Salı, Mayıs 27, 2008

Siz Deyin Mayonez, Ben diyeyim D'emel:))


Evet arkadaşlar suprizim buydu, heyecandan duyar duymaz buraya zıpladım, ona sormadan yazamadım. Sen yaz bişeyler ben yayımlarım dedim aşağıda yazdı Deli kız:)) Şimdi işyerine söylemek istemiyor, orda kimseler duymasın diye sayfasını bile açmıyor. Evde ise taşındığı için interneti yok! Ama müjdemi isteriiimmm, Doca'cım Daaaaaayyııııııı oluyooorrr:))) Siz deyin Mayonez ben diyeyim D'emel ANNE olacak, Her zaman ki gibi nasihatlere ihtiyacı olacak sanırım, aaaaahhh ahhhhhh, napcaz biz bu kızı:))) Allah sağlıkla bebişine kavuştursun inş, onu ve tum bebek bekleyenleri! Allah isteyen herkese verir dilerim ki!!! Dualarınızı esirgemeyin canlarım, sevgiler benden!!


"""Önceleri çok ağladım nefret ettim. Kin duydum anlamıyorsun işte tuhaf bişi..

Sonra kilolu olduğumu düşündüm, 12 kilo daha alınca yuvarlanmaktan korktum..

Sonra tam sınava girip kazanıp mülakata girmişken atama aşamasındayken böyle birşeyin duyulması korkttuu ağladım ağladım..

Ta ki ondan bir mail gelene kadar..

“ emel saçmalıyorsun içinde minnacık birşey sana tutunmaya çalışıyor” cümlesi beynime balyoz gibi indi..

Sana çok teşekkür ederim cadı. Çok korkuyorum yanımda olun, şimdilik sadece cok sancılanıyorum ve korkumdan yemen yiyemiyorum ve galiba anne olmaya hazır değilim.

Ehi ehi süt veren inek gibi olacağım""" (MAYONEZ)


Not: Bir ay kadar önce babası Doca yı aramış, ben rüya gördüm siz mayıs 22 de bana müjdeli haber vereceksiniz, hemde kız demiş! Bizde Allah Allah hayırıdır, yok öyle bişey dedik. Aradan günler geçti, hatta Mayonez bana babam herşeyi bilir kurtuluşun yok kesin olur dedi:))) Sonra ayın 22 sinde aklıma Mayonez geldi, onu arayıp kızım bu sen olmayasın dedim!! Sanırım o zaman aklı dank etti, meğer onda belirti varmış ama farketmemiş!!! İlk testle pozitif çıkmasın mı, çııkkkssssııııınnnnnnn:)))))) Velhasıl kelam bu Doca nın babasından korkulur, hahahahahaaaa:)))

Pazartesi, Mayıs 26, 2008

Bir Suprizim Var Cocuklar!!!!!!


Harika bir Haberim Vaaaaaarrr!! Ama hemen soyleyemem:)

Cumartesi, Mayıs 24, 2008

Ilk Asfalt - Hayirli Olsun:):)

Pist Dolgusu Bitti, Ilk Asfalt iste boyle dokuldu!!

ASPHALT
FINISHER-Harika bir makine dakikalar icinde metrelerce kare asfalti istediginiz kalinlikta dokuyor.
Kamyon Finisher a yapisiyor ve artik finisher kamyonu itekleyerek malzemeyi ala ala ilerliyor.












Salı, Mayıs 13, 2008

Yoruldum Artık..

Hayatıma iş dışında birşeyler katmak, en azından yazı yazmak istiyorum ama ne mümkün? Eskiden işimiz çok diyordum ya değilmiş! Ben asıl işi burada gördüm, hele iki aydır tek başıma savaşmaktan yoruldum. Hele karşılığında eline sağlık bile denmeyince bunaldım! Ahhh ahhhh, hakkımızda herşeyin hayırlısı canlar.Gerçi hafta içi o kadar yorulmamıza rağmen Pazar günlerini deli gibi gezip tozarak değerlendiriyoruz iyi oluyor, en azından fotoğraf çekebiliyorum. Geçen hafta sonuda yunusların peşinde denizlerdeydik, o kadar güzel geldi ki, o kadar olur.. Yunuslar her zıpladığında kucağımda ki kız çocuğuyla sevinç çığlıkları attık, hayat bu dedim içimden! Bi an için herşey o kadar güzeldi ki..

Pazar, Mayıs 04, 2008

Şifreli, şifresiz..

Sayfamı bir süreliğine şifreli yaptım, boşverin sormayın:) Aslında back up aldım, tüm yazılarımı silecektim, daha öncede iki defa silmiştim. Ama kıyamadım, bazı yazılarımı sildim, bazı ayarları değiştirdim. Artık arama motorlarından bana kimsenin gelmesini istemiyorum. Bazı Ip leri yasakladım. İşte böyleyken böyle, evet nette günlük tutmak gerçekten zor iş. Hem herşeyi yazmak istiyorsunuz, hemde herkesin okumasını istemiyorsunuz. Şifreli olan bloggerlar alınmasın ama bana onları okumak hep zor geliyor. Kolay ulaşılabilmek güzel ama bazı sakıncaları da var malesef.

Zaten eskisi gibi yazmaya vaktim olamıyor, blogun tadını istediğim gibi çıkaramıyorum..

Yaşamaya daha çok vakit ayırabilmak dileğiyle, sevgiler benden hepinize.....

Çarşamba, Nisan 23, 2008

23 NISAN

TUM DUNYA COCUKLARININ BAYRAMINI KUTLARIM, YASASIN 23 NISAAANN!!


Kaynak: 1.resim bilinmiyor, 2.resim google:)

Pazartesi, Nisan 21, 2008

Santiyemiz

Cadi'nizin nasil bir yerde calistigini kavramaniz acisindan bu fotografi ekleyeyim dedim. Colun ortasindayiz iste! Son durumlarda yine sefim yok, bir sure teknisyensizde kaldim. Yani hem asagida gormus oldugunuz mobilizasyon sahasinin sorunlari, hemde arkada insaatini gordugunuz binalarin (sadece ikisi gozukuyor, toplamda 13 taneler!) projeleriyle ugrastim durdum. Ama Cuma gunu Tiflis teki foremenim buraya geldi, artik mobilizasyonu tamamen ona devrettim:) Iste beyleyken beyle.

Cuma, Nisan 11, 2008

Son zamanlarda en hoşuma giden şarkı, Juno filminden bir sahneden geliyor..

Salı, Nisan 08, 2008

Annemin bahçesinden.. Tomurcuklandı mı Acaba?

"Gülünü senin için bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır."
Küçük Prens

Hayatta en sevdiğim kitaptan, sayfama da adını veren Küçük Prens'ten bir alıntı:

"Ve geceleri gökyüzüne bakarsın. Her şeyin çok küçük olduğu gezegenimin yerini gösteremem sana. Belki böylesi daha iyi. Yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. Böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin... Hepsi senin dostların olacak. Hem sana bir armağan vereceğim..."
Sonra yine güldü.
"Küçük prens, sevgili küçük prens, bu gülüşünü çok seviyorum!"
"İşte bu benim armağanım. Yalnızca bu suyu içtiğimiz zamanki gibi olacak."
"Ne söylemek istiyorsun?"
"Yıldızlar bütün insanların," diye yanıtladı.
"Ama her insan için aynı değiller. Yolcular için, yıldızlar yol gösterici. Ötekiler için yalnızca gökyüzündeki pırıltılar. Bilim adamları için hepsi birer problem. İşadamı için zenginlik. Ama bütün yıldızlar sessiz. Sen... Yalnızca sen yıldızlara herkesten farklı sahip olacaksın..."
"Ne söylemek istiyorsun?"
"Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım. Ben gülüyor olacağım bir tanesinde. Ve geceleyin gökyüzüne baktığında bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak... Yalnızca senin gülen yıldızların olacak!" Sonra yine güldü.
"Ve üzüntün hafiflediğinde (zaman bütün acıları hafifletir) beni tanımış olmak hep seni mutlu edecek, dostum olarak kalacaksın. Benimle gülmek isteyeceksin. Bunun için de arada bir pencereni açacaksın... Dostların gökyüzüne bakıp bakıp güldüğünü görünce çok şaşıracaklar! Onlara 'Yıldızlar hep güldürür beni!' diyeceksin. Deli olduğunu düşünecekler. Sana nasıl bir oyun oynadığımı görüyorsun..."

KÜÇÜK PRENS

Pazartesi, Nisan 07, 2008

9 sene dile kolay:))


Bir nisan aksami Doca nin israrlarina dayanamayip tamam demistim:)

Bana sen hep mantiginla hareket ediyorsun, lutfen bu sefer duygularini dinle demisti.

Aslinda uzun uzun anlatmaya baslamistim size o gunleri. Ama Doca ile iyi bir carpistik dun, sinir oldum biraktim, sonra yazmaya devam edersem yayimlarim:) Neyse yine de bos gecmek istemedim.

Atissak da, kapissak da, Allah sevenleri ayirmasin diyorum. Nice nice yillara bizlere, sizlere, ellere ellere, eller havayaaa, sappii sappii ohhhh:)Iyice siyirdim ben sanirim:))

Cumartesi, Nisan 05, 2008

Hayvanat Bahçesi


Hayvanat bahçelerini sevmem aslında, ancak burada gittiğim yer Türkiye dekilerden çok çok iyiydi. küçücük bi kafese hapsolmamışlardı en azından. Koca kaplan, güneşten mayışıp serin serin bir ağacın altına yatıvermiş.. Güzel gözlerini sevsinler senin:))

Pazartesi, Mart 24, 2008

DoCa!!

You're a pArt time loVer and a full time fRiend


wE sure aRe cute for tWo uGly people


i doN't see what anYone can sEe, in anyOne else


BuT YoU


Perşembe, Mart 20, 2008

O gitmiş..


Bir zamanlar sımsıkı kucakladığım Teador, artık bir melek olmuş, çok çok ama çok üzgünüm..

Cuma, Mart 07, 2008

Günlük tut, hayatın kararsın! (Aksam Gazetesinden bir Alinti!)

YORUM OLARAK GELDI AMA BEN BAS KOSEYE KOYMAK ISTEDIM, SEVGILER ASORTIK IM!

Blogları keşke Akdenize ilk taşındığımda keşfetseymişim.O zaman hayat benim için daha kolay olurdu..Daha çabuk alışabilirdim buralara..Bloğum benim için çok gizli kaldığım bir yer olmadı hiçbir zaman ve hayatta nasılsam orda da öyle olduğumdan pek sorun yaşamadım.İnternetin sınırlı bir alan olduğunu kabul ettiğiniz anda daha dikkatli oluyorsunuz.Ben çok gençken yazdıklarımı okurlar diye günlük tutmazdım çünkü her zaman arkadaşlarım için sakladığım çok büyük sırlarım ve düşüncelerim vardı özgür olması gereken..Yazmayı seviyorum,okumayı da..Blogların oturduğumuz yerden bize bir sürü hayatı tanıttığı bir lüks olduğunu düşünerek kullanmaya çalışıyorum.İnsanların birbiriyle üzüntülerini ve sevinçlerini paylaşması internet ortamında bile olsa o kadar güzel bir şey ki..Normalde 2 kardeşim var ama sanalda bir sürü..Normalde çok arkadaşım var ama sanalda sayısız..İnsan olarak bu kadar çok insanı görmeden sevdiğim için gönlümün çok geniş olduğunu düşünüyorum.Bu da bana mutluluk veriyor..Sadece bunun için bile yazabilirim..Çünkü biliyorum ki bu insanlar yazımı okuduğunda beni tanımadığı halde bana karşı bir şeyler hissedebilecek..Bir sürü diyemem ama benim için önemli bloggerlarla tanıştım normal hayatta..Eğer yazdıklarınız da dürüstseniz çok şey farketmiyor.Yok eğer yazıyorsanız gerçekten (!) hayal kırıklığına uğratıyor..Çok kötü yaşadığım bir şey hatırlamıyorum,sadece sinirleniyorum bazı salaklara..Bilgi dağarcığı üç beş kelimeyi geçmeyen insanların yazılarını ve eleştirilerini okumak eziyet oluyor..Sadece bundan şikayetçiyim.Yazmak istediğim tek bir nokta var ki kelimeler kişilerin aynası oluyor yazarken, ele veriyor..Bu yüzden en ufak bir cevap yazarken bile en az 3 kere okuyup cevaplıyorum ki eleştirdiğim kişilere dönüşmeyeyim.

Günlük tut, hayatın kararsın!


Dünyada her 40 saniyede bir, bir blog açılıyor. E-günlük olarak bilinen bloglarda kimi bir anısı, kimi bir tanıdığı, kimiyse zevk aldığı bir hobisi hakkında yazıyor. Konular değişiyor, yazarlar (bloggerlar) değişiyor ama eylem değişmiyor; internet kullanıcılarının yüzde 27'si her gün internet üzerinden kendi köşe yazısını yazıyor. Ayrıca artık 'Kimse okumuyor' diye üzülmeyin çünkü bloggerlar yazdıkları kadar da okuyor. Hatta okuduklarına yorum yaparak bir daha yazıyor ve yorumlarına gelen cevapları da okuyorlar.

'Blog yazmak bir bağımlılık, ne kadar bırakmaya çalıştıysam kendimi o kadar içinde buldum' diyor günün en az yedi saatini blog yazarak ve okuyarak geçiren 21 yaşındaki Sevgi Atalay. Ona göre blog yazmak ne kadar eğlenceliyse o kadar da tehlikeli. Çünkü Sevgi Atalay gibi milyonlarca insan bir kez yazmaya başladı mı bir daha duramıyor. 'Ama bu tutku başınıza çok kötü şeyler getirebilir' diyor Atalay. Böyle diyor çünkü o, blogu yüzünden çok hoşlandığı Cem'i kaçırmış (Cem, bu kişinin kim olduğu anlaşılmasın diye Sevgi Atalay'ın seçtiği bir takma isimdir). Şöyle başlıyor: 'Bloguma geçen sene çıktığım çocuk hakkında bazı yazılar yazmıştım, amacım içimdeki siniri dışa vurmak ve belki biraz da intikam almaktı.' Ama bu yazdıklarının bir gün gelip başını ağrıtabileceğini hiç mi hiç düşünmemiş o sıralar.

BLOG YÜZÜNDEN KAÇTI

Olayların gelişim sürecinde, Cem'le aralarında kuvvetli bir çekimin olduğunu, bir süre 'yazıştıklarını' (flört ettiklerini) söyleyen Atalay, ortada bir neden yokken Cem'in birden kendisine soğuk davranmaya başladığını fark etmiş. Uzun zaman ne olduğunu anlayamayan genç kız daha sonra Cem'le ortak bir arkadaşlarından, nedenin yazdığı eski bloglar olduğunu öğrenmiş. Bunun doğru olup olmadığını Cem'e sorunca genç adam okuduklarının kendisini ürküttüğünü hatta sinirlendirdiğini itiraf etmiş. Bu duruma neden olan blogda neler yazdığına gelince, kısaca Atalay'ın eski erkek arkadaşı Baran'ın 'bazı' özellikleriyle dalga geçtiğini söyleyebiliriz. Bu durumla ilgili Sevgi'nin en iyi iki tahmini, 'Ya Cem'in de dalga geçilecek bazı şeyleri var ya da ben Baran'la dalga geçerken farkında olmadan onunla yaşadıklarım hakkında gereğinden fazla bilgi verdim. Bu yüzden Cem benden soğudu.' Atalay her ne kadar o blogları yazdığında küçük olduğunu (bir yaş) söylese de iş işten geçmiş ve potansiyel bir ilişki çoktan bloglara kurban edilmiş.

'Ben de geçmişte yazdığım bazı bloglar yüzünden mağdur oldum' diyor, Ceyhun Doğan. Üstelik onun mağduriyeti potansiyel bir sevgili adayıyla değil oldukça iyi getirisi olan kariyeri açısından önem taşıyan bir iş imkanıyla ilgili. Hikaye yaklaşık üç yıldır blog yazan Doğan'ın bir Amerikan firmasına iş başvurusu yapmasıyla başlıyor. İlk görüşmeden olumlu cevap gelince ikincisi için insan kaynakları müdüründen randevu alıyor ve bu durumu işi kapmış gözüyle yorumluyor. Ama ikinci görüşmeye gittiğinde müdür ona birlikte çalışamayacaklarını söylüyor. Duruma anlam veremeyen Doğan nedenini soruyor. İnsan kaynakları müdürünün 'Hem ABD karşıtı olup hem bir ABD firmasına başvurmakla hata etmişsinizdir belki de' yanıtıyla şoke oluyor. Ceyhun Doğan, insan kaynakları müdürünün bu fikre nereden kapıldığını anlayamıyor. Ama tahmin edeceğiniz gibi işin içinden yine bloglar çıkıyor.'Üniversitedeyken ABD emperyalizmi konusunda çok katı fikirlerim vardı ama müdür bunu nereden duymuş olabilirdi ki' diyen Ceyhun Doğan, sıkıntıdan kendini googleladığı (Google'da kendi adını aratmak) bir gün işin aslını öğrenmiş. Büyük ihtimalle aynı işlemi yapan insan kaynakları müdürü Doğan'ın üniversitedeyken bir grup arkadaşıyla bloglarda ABD emperyalizmi hakkında terör estirdiği sayfalarla karşılaşmıştı. Meğer bu gençler o zamanlar öylesine fanatikmiş ki takma isimler yerine gerçek adlarını ve soyadlarını yazmaktan bile çekinmemişler. 'Zamanla bu bakış açım çok değişti, tabii hala yazdığım bazı şeylerin arkasındayım ama bu düşüncelerim törpülendi' diyen Doğan bu blogları silmek istemiş ama şifresini hatırlayamadığı için bunu başaramamış. Neyse ki üyesi olduğu blog sitesinin yetkililerini ikna etmeyi başarmış da yazdıklarını sildirebilmiş.

BOŞANMA NEDENİ

42 yaşındaki Hülya Gencer ise eşiyle boşanmasında blogların çok etkisi olduğunu söylüyor. 'Kırkını aşmış iki çocuklu bir ev hanımıyım, bilgisayar hayatımda çok önemli bir yer kaplıyor, özellikle de bloglar' diyen Gencer, blog yazmaya başladığından beri hayatının değiştiğini söylüyor. Bloguna eşiyle uzun zamandır sorunlar yaşadığını yazan Hülya Gencer, boşanmak için çocuklarının büyümesini beklediği ve kocasının onu hem manevi olarak hem de cinsel olarak tatmin edemediği gibi özel bilgileri yazınca eski kocasını çok sinirlendirmiş. Aman yanlış anlaşılmasın Hülya Gencer bu yazdıklarında ne kendi ne de kocasının ismini veriyor. Kimsenin anlayamayacağı şekilde, detayları değiştirerek ve takma isim kullanarak yapıyor bunu. Durumun farkında olan eski kocaysa konuyu bilmezlikten geliyor ve hiç gündeme getirmiyor. Bu, Hülya Hanım sanal ortamda kendine bir hayran kitlesi oluşturana kadar böyle devam etmiş. Eşi bir bakmış ki Hülya Gencer'in yazdığı bloglar her gün onlarca yorum alıyor, kimi ona destek verirken kimi de kocasıyla ilgili bilgiler hakkında yorum yapıyor hatta eski eşler dalga geçiyor. Pek tabii ki bu durum da eşinin canını sıkmaya başlamış ve karısına blogu kapatmasını söylemiş, daha doğrusu emretmiş. 'Kimse yazdıklarımdan kocamı tanıyamazdı, tabii kendinden başka! Bu durum da onu çıldırtmaya yetiyordu' diyen Hülya Gencer kocasının sinirlenmesinden gizli bir haz aldığını itiraf ediyor. Öyle ki, zamanla onun yüzüne söyleyemediği her şeyi blogunda yazarak içini rahatlatmaya başlamış. İşte tam da bu noktada ipin ucu biraz kaçmış. 'Yazılarımı takip edenlerin de gazıyla her geçen gün biraz daha kırıcı biraz daha alaycı olmaya başladım, bir süre sonra kocama hiç saygım kalmadığını fark ettim, işin kötüsü bunu o da fark etmişti' diyen Gencer, kısa bir süre sonra eşinden boşanmış. Artık yalnız bir kadın olan Gencer, blog tutkusunun ve onun getirdiği popülaritenin içindeki şeytanı uyandırdığına inanıyor.

MAHKEMEYE VERECEKTİ

(AsliCin i cogumuz taniriz, okuyorsan selamlar Asli cim, ve gecmis olsun!)

Aslı Cin yaklaşık bir sene önce gazetede okuduğu bir blog haberi üzerine karar vermiş blogger olmaya. Ama 'Geçenlerde, internette yapılan bazı aramalar sonucu blogumun ilk sayfada yer aldığını görünceye kadar milyonların önüne çıktığımın çok da farkında değildim' diyen Cin'i bu durum endişelendirmeye başlamış. Yeni yazı eklemediğinde merak edip mail atan, iyi olup olmadığını sormak için arayan hayranları olan popüler blogger'ın konuyla ilgili yaşadığı tek sıkıntı yazdığı her yazıya, eleştiri sınırını aşan, hakarete varan yorumlar bırakan bir okuyucusu olmuş. O kadar rahatsız edilmiş ki; durumu adli makamlara götürmeyi dahi düşünmüş. Ama neyse ki aldığı önlemlerle bunun önüne geçilmiş. Aslı'nın Günlüğü başlığı altındaki blogunun internetteki popülaritesinin farkına yeni yeni varan 32 yaşındaki blogger artık bu gibi yorumları da göz önüne alarak daha dikkatli yazmaya özen gösteriyor. Ona göre her şey blog yazarken kendinizi kimsenin okumayacağını sandığınız sırlarınızı ifşa edecek kadar kaptırmanızdan kaynaklanıyor.

Takma adıyla bir seneye yakın bir süredir blog yazan ve adını vermek istemeyen blogger C. D. de blogların zaman zaman çok tehlikeli olabileceğini söylüyor. Yazmaya, işinden ayrıldıktan sonra başlayan C. D. blog tutkusunun alıp başını gittiğini ve saatlerce bilgisayar başından kalkmadığı zamanlar olduğunu itiraf ediyor. O kadar ki o zamanlarda bu durum eşini rahatsız etmeye ve sosyal hayatını etkilemeye başlamış. İşte tam o noktada kendini frenleyen C. D. sevdiği bir arkadaşının da bloglar yüzünden eşiyle çok büyük sorunlar yaşadığına şahit olmuş. Bu kız arkadaşı her gün bloguna anılarını yazar, C.D. gibi pek çok blogger da onu merakla takip edermiş. Bahsi geçen kız blogunda son günlerde eşinin baskıları ve onunla yaşadıkları sorunları yazınca geçen hafta genç kızın okuyucuları ilginç bir süprizle karşılaşmış. Blogda yazanlara bakılırsa o da eşinin ambargosu ile karşılaşmış. Kadının blogundaki girişleri silen eşi, bunlar yerine 'Yorumlarınızla beni ve ilişkimizi zor durumda bırakıyorsunuz' şeklinde başlayan bir de uzun bir yazı yazmış ve blogu yoruma kapatmış. C.D.'ye göre bu durum blog yüzünden çiftin oldukça şiddetli tartıştığının açık bir kanıtı.Anlaşılan herkesin ünlü ve popüler olma şansını yakaladığı bloglarda da şöhretin bir bedeli var. Üstelik takma adla da yazsanız gerçek adınızla da yazsanız kendi kelimeleriniz bir gün başınıza ciddi bir iş açabiliyor.

Amerika'da 8 milyon blog var
Blog kısaca internet ortamında günlük tutmak anlamına geliyor. Blog, web ve log kelimelerinin birleşimi olan weblog deyiminin zamanla kısaltılmış hali.
Blog yazarına blogger, yazma eylemine bloglama deniyor.
Bloglar kronolojik sırayla diziliyor ve her girişin sonunda girildiği tarih ve blogger'ın adı gözüküyor. Bir blogger'ın yazdıklarına başka bloggerlar yorum yapabiliyor.
Blog kullanımı 'Blogger' firmasının bu hizmeti ücretsiz sunmasıyla 1999 yılında yaygın hale gelmeye başladı.
Türkiye'de ise bloglar 2005 yılında ilgi toplamaya başladı. Wikipedi'nin araştırmasına göre 2005 Mayısı'nda 'blog' kelimesi Google'da Türkçe sayfalarda 65.400 kez yer alırken bu sayı 2006 Nisan ayı itibariyle 3 milyonu aştı.
Dünyadaki en popüler blog siteleri Blog-City, BlogSpot, Diaryland, LiveJournal, Weblogger ve MySapece.
Türkçe Blogcu.com sitesinde 70 binin üzerinde blog bulunuyor.
Bloglar; kişisel, topluluk, temasal ve şirket blogları şeklinde dörde ayrılıyor.
Blog okurlarının sayısı 2004'e göre yüzde 58 arttı.
İnternet kullanıcılarının yüzde 27'si hem blog okuru, hem de yazarı, yüzde 1'i sadece yazarı, geri kalan yüzde 62'si ise hala blogun ne demek olduğunu dahi bilmiyor.
Amerikan The Perseus firmasının istatistik raporuna göre dünyadaki blogların ortalama yüzde 66'sı iki ay boyunca yenilenmiyor. 1.63 milyon kişi 126 günde bir bloglarına yeni bir şeyler ekliyor, 132 bin kişi içinse bu süre bir yıldan uzun olabiliyor.
Firmanın araştırmasına göre bloggerların yüzde 60'ı erkek.
Yüzde 92.4'ünü 30 yaş ve altındakiler oluşturuyor.
2005 yılı sonu itibariyle sadece Amerika'da 8 milyon blog olduğu biliniyor. Bu rakamın yüzde 20'ye yakın bir kısmını dini bloglar oluşturuyor.
Erkekler yüzde 46.4'le kadınlara göre bloglarına daha bağlılar. Açtıkları blogları kısa sürede terk etme ve unutma açısından kadınlar daha nankör.

Sabanur Kıraç

Cumartesi, Mart 01, 2008

Sinir oldum!!

Aslinda raporum Mart in 5ine kadardi, ama ben kendimi iyi hissedince dun ise basladim. Evde hasta yatmak bana gore degilmis, o kadar sikildim ki anlatamam. Bu arada uc kitabinda lesini serdim:)) Allah kimseyi hasta edip eve tikmasin, ozellikle gurbette! Gercekten cok bulantiyor.


Velhasil kelam kurkcu dukkanina geri dondum, ofisimiz 4 birimden sefler ve muhendislerden olusan acik bir ofis. Ilk geldigimizde herkes bi kose KAPTI, yani gercekten kaptilar, hatta uzunca bi sure yerlesemediler felan, cocuk gibi aglayip zirlayip yer degistirdiler. Neeyse sonunda nihayet oturdular. Bizde sigara icmeyenler olarak Yamyam arkadasimla masalarimizi L yapip yanyana gecmistik, arkamizda ki pencereden gerekince gun isigi, gerekince temiz hava aliyorduk. Tunus taki ofistede yanyana oturuyorduk ve gercekten iyi anlasiyorduk.


Yamyam eskiden tiyatrolarda calismis, hem espirili, hemde cok iyi bir insan. Biz onunla hem kakara kikiri, makara kukara (bu bi karikaturden kaptigimiz bir espri) yapip hemde gercekten iyi calisiyorduk. Ama isin kakara kikiri, makara kukara kismi bazilarina dokunmus olacak ki, yeni alinan bi elemani israrla ikimizin arasina masa koyup oraya oturttular. Biz her ne kadar baska alternatifler onersekte illaham oraya oturttular o oldu yani.


Nasi sinir oldum anlatamam, neydi bu simdi yani? Insanlar hem iyi anlasip, hem gulup, hem calisamazlar mi? Illa monoton essek gibi sirtimizda semer, gulmeden robot gibi mi calismak gerekiyor anlamadim! Ama bu gercekten moralimi bozdu, ozellikle bilincli yapilmasi daha da sinirimi bozdu. Zaten torpilli danalardan bikmistik, bu da tuz biber oldu, tam oldu yani!!

Not: Neyse arkadaslar sorun sandigimiz gibi kakara kikiri degilmis, benim sefim ona yakin oturmami istemis:( Uff sanki daha yakin olup ne yapacaksam!!

Perşembe, Şubat 28, 2008

Yazmayayım deyip, dayanamadığımın resmidir!

Doca bilgisayarıma bitcomet diye bi program indirdi, evde sıkılmayayım oturduğum yerden bişeyler indirip izleyeyim, dinleyeyim diye. Her ne kadar virüsler yiyecek bilgisayarımı diye tırssam da bi kaç film indirdim, lost un yeni sezon bölümlerini de indirdim. Önce ki günde Love Story yi indireyim dedim, ilk bulduğuma tıkladım, gün boyunca bekle bekle, Doca eve geldiğinde felan bitmişti. Bi açtık ne görelim, saçma sapan bir hint filmi!! Neyse sonra önizleme seçeneği olan bi yerden buldum aradığım filmi, dün de Doca ile birlikte yeniden izledim. O ilk kez izliyordu, şırıl şırıl ağladım o oldu iki günlük uğraşların sonucu: )) Ben de benim Doca da sulu gözlüyüz canım, film bitince bi baktım gözleri kıpkırmızı, burnu kocaman olmuş: ))


İzne gittik demiştim ya, İstanbul da iken 120 isimli filme de gittik, film boyunca ağlamamak için kendimi zor tuttum, çaktırmadan gözyaşlarımı kollarıma sildim, gerçi ağlasan ne fayda? Dal gibi fidanlar gitmiş bu vatan uğrunda. Sonra da eve kadar yürüdük. Doca ben ve Wampir, dışarda da öyle bir kar tipi var dı ki, biz sinemadan eve yürüyemiyoruz, o çocuklar nasıl yürümüş dağlarda cephanelerle diye gene ağladım.


Şimdi de askerlerimiz yüreğimi yakıyor, Allah ım sen bu karda kışta, bizim için canını veren mehmetçiğimize yardım et, onları sağ selamet ailelerine kavuştur yarabbim.


Nasıl içim parçalanıyor bilemezsiniz. Doca hadi savaş çıkarsa seferberlik ilan edilir de bizide alırlarsa ne yaparsın gönderirmisin beni diyor, bende peşinden gelirim diyorum.


Bu konuyu hiç açmayacaktım ama o kendini bilmez kokoş Bül ent hanım mı bey mi ne idüğü belirsiz şahsiyete de iki çift lafım var, yıllardır o bir kez giyip attığınız elbiselerin kumaşlarından tüm dünya çocuklarına ikişer fistan çıkardı! Sizi de sizi alkışlayan bencilleride şiddetle kınıyorum. Evet ateş düştüğü yeri yakar ama bende bir ana olsam 10 tane de oğlum olsa 10unuda vatanıma feda ederim. Ama onun gibi sersemler için değil, bizler gibi özgür büyüsünler diye çocuklar için yaparım.


Gönül ister ki kimse şehit olmasın, terör olmasın, ama ülkemizi savunmak zorunda isek, sonuna kadar savunuruz. Artık bu tarz duygular, saflık olarak niteleniyorsa da ben buyum, içimden geçenler bunlar. Ailem beni böyle yetiştirdi ve ben asırlardır kimsenin kölesi olmamış, boyunduruk altında yaşamamış olan ülkemle iftihar ediyorum!


Tiflis tede yaşadım, Rusların sömürgesi olmuş; Tunus ta da yaşıyorum, Fransızların sömürgesi olmuş. Çocukları rusça yada fransızca öğrenmek zorunda, Rusya veya Fransa da akrabası olanlar, çocuklarını gönderenler bununla övünüyorlar. Fransızlar hala burayı ucuz tatil yöresi olarak kullanıyorlar. Tiflis i Ruslar bastığında 7, Tunus u Fransızlar bastığında 5 kişi ölmüş! Ülkemiz işgal zamanında bile, tüm hakları elinden alınmış, silahsız parasız zamanında bile, kurtuluş savaşı ile silkinip yoktan yeniden varolmuştur.


Kimin sayesinde işte o dağlarda, açlıktan soğuktan bin türlü hastalıktan ölen şehitlerimiz, gazilerimiz sayesinde. Zamanında aynı ülkeler Osmanlı nın da himayesi altına girmiş. Ama çok önemli farkla! Sömürge ve Himaye çok çok farklı şeyler. Biz ne dinimizi ne de dilimizi baskıyla bu insanlara kabul ettirmeye kalkmamışız. Bu sebeple Tunus ta hala Türk olduğumuzu söylediğimizde, yüzlerinde güller açıyor. Hatta yaşlı insanlar sarılmaya kalkışıyor. Hiç bir ülkeyi sömürgemiz yapmamışız, himayemiz altına almışız!


Şimdi özgür vatanında yaşayan, hergün sıcak yataklarında uyuyan bizler ne o şehitlerin hakkını ödeyebiliriz, ne de böyle şahsiyetsiz insanların onların değerini anlamasını bekleyebiliriz. Neymiş zenginlerin çocukları neden şehit olmuyormuş niye askerlik yapmıyormuş, başlarım zenginlerin çocuklarına! Onlar adam olsa o kadar zengin olmazlardı zaten.


Dualarımız ve tüm kalbimiz bizim için gözünü bile kırpmadan canını veren kahraman askerlerimizle birlikte..

Cuma, Şubat 22, 2008

Anneeee Ben Taşındım Bileneee:)))


Kaynak: Vodafone web sitesi

Ben taşındım bilene, hemde 6 aydır buradayım:) Bu arada kaçamak yapıp 15 günlüğüne izne gidip geldim -izin anılarım daha sonra gelecek efenim-, hatta annemin dizinde yattım, onunla mantı bilene yaptım. Annemle mantı yapma ritüelimiz gece 2 ye kadar sürdü ve sanırım ben o sırada üşüttüm! Şimdi böbreğime kadar yürüyen enfeksiyonumla birlikte 10 günlük rapor aldım ve evde yatıyorum! Üstüne 10 tane iğne ve iki serum da hediye oldu banaa:)) Güldüğüme bakmayın, iğneleri yerken zırlıyorum!!

Pazar, Şubat 03, 2008

İğrenç Espiriler:)))


Gecen sabah duramadım ve arkadaslarla geyik yapayım dedim. İlk maili atarak başlattığım geyiğe, büyük katılım oldu:)) Bakın ne cevherler çıktı, biz güldük sizde gülün istedim:))



From: CaDi



To: …………



Subject: Sabah sabah!!



1. 4. Murat neden intihar etmiş?

- İlk 3'e giremediği için...



--------------------------



BlackBerry Kablosuz Cihazımdan Gönderildi

_____________________________


From: .‘The Hakki’.



To: ………



Subject: RE: Sabah sabah!!



Ben oturalim diyorum Gerard Depardieu…



Ayrica bir klasik olan;



Kylie Minoque bizde oturaak…



--------------------------


BlackBerry Kablosuz Cihazımi kirdim cok yalniziiiim…

_____________________________________


From: Yamyam



To: ……………



Subject: RE: Sabah sabah!!



Dur dur geliyo,



Acele ise bende isiicem



_________________________________
From: DoCa



To: …………



Subject: RE: Sabah sabah!!



- Medyum Memiş kaç kardeştir?



- Dört kardeştir. 1-Small Memiş, 2-Medium Memiş, 3-Large Memiş,



4-XLarge Memiş



--------------------------
BlackBerry yurdun mali herkes onu kullanmali Cihazımdan Gönderildi

_______________________________________


From: .‘The Hakki’.



To: ….



Subject: RE: Sabah sabah!!



Volkswagen Passat, sahsi oynama



--------------------------


BlackBerry Kablosuz Cihazımi pempelesinceye kadar kizarttim…



Tanju Colak



________________________________________
From: CaDi



To:……..



Subject: RE: Sabah sabah!!



Karnı aç olan eşcinsele ne denir?
- Topaç...



--------------------------


Kahrolsun Halle Berry, Yasasin BlackBerry Kablosuz Cihazımdan Gönderildi



________________________________________



From: .‘The Hakki’.




To: ……………




Subject: RE: Sabah sabah!!





Bir adam kendini surekli kanalizasyona atiyormus neden?




Kendini bi bok saniyormus.



--------------------------


BlackBerry Kablosuz Cihazimin beyazi varmi…kiyafetlerime uymuyooo…




Halle Berry Sevenler Dernegi



________________________________________


From: Yamyam




To: …………….


Subject: RE: Sabah sabah!!





+Adamın birisi sevgilisini buzdolabına koymuş, neden?




-Araları bozulmasın diye.





--------------------------


BlackBerry Kablosuz Cihazim olmasa da severmiydin beni?


________________________________________


From: .‘The Hakki’.




To: …………




Subject: RE: Sabah sabah!!





Volkswagen Passat, sahsi oynama



--------------------------


BlackBerry Kablosuz Cihazımi pempelesinceye kadar kizarttim…




Tanju Colak


________________________________________


From: Tafa




Sent: Friday, February 01, 2008 12:02 AM




To: ………………




Subject: RE: Sabah sabah!!







Opel Corsa




Toyato Corona


--------------------------


Ben senin BlackBerry Kablosuz Cihazinin olmasi ihtimalini sevdim


________________________________________


From: CaDı




To: ……………




Subject: Benden sonuncu igrenc espri:))





Fatih Ürek'in üstüne top düşerse ne olur?




- Piştiiiiiiii...




--------------------------




BlackBerry Kablosuz Cihazımdan Gönderildi, Olmayanlar Utansin





Çarşamba, Ocak 23, 2008

Doca'ya E-Mail!!

"losing my sight, losing my mind, wish somebody would tell me i’m fine, nothing's alright, nothing is fine!! i’m running and i’m crying, i’m crying, i'm crying, i'm crying, i'm crying " :....(((( Papa Roach-Last Resort


Bu kadar mi insan ayni evde yasayip ta gorusemez yaaa!! Cok calisip seni bu hayattan kurtaricam docacim, seni evinin erkegi yapicam! Artik aksamlari kapiyi caldigimda acacak, onume sicak bir corba koyacak bir doca istiyorum:) Mumkunse cocuklari da sen dogur:)

Yazan: En sevdigin Karin Cadi..

Cumartesi, Ocak 19, 2008

Heh yine aynı teraneee!!!


AAaaaaaaaaaaAAAAAAaaaaaaaaaaaa!! Ben yine diyeceğim ki Doca evde yok kaç gündür, görüşemiyoruz! Çok çalışıyo bıdı bıdı bıdı bik bik bik vs vs vs..


Kaç zamandır adam gibi bigi yazamadığımı farkettim! İş yerinde çok çalışıyoruuuzzz.. Bu da hep aynı!!! Eeeee??


Neyse söylemek istediğim bişey var! Doca nın kardeşi vampir beni çözmüş, ben kendimi çözemedim! Ona şefimin bana sürekli harikasın, bravo diye gaz verdiğini söyleyince bana "Zaten sana gaz versek ordan buraya uçarak koşarak yüzerek bile gelirsin" dedi! Evet bu çocuk beni çözmüş, bana verseler gazı ben düz duvara tırmanırım:)) Bu tezcanlılığım, uyanık geçinen saf salak hallerim ne zaman geçecek benim acaba?? Büyüyünce desem kazık kadar oldum hatta geçen saçımda bir beyaz bile bulduummmm!! Allah ım ben yaşlanıyorum, neleri kaçırıyorum bu hayatta, bu yaşlar geri gelir mi? Yaptıklarımdan ve yaşadıklarımdan pişmanlık duyuyormuyum? Bugün çalışırken o kadar insanın içinde neden çaktırmadan dinlediğim şarkılarda ağladım!! Saçımda beyaz var diye mi, herşeyi herkesi o kadar özledim ki!


Haaa bidee çok çok çok büyük pişmanlık duyduğum bişey var, evimde ki karıncaları öldürdüm!! Aldığım ilacı böyle kör gözüne gibi üstlerine püskürttüm! Ben bir karınca katiliyim, annem duymasın! Bana çok kızar, küçükkende karıncaları tutar annemin kokusuna gelmesinler diye kenara koyduğu gaz yağının içine atardım! Annem yakalayıp azarı basmıştı bana! Acımasız katilim ben! Bi kere de anneme solucanları bahçe çapasıyla keskin olmamasına rağmen ortadan ikiye canice kesmeye çalışırken yakalanmıştım! Salyangozları tuza bulama, sinekleri avlama huylarımı saymıyorum! Allahım sen beni affet, bi daha yapmıycam valla! Şekerliğin içine dolan karıncaları suya tuttuğum için beni affet! Tezgahta buzdolabı poşeti ile unuttuğum peyniri balkona koydum bak hepsi gitsin diye! Valla bi daha yapmıycammm:(( Bi can getirebiliyormuyuz ki almaya hakkımız olsun, hadi o zaman çocuktum! Şimdi saçında bir beyazı olan kazık kadar biri oldum!

Serseri Mayın

Lilypie Second Birthday tickers