle gidince ve okul bittikten sonra altı ay evinde yaşadığımda, her gittiğimizde güler yüzü ve tatlı sözleriyle beni ve kardeşlerimi karşılayan, en güzel yemeklerini, tertemiz çarşaflarını bizim için çıkaran, eşşek kadar olsak bile geceleri sırtımızı kaşıyıp, dualarla uyutan sevgi dolu Aniko,
Biz küçükken, kendi gelip getiremese bile, nutella ve çikolataları başkalarıyla gönderen, hep bizi düşünen Aniko,
İlk gerçek Barbie bebeğimi gönderip beni deli gibi sevindiren, yeğenlerimle oyun oynayan, çocukla çocuk olan Aniko,
Bize geldiğinde yalvara yalvara ipek saçlarını boyayıp taradığım, saçlarıyla oynamaktan tepesinden inmediğim sabırlı Aniko,
Yine saçlarının kırk yerine taktığım tokaları unutup annemin komşularının yanında kurum kurum kurulurken, tokaları farkedince çığlığı ve aynı anda kahkahayı basan anlayışlı Aniko, Kaşına gözüne sürme çekip, eşarbını İstanbul başı bağlayıp, ipek gömleğini giyip, kremler kokular sürüp kendi deyimiyle kırciklenerek gezen süslü Aniko,
By-pass ameliyatı olduğunda üniversitede bölümün en sert hocasının neyin var diye sorması üzerine odasında bir saat zırıl zırıl Aniko diye ağladığım, sonra İstanbul’a gelip o minik ayağına saatlerce masaj yapıp pek çok duasını aldığım Aniko,
Cadı olsaydı şimdi bizi güldürürdü diyen, anneler gününde annemle birlikte tek aradığım insan, ana yarısı Aniko’ydu O,
Bir ay aramayıpta son bir hafta boyunca Pazar günü kandil, o zaman ararım diye aklıma getirip getirip aramak için Pazarı beklediğim ve Pazar günü Miraç kandilinde defnedilirken başında ben şimdi kimi arayacağım diye aptallığıma yandığım,
Dolabında yıkanırken kullanacakları havluyu ararken, o hasta haliyle bile düzenini tertipini koruduğunu görüp, kendimden utandığım ve kefenlendikten sonra bile kırmızı kırmızı olan yanaklarına bakıp ağladığım da O oldu.
Şişeesin sen Aniko, hepimizi öksüz bırakıp gittin. Eminim ki gittiğin yerler çok güzel (Tavşan ablam görmüş çünkü rüyasında) ve hepimiz orada buluşacağız. Sen kaşında gözünde sürmelerin, yanakların kırmızı kırmızı bizi bekliyor olacaksın orada.
Hakkını helal etmişsindir umarım, Son çektiğim fotoğrafında bana el sallıyordun, Elveda Aniko..
Dün arkadaşlardan gelen bir e-mail, paylaşmak istedim;
Sayın İlgililer,
Bu sefer ki şimdilik vedamız Infrastructure Chief’imiz, sevgili arkadaşımız, kardeşimiz, abimiz, "Keltoş" için…
Sloganımız neydi?
“Yolu şantiyeden geçen herkesle bir gün bir yerde
buluşuruz…”
Şimdilik veda yemeğine hepiniz davetlisiniz…
Yer : Meksika Restaurantı (Monastır yolu)
Saat : 20:30
Gün : 11.07.2009 / Cumartesi
Not: Eklemeyi unuttuklarımız var ise lütfen bildiriniz. Yemekten
sonra karting yarışması yapılacaktırJ
Sevgi ve Saygılarımızla..
Bu vedalara şimdilik veda diyoruz, yolu şantiyeden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşmak ümidimiz. Mesela Palyanço'mla henüz buluşamadık ama.. Onların iyi olduklarını bilmek yetiyor. Güzel sağlam dostluklar kuruyor insan gurbette, daha bir sarılıp kenetleniyor. İşte bir kaç gün sonra da Sponge Bob'ın kocası Keltoş u uğurlayacağız. Allah'tan Spongie bir süre daha burada olacak :)) Umarım ayrılıkları uzun sürmez.. Keltoş bana en içten CADIIIIII diyen insanlardan biridir :)) O yüzden özleyeceğim kendisini.. Bizim onlarla gidip gitmeyeceğimiz henüz belli değil. Ama elbet bir gün bir yerde buluşuruz...
Yine yol göründü gurbete, güz geldi yapraklar döküldü Martilar göç etti turnalar süzüldü, yine yol göründü gurbete Köyüme kara kış çökse de, aşıklar boynunu bükse de Desen ki nazli yar insafa gelse de, yine yol göründü gurbete
Aci keder hep bana kardeş, bacı, ana, baba Benim olsa bütün dünya yetmez ki! Derdimi kimlere söyleyim, ben garip barış'ım neyleyim Anamdan babamdan yuvamdan uzakta, yine yol göründü gurbete
Toplantıda kendi kendime tuttuğum notların altına mimar arkadaşım benim resmimi çizmiş:)
Yaptığımız bina neredeyse bitti, asmatavanları kapatılıyor ve ince işleri başladı.
Sevgili mimarlarımız! ise hala bir yerlere tuvalet eklemeye çalışıyorlar, ben ise itiraz üstüne itiraz ediyorum. Böyle karıştırıcılı pompalı zoraki sonuçlar bulmak zorunda kalıyoruz.
Altı üstü tuvalet demeyin, bi tuvaletin sıcak suyu, soğuk suyu var, exhaust u var, pis su gideri (bu kısım binanın zemin katı için toprak altı imalat demek ki, rögara kadar kırım yapması var, eğer üst katlarda ise kapanmış asmatavanda ki bütün imalatları sökmesi yeniden yapması var) var. Sonra malzeme siparişine eklenecek taşlar var (lavabo, pisuar, klozet ek siparişler olacak), bataryalar var (bunlar İtalya'dan geliyordu ve aslında geldiler ek sipariş açılacak), bunların fotosellerine çekilecek kablolar, tranformatörler var...
Var oğlu var, e peki siz söyleyin bu tuvalet olur mu? Pişmiş aşa su katılır mı??
“Güzel kızım nasılsınız? Güçlü kızım inşallah, iyisinizdir. Sizi çook seviyorum, Allaha emanet olun. Pirensesim herzaman dua ediyorum hepimize, zaten dualar olmasa hic birseyekatlanamayiz.
Eşin nasıl isleri zormu? Eminim zordur, ama herşey zordur, zoru başarmak çok guzeldir! Siz baraji aştınız, keşke herkes sizin gibi olsa, başarılarınızın devamını diliyorum.
Bazı şeyler vardır ki, herkes yapamaz bunlar sabır isteyen şeylerdir. Kızım 'Sabırla koruk dut, yaprağı da atlas olurmus' işte sana ata sözü ”
14 Eylül 2007 Cuma günü annemden gelmiş, yeniden okudum.. Öperim annecim..
Artık yavaş yavaş Tunus projesinin de sonuna yaklaşıyoruz. Bu sırada bizden mobilizasyonda kullandığımız ekipmanlarımızın ağırlık ve ölçülerini istediler ki yeni bir projeye götürmek gerekirse yaklaşık kargo maliyeti hesaplansın.
Burada arıtma için kullandığımız paket bir sistem var. Bende dökümanlarından sistemin dolu ağırlığını buldum, bana boş ağırlığı gerekiyordu! O sırada listenin sonuna gelmiş ve sıkılmıştım, biraz gülmek istedim:)
Bir arkadaşa telefon açtım:)
Cadı: "Elf POK'un özgül ağırlığı nedir"
Elf : "Bilmem ki, dur bir sorayım" diye ofisine dönerek bağırır "arkadaşlar POK'un özgül ağırlığı nedir?!"
Öncelikle hayallerimizi gerçekleştiren takımımıza ve siz sevgili taraftarlarımıza teşekkür ederiz. Şanlı Bayrağımız Avrupa nın ve Afrika nın en yüksek hava trafik kontrol kulesinde emir ve görüşlerinize hazırdır:)
Dalyan (Geeeyynnçç sen bize ayarlarsın ordan bi otel dimi kardeşim :)-
Fethiye (burada güzel bir otel arkadaşımın tanıdığı, ondan fiyat bilgisi bekliyorum)
Şimdi Dağılın:)))
BUDA Geeeyynnçç'ten GELEN CEVAP;
pardon ya gmail adresimi pek kontrol etmiyorumda. neyse bana kalırsa bir haftayı burada geçirmenizden yanayım fakat yılda bir tatile çıkıyorsunuz,farklı plan ve istekleriniz olabilir,sizide kısıtlamak istemem.Otel konusunda bizim evin suyumu çıktı:P
Hem bikaç gece çocuğa bakarsınız bizde rahat bi uyku çekeriz:)) banyodaki leğen olimpik ölçülerde olmasada en azından içine yatınca sırtınızı ıslar(en azından benim öyle ama göbek kuru kalıyo ayrı mesele) ayrıca hanım felaket aşçı,yemek konusunda parmaklarını yedirtir insana(ama açlıktan(bu arada bu esprim aramızda kalırsa sevinirim:)) hele bi makarna yaparkii,ekmek arası:P ayrıca tv odamız mevcut,konfor süper yani.7/24 pembe smart kanalı açık,rosalinda:D
Akşamları köyden annemin gönderdiği sıcak süt servisi eşliğinde "yeter artık bi yatak gösterde bırak uyuyalım" dedirtecek kadar eskilerden sohbet. Sabah kahvaltısı 5.00-5.15 arası açık büfe(yetiştin yetiştin,yetişemedin köşedeki bakkalda çok güzel gevrek var) oğlan bu saatte kahvaltıya alıştırdıda:) ayrıca gün boyu sıcak çay servisi(arzum çaycımız var:) ve çeşitli aktivitelerde(balkondan en uzağa tükürme yarışması,tuvalette rekor denemesi(anladız siz onu:)) ve su içme yarışması gibi aktivitelerde ALL INCLUSIVE.
(Bayanlar için en hızlı çocuk bezi değiştirme yarışması isteğe bağlı,o extra:P
Ve tüm bu yaşananları Sony H9 Cyber Shot fotoğraf makinasıyla (Cadı'nınkinin bir üst modeli olur kendisi hehehe:) ile çekip facebook ta yayınlama garantisi:)) daha noolsun. Ha illam bana bi otel veya apart ayarla diyorsanız da başım üstüne. ama bu özelliklerde biraz zor bulursunuz gibime geliyo:))
Dışarıda neler yapabiliriz derseniz, yeterki aklınızdakini söylerin derim :) Ben adrenalin severim,heyecanlı bişeyler olsun derseniz rafting var(ama bu soğukta yapmaya ... ister) , planörle dalyanın üstünde uçulabilir, at binilebilir, atv motorlarla veya jeep le dağ turu yapılabiliir.
Yok kültürlü bişey olsun derseniz, biraz mezar var yukarda dağda(caunos),ona bakıp"lan bu adamlar bunu buraya nası yapmış"diye iç de geçirebilirsiniz. veya günlük turlar var,göcek 12 adalar(mükemmel) dalyan bacardi veya aşı koyu turu, dalyan deltası tam tur(plaj,çamur banyosu,kaplıca,antik harabeler vs.) Bu arada havalar umarım iyi olur http://www.dmi.gov.tr/tahmin/turkiye.aspx dediğine göre güzel gibi.
Not: Bu arada lütfen ilk karşılaşmada kimse birbirine "aa ne kadar şişmişsin","aa çok zayıflamışsın,ama karakter olarak:)" "aa çok uzamışsın","aa kısalmışsın" gibi cümleler kurmamaya özen gösterelim.
Sizden haber bekliyor ve hayırlı yolculuklar diliyorum.
Geeeeyyynnnççç (Yılın 12 ayını dünyanın bu cennet köşesinde geçiren bir Türk:)
Verona dan Roma ya giderken yanımda oturan Tunus lu amca bu defa Roma’dan Tunus’a giden C29 nolu kapının önündeki bekleme koltuklarında yanıma oturdu. Sanırım kendisi fazlaca uçağa binmemiş. Sürekli bir telaş halinde ve ne yapacağını bilmiyor. Selam verdim ve oturmasını işaret ettim. Saati gösterip beklemesi gerektiğini anlatmaya çalıştım. Sanırım anladı ve gülümsedi.
Ellerim yoruluyor artık, kalem tutarak eskisi gibi uzun uzun yazamıyorum. Tıpkı küçükken ablamın klavye kullanışına özendiğim gibi yeğenlerimde benimkine özeniyor olmalılar.
“Halacım sen bilgisayar uzmanımısın??” :)
Gülümsüyorum sadece, o günler aklıma geliyor. Kot pantalonumun paçasını kesip, püsküller yaparak Tavşan ablamla, Cancan ablamın çalıştığı yere gidişimiz. Onun yeni mühendis olduğu, taptaze, dumanı üstünde bir azimle çalıştığı günler. Mühendis, güzel bir bayan, araba almış ve ailesinden uzakta başka bir şehirde çalışıyor.Tam hayallerimde ki gibi..
O kadar çok istedim ki Özgür olmayı, 17 yaşındaydım, evden arkama bakmadan koşa koşa çıktığım gün. Ne demekse Özgür olmak, babamın dizlerinde uyumak dururken, annemin üşümeyeyim diye üzerime örttüğü pikeye sarılarak.. İlk defa yalnız başıma yolculuk yapmıştım ve bu defa artık evlenmiş olan Cancan ablama gidiyordum. Çok büyüdüğümü sanıyordum, şimdiyse korkuyorum daha fazla büyümekten. O kadar çok çalışmamıştım ki üniversite sınavına, eniştem babama ne diyeceğini düşünürmüş sınavı kazanamadığımda.
Kazandığımda en çok o sevindi sanırım :) Bense ne yaptığımı bildiğim için emindim, üç tercihimden birisi gelecekti ama neresi. Sonunda Tavşan ablamın bana yazdırdığı yer yani Doca ile tanıştığım yer oldu..
O kadar yalnızdım ki yurtta, sıkıntıdan odayı temizliyor, oda arkadaşlarımın ayakkabılarını, dolaplarımızın hiç silinmeyen üstlerini siliyordum. “Şimdiki gibi bir teenager Kanadalı bir grup başımı şişirmiyordu en azından! Hala C29 kapısında bekliyorum..” Yurttan çıkıp en yakın gazeteciye kadar yürüyordum, çanta almıyordum, telefonumu ve cüzdanımı ceplerime koyuyor, önüme baka baka en asık suratımla yürüyordum, korkuyordum çünkü o şehirden!
En güzel saatler ise okulda geçiyordu, yeni bir dil öğreniyordum, hazırlıktaydım. Tam lise sırasında ki gibi davranıyordum, geveze durmaksızın espriler yapan, herkesi kendisi gibi sanıp rahat rahat konuşan. "Tamam teenager ları anlayabiliyorum, şimdi gülüp gürültü yapmayacaklar da ne zaman yapacaklar ki? :)"
Öyle rahattım, biz lisede erkek kız ayrımı bilmezdik, hep arkadaştık. Birlikte kar topu oynar, konuşur güler kopya çekerdik. Ben burada da aynıydım. Meğer burası aynı değilmiş. Bütün sınıf benim kimi sevdiğim konusunda sürekli kararsız kalmış. Ben herkese mavi boncuk dağıtan bir kızmışım, sanki ne yapıyorsam??
Halbuki ablamlar demişti, okulun ilk yılları herkes birini bulmaya çalışır, bu ilişkilerde hep kötü biter. Sen dikkatli ol diye. "Ben sadece Dostum dünyalı, yurtta yalnızlıktan sıkılmış bir zavallı!"
Ben bütün bunlardan habersizim, derste bik bik konuşuyor, tenefüslerde herkese gülücükler dağıtıyorum.
Doca o zamanlar uzun saçlı, uzun favorili ve sınıfta ki en medeni insanlardan birisi. Ders arasında pencere kenarına oturuyor ve bana yazılacağı kulüpleri anlatıyordu. "Ne zaman, nasıl" sorularımın sonunda diğer ders arasında koşa koşa kulüplere yazılmaya gittik. Orada Geynç le tanışmıştım. Doca nın oda arkadaşı, nasılda çocuktu, bizim gibi. Sakalsız ve daha kısa boyluydu.:)
Derse yetişemedik, kantine gidip 2 çay aldık. O kadar çok devamsızlık hakkımız vardı ki, gelmeyin derslere biz böyle rahatız der gibiydiler, bizde rahattık! O gün tanıştık iyice, nerelisin kaç kardeşsin? O en büyük, ben en küçük! Ya demek kızkardeşin var ve benden 3 ay küçük. O zaman bende onun bir kızkardeşi sayılırdım, o gün kendime komik ve düzgün bir abi bulduğumu düşünmüştüm. Komik abi "bugün sinemaya gideceğiz, sende gel" dedi. Atladım tabii, odaya gibip sıkıntıdan ayakkabıları silmemek için..
Komik abinin bütün planlarında bende vardım artık, kısa zamanda edindiği arkadaşları benimde arkadaşlarım olmuşlardı. Ramazan geldiğinde birlikte diğer bölümlerde okuyan arkadaşlarımıza masa tutuyorduk yemekhaneden. Biz 3'te çıkıyorduk dersten, iftara kadar şamata, gevezelik. Kapıda ezilmeyeyim diye bana yaşam üçgeni yapardı Komik abi, kolunu kapıya dayardı bende orada kalabalığın geçmesini beklerdim. Severdim onu, gerçekten tıpkı bir abi gibi.. O sene tüm ramazan orucumu ilk defa tutuyordum, artık büyümeye başlıyordum.
Bana sevdiği bir kızdan bahsetmeye başladı, çok seviyordu ama söyleyemiyordu. Ne yapması gerektiğini soruyordu, git konuş diyordum. Kıza onu sevdiğini belli etmeye çalışıyormuş ama kız anlamıyormuş. Ben "salakmış" diyor, gülüyordum. "salak değil çok saf sanırım" diyordu. İnsan anlamaz mı canım onu seveni, Komik abi bu kıza çok aşık olmalı salak dedirtmiyor, ayıp mı ettim acaba?
Bu sırada oda arkadaşlarımla bir nebze olsun tanışıp daha samimi olmuşuz. Bir akşam onlarla yemeğe gidiyoruz. Çıkışta bangır bangır müzikli bir yoldan yurda giden arabaların kalktığı durağa gidiyoruz. Telefonum çalıyor, Komik abi arıyor. "Nerdesin" diyor müzik sesini duyunca, bende "sanane" yi yapıştırıyorum. Hayret bişey! Sesi bi tuhaf konuşmaya başlıyor. "Yanımda bir arkadaşım var ve seninle konuşmak istiyor, senden çok hoşlanıyormuş!" (abiymiş böyle abilik mi olur, Resmen beni arkadaşına ayarlamaya çalışıyor!!) Midem bulanıyor aniden, "saçmalama" diyorum. O konuşma sırasında tek söylediğim buydu! "Saçmalama"
Tabi ki telefonu başkasına vermiyor, yine kendisi konuşuyor "kızma, senden gerçekten çok hoşlanıyorum", " saçmalama".
Erken pes ediyor ters tepkim karşısında, "tamam hepsini unut bunların, seni ve arkadaşlığını kaybetmek istemiyorum, hepsini unut"
"tamam"
Ertesi sabah o sınıfa yolda korkarak yürüdüğüm o en asık suratlı halimle gittim. Saçlarını kestirmiş, çok kötü kesmişler. Ama ben ne kadar asık suratlıysam, O da abartılı bir şekilde neşeli. Bütün sınıfı kudurtup, dersi kaynatıyor. Bir tek ben yokum aralarında, somurtuyorum bir köşede. Bana da bulaşıyor, kalem fırlatıyor. Bakışları birşey değişmedi lütfen kaldığımız yerden devam edelim diyor. Bende öyle olsun istiyorum, çünkü onun gibi bir arkadaşı kaybetmekten korkuyorum. O gün hemen olmasa da, herşey zamanla eski haline dönüyor, ya da ben öyle sanıyorum.
Kendi durağında inmiyor, beni kızlar yurduna bırakıp geriye yürüyerek yurduna dönüyor. Eskiden de yapardı, çünkü konuşmalarımız bitmezdi. İki geveze.
2 ay geçiyor aradan, hatta bir gün bir kız bana onunla çıkıp çıkmadığımızı soruyor da ona hayatımın en kızgın haliyle yarım saat nasihat çekiyorum. "İnsanlar arkadaş olmamaz mı? Bir kız ve bir erkek çok iyi anlaşıp sadece arkadaş olamaz mı? İlk okulda da kan kardeşim erkekti benim. Artık böyle şeylere alışmamız gerek." Kız sorduğuna çoktan pişman olmuştu ama benim hararetli konuşmam bitmemişti.
Bir hafta sonra anladım asıl kime nasihat çektiğimi. Öğle yemeğine gidiyorduk, saçlarını daha güzel kestirmiş, traş olmuştu. İnce sütlü kahve bir gömlek giymiş, kahverengi kumaş bir pantalon ve yine kahverengi güzel ayakkabılar. Zayıflamıştı, bahar gelmiş, güneş yüzüne vururken o elleri cebinde yanımızda ki arkadaşlardan birisiyle konuşuyordu. Gülümsüyor ve güzel gamzesi süslüyordu yanağını, maşallah.. Ona daha önce hiç böyle bakmamıştım, ılık ılık birşeyler aktı içime, bahar gelmişti, onu hiç böyle görmemiştim.Gördüğüm adam çok yakışıklıydı.
Hemde o iki ay boyunca hala beni sevdiğini beni ürkütmemeye çalışarak bana iyice hissettirmişti, ya da ben eskisi kadar salak değildim, artık biliyordum. Bazen gerçekten beni unuttuğunu düşünüyordum, eski günlerde ki gibi diyordum. Bazen bir bakışı yada davranışı karşısında ne yapacağımı şaşıyordum, elim ayağıma dolaşıyordu. O gün bahar şenlikleri için sınıftakilerle sözleşmiştik, akşam oda orkestrasının konserine gidecektik. Akşam gittiğimde sınıftan sadece bay tuhaf gelmişti. Kocaman çeneli, sarışın ve sınıfın en ilginç adamlarından birisi."Bay tuhaf neden buraya oturdun?". "Salona girdim, heryer kıpkırmızıydı, ama burası daha yoğun bir kırmızıydı, o yüzden buraya oturdum!"
Ertesi gün anlattım kahkahalarla, "hepiniz sattınız beni, o konseri bay tuhafla izlemek zorunda kaldım!" Komik abi "bu akşam da var mı, yine gidelim" "Evet var, tamam gidelim"
Bu seferde ben unuttum işte gitmeyi. Akşam yurtta pijamalarımı giymiş, ranzanın üstünde ki yatağımda çoktan kitap okumaya başlamıştım bile. Telefon çaldı, Komik abi "ben geldim kimse yok, hadi gel". "tamam" deyiverdim. Kimse yokmuş, biliyorum konuşacak benimle, ne yapacağım??
Hayatımın en uzun ve en kısa konseri. Komik abi susmuyor, salonda çıt çıkmıyor ama o sürekli konuşuyor ve insanlar artık rahatsız oluyorlar. Ben gülmemek için yanaklarımı ıssırıyorum, sus diyorum susmuyor. Çıkalım deyip duruyor, sonunda etrafımızdan cık cık cık sesleri yükselince tamam diyorum, çıkalım!
Ve yine hayatımın en uzun en heyecanlı en kısa ve en güzel yolunda yürümeye başlıyoruz. Karanlık yolda, yanyana yürüyoruz. Konuşuyor, ama bu kez ben konuşamıyorum. "seni seviyorum" diyor, ılık bahar rüzgarı yüzümde geziyor, kalbim pırpır atıyor. "hemen nasıl seni seviyorum diyebiliyorsun, herkese böyle mi dersin" Yeminler ediyor, "ilk defa sana söylüyorum, ama gerçekten seviyorum" Konuşamıyorum, oysa susmuyor. Nihayet yurdun önüne geliyoruz, bana "düşün" diyor, sonra "yok yok düşünme, sen hep mantığınla hareket edersin bu defa kalbinin sesini dinle". Ona hayatımın en iddaalı cevabını veriyorum, "düşünmeyeceğim, çünkü daha önce düşündüm. Bugün senin konuşmana izin verdiğime göre tamam" diyorum, gülümsüyorum, o da gülümsüyor gözleri ışıl ışıl. "ama kimse bilmeyecek, hele sınıftan hiç kimse". "söz veriyor"
Yurda giderken saatime bakıyorum, saat 21:30, 7 Nisan 1999.
Ve bugün bende söylüyorum, çok uzun zaman söyleyememiştim, beni okumaya gönderen aileme haksızlık ettiğimi düşünerek, bunu düşünüp ağladığım da çok olmuştu. Şimdi içini doldurarak ve daha anlamlı söylüyorum, Ben de geçen 10 sene sonuda hala ve daima "SENİ ÇOOOOOOOKKK SEVİYORUM"
ALLAH HERKESE BİZİM Kİ GİBİ GÜZEL BİR AŞK NASİP ETSİN, HERKES ÇOOOOK MUTLU OLSUN. ALLAH BİZİ HİÇ BİR ZAMAN BİRBİRİMİZDEN AYIRMASIN, ÇÜNKÜ BEN BUNA DAYANAMAM..
Yazmaktan parmağım ağrımış ajandan elimde, kanadalı çocuklarla birlikte iniyorum uçaktan ve beni bekleyen Doca ma bir kez daha sarılıyorum, MAŞALLAH ALLAH IM, SANA ŞÜKÜRLER OLSUN.
Hey kanadalı çocuklar, sizde sevin birbirinizi, en az bizim kadar!!
Gittim, geldim. Babam ameliyattan vazgeçti, o çok korktu. Bizde korktuk ve hala korkuyoruz. İyi mi oldu, kötü mü oldu bilemiyorum. İkna edemedik hiçbirimiz. Hayırlısı Allah tan..