Perşembe, Nisan 23, 2009

23 Nisan..



"Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz 
geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız!
 Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli
 olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz." 

Mustafa Kemal ATATÜRK.

Cumartesi, Nisan 18, 2009

Pazartesi, Nisan 06, 2009

Sene-i Devriye (07.04.99)


Verona dan Roma ya giderken yanımda oturan Tunus lu amca bu defa Roma’dan Tunus’a giden C29 nolu kapının önündeki bekleme koltuklarında yanıma oturdu. Sanırım kendisi fazlaca uçağa binmemiş. Sürekli bir telaş halinde ve ne yapacağını bilmiyor. Selam verdim ve oturmasını işaret ettim. Saati gösterip beklemesi gerektiğini anlatmaya çalıştım. Sanırım anladı ve gülümsedi.

Ellerim yoruluyor artık, kalem tutarak eskisi gibi uzun uzun yazamıyorum. Tıpkı küçükken ablamın klavye kullanışına özendiğim gibi yeğenlerimde benimkine özeniyor olmalılar.

“Halacım sen bilgisayar uzmanımısın??” :)

Gülümsüyorum sadece, o günler aklıma geliyor. Kot pantalonumun paçasını kesip, püsküller yaparak Tavşan ablamla, Cancan ablamın çalıştığı yere gidişimiz. Onun yeni mühendis olduğu, taptaze, dumanı üstünde bir azimle çalıştığı günler. Mühendis, güzel bir bayan, araba almış ve ailesinden uzakta başka bir şehirde çalışıyor.Tam hayallerimde ki gibi..

O kadar çok istedim ki Özgür olmayı, 17 yaşındaydım, evden arkama bakmadan koşa koşa çıktığım gün. Ne demekse Özgür olmak, babamın dizlerinde uyumak dururken, annemin üşümeyeyim diye üzerime örttüğü pikeye sarılarak.. İlk defa yalnız başıma yolculuk yapmıştım ve bu defa artık evlenmiş olan Cancan ablama gidiyordum. Çok büyüdüğümü sanıyordum, şimdiyse korkuyorum daha fazla büyümekten. O kadar çok çalışmamıştım ki üniversite sınavına, eniştem babama ne diyeceğini düşünürmüş sınavı kazanamadığımda.

Kazandığımda en çok o sevindi sanırım :) Bense ne yaptığımı bildiğim için emindim, üç tercihimden birisi gelecekti ama neresi. Sonunda Tavşan ablamın bana yazdırdığı yer yani Doca ile tanıştığım yer oldu..

O kadar yalnızdım ki yurtta, sıkıntıdan odayı temizliyor, oda arkadaşlarımın ayakkabılarını, dolaplarımızın hiç silinmeyen üstlerini siliyordum. “Şimdiki gibi bir teenager Kanadalı bir grup başımı şişirmiyordu en azından! Hala C29 kapısında bekliyorum..” Yurttan çıkıp en yakın gazeteciye kadar yürüyordum, çanta almıyordum, telefonumu ve cüzdanımı ceplerime koyuyor, önüme baka baka en asık suratımla yürüyordum, korkuyordum çünkü o şehirden!

En güzel saatler ise okulda geçiyordu, yeni bir dil öğreniyordum, hazırlıktaydım. Tam lise sırasında ki gibi davranıyordum, geveze durmaksızın espriler yapan, herkesi kendisi gibi sanıp rahat rahat konuşan. "Tamam teenager ları anlayabiliyorum, şimdi gülüp gürültü yapmayacaklar da ne zaman yapacaklar ki? :)"

Öyle rahattım, biz lisede erkek kız ayrımı bilmezdik, hep arkadaştık. Birlikte kar topu oynar, konuşur güler kopya çekerdik. Ben burada da aynıydım. Meğer burası aynı değilmiş. Bütün sınıf benim kimi sevdiğim konusunda sürekli kararsız kalmış. Ben herkese mavi boncuk dağıtan bir kızmışım, sanki ne yapıyorsam??

Halbuki ablamlar demişti, okulun ilk yılları herkes birini bulmaya çalışır, bu ilişkilerde hep kötü biter. Sen dikkatli ol diye. "Ben sadece Dostum dünyalı, yurtta yalnızlıktan sıkılmış bir zavallı!"

Ben bütün bunlardan habersizim, derste bik bik konuşuyor, tenefüslerde herkese gülücükler dağıtıyorum.

Doca o zamanlar uzun saçlı, uzun favorili ve sınıfta ki en medeni insanlardan birisi. Ders arasında pencere kenarına oturuyor ve bana yazılacağı kulüpleri anlatıyordu. "Ne zaman, nasıl" sorularımın sonunda diğer ders arasında koşa koşa kulüplere yazılmaya gittik. Orada Geynç le tanışmıştım. Doca nın oda arkadaşı, nasılda çocuktu, bizim gibi. Sakalsız ve daha kısa boyluydu.:)

Derse yetişemedik, kantine gidip 2 çay aldık. O kadar çok devamsızlık hakkımız vardı ki, gelmeyin derslere biz böyle rahatız der gibiydiler, bizde rahattık! O gün tanıştık iyice, nerelisin kaç kardeşsin? O en büyük, ben en küçük! Ya demek kızkardeşin var ve benden 3 ay küçük. O zaman bende onun bir kızkardeşi sayılırdım, o gün kendime komik ve düzgün bir abi bulduğumu düşünmüştüm. Komik abi "bugün sinemaya gideceğiz, sende gel" dedi. Atladım tabii, odaya gibip sıkıntıdan ayakkabıları silmemek için..

Komik abinin bütün planlarında bende vardım artık, kısa zamanda edindiği arkadaşları benimde arkadaşlarım olmuşlardı. Ramazan geldiğinde birlikte diğer bölümlerde okuyan arkadaşlarımıza masa tutuyorduk yemekhaneden. Biz 3'te çıkıyorduk dersten, iftara kadar şamata, gevezelik. Kapıda ezilmeyeyim diye bana yaşam üçgeni yapardı Komik abi, kolunu kapıya dayardı bende orada kalabalığın geçmesini beklerdim. Severdim onu, gerçekten tıpkı bir abi gibi.. O sene tüm ramazan orucumu ilk defa tutuyordum, artık büyümeye başlıyordum.

Bana sevdiği bir kızdan bahsetmeye başladı, çok seviyordu ama söyleyemiyordu. Ne yapması gerektiğini soruyordu, git konuş diyordum. Kıza onu sevdiğini belli etmeye çalışıyormuş ama kız anlamıyormuş. Ben "salakmış" diyor, gülüyordum. "salak değil çok saf sanırım" diyordu. İnsan anlamaz mı canım onu seveni, Komik abi bu kıza çok aşık olmalı salak dedirtmiyor, ayıp mı ettim acaba?

Bu sırada oda arkadaşlarımla bir nebze olsun tanışıp daha samimi olmuşuz. Bir akşam onlarla yemeğe gidiyoruz. Çıkışta bangır bangır müzikli bir yoldan yurda giden arabaların kalktığı durağa gidiyoruz. Telefonum çalıyor, Komik abi arıyor. "Nerdesin" diyor müzik sesini duyunca, bende "sanane" yi yapıştırıyorum. Hayret bişey! Sesi bi tuhaf konuşmaya başlıyor. "Yanımda bir arkadaşım var ve seninle konuşmak istiyor, senden çok hoşlanıyormuş!" (abiymiş böyle abilik mi olur, Resmen beni arkadaşına ayarlamaya çalışıyor!!) Midem bulanıyor aniden, "saçmalama" diyorum. O konuşma sırasında tek söylediğim buydu! "Saçmalama"

Tabi ki telefonu başkasına vermiyor, yine kendisi konuşuyor "kızma, senden gerçekten çok hoşlanıyorum", " saçmalama".

Erken pes ediyor ters tepkim karşısında, "tamam hepsini unut bunların, seni ve arkadaşlığını kaybetmek istemiyorum, hepsini unut"

"tamam"

Ertesi sabah o sınıfa yolda korkarak yürüdüğüm o en asık suratlı halimle gittim. Saçlarını kestirmiş, çok kötü kesmişler. Ama ben ne kadar asık suratlıysam, O da abartılı bir şekilde neşeli. Bütün sınıfı kudurtup, dersi kaynatıyor. Bir tek ben yokum aralarında, somurtuyorum bir köşede. Bana da bulaşıyor, kalem fırlatıyor. Bakışları birşey değişmedi lütfen kaldığımız yerden devam edelim diyor. Bende öyle olsun istiyorum, çünkü onun gibi bir arkadaşı kaybetmekten korkuyorum. O gün hemen olmasa da, herşey zamanla eski haline dönüyor, ya da ben öyle sanıyorum.

Kendi durağında inmiyor, beni kızlar yurduna bırakıp geriye yürüyerek yurduna dönüyor. Eskiden de yapardı, çünkü konuşmalarımız bitmezdi. İki geveze.

2 ay geçiyor aradan, hatta bir gün bir kız bana onunla çıkıp çıkmadığımızı soruyor da ona hayatımın en kızgın haliyle yarım saat nasihat çekiyorum. "İnsanlar arkadaş olmamaz mı? Bir kız ve bir erkek çok iyi anlaşıp sadece arkadaş olamaz mı? İlk okulda da kan kardeşim erkekti benim. Artık böyle şeylere alışmamız gerek." Kız sorduğuna çoktan pişman olmuştu ama benim hararetli konuşmam bitmemişti.

Bir hafta sonra anladım asıl kime nasihat çektiğimi. Öğle yemeğine gidiyorduk, saçlarını daha güzel kestirmiş, traş olmuştu. İnce sütlü kahve bir gömlek giymiş, kahverengi kumaş bir pantalon ve yine kahverengi güzel ayakkabılar. Zayıflamıştı, bahar gelmiş, güneş yüzüne vururken o elleri cebinde yanımızda ki arkadaşlardan birisiyle konuşuyordu. Gülümsüyor ve güzel gamzesi süslüyordu yanağını, maşallah.. Ona daha önce hiç böyle bakmamıştım, ılık ılık birşeyler aktı içime, bahar gelmişti, onu hiç böyle görmemiştim.Gördüğüm adam çok yakışıklıydı.

Hemde o iki ay boyunca hala beni sevdiğini beni ürkütmemeye çalışarak bana iyice hissettirmişti, ya da ben eskisi kadar salak değildim, artık biliyordum. Bazen gerçekten beni unuttuğunu düşünüyordum, eski günlerde ki gibi diyordum. Bazen bir bakışı yada davranışı karşısında ne yapacağımı şaşıyordum, elim ayağıma dolaşıyordu. O gün bahar şenlikleri için sınıftakilerle sözleşmiştik, akşam oda orkestrasının konserine gidecektik. Akşam gittiğimde sınıftan sadece bay tuhaf gelmişti. Kocaman çeneli, sarışın ve sınıfın en ilginç adamlarından birisi."Bay tuhaf neden buraya oturdun?". "Salona girdim, heryer kıpkırmızıydı, ama burası daha yoğun bir kırmızıydı, o yüzden buraya oturdum!"

Ertesi gün anlattım kahkahalarla, "hepiniz sattınız beni, o konseri bay tuhafla izlemek zorunda kaldım!" Komik abi "bu akşam da var mı, yine gidelim" "Evet var, tamam gidelim"

Bu seferde ben unuttum işte gitmeyi. Akşam yurtta pijamalarımı giymiş, ranzanın üstünde ki yatağımda çoktan kitap okumaya başlamıştım bile. Telefon çaldı, Komik abi "ben geldim kimse yok, hadi gel". "tamam" deyiverdim. Kimse yokmuş, biliyorum konuşacak benimle, ne yapacağım??

Hayatımın en uzun ve en kısa konseri. Komik abi susmuyor, salonda çıt çıkmıyor ama o sürekli konuşuyor ve insanlar artık rahatsız oluyorlar. Ben gülmemek için yanaklarımı ıssırıyorum, sus diyorum susmuyor. Çıkalım deyip duruyor, sonunda etrafımızdan cık cık cık sesleri yükselince tamam diyorum, çıkalım!

Ve yine hayatımın en uzun en heyecanlı en kısa ve en güzel yolunda yürümeye başlıyoruz. Karanlık yolda, yanyana yürüyoruz. Konuşuyor, ama bu kez ben konuşamıyorum. "seni seviyorum" diyor, ılık bahar rüzgarı yüzümde geziyor, kalbim pırpır atıyor. "hemen nasıl seni seviyorum diyebiliyorsun, herkese böyle mi dersin" Yeminler ediyor, "ilk defa sana söylüyorum, ama gerçekten seviyorum" Konuşamıyorum, oysa susmuyor. Nihayet yurdun önüne geliyoruz, bana "düşün" diyor, sonra "yok yok düşünme, sen hep mantığınla hareket edersin bu defa kalbinin sesini dinle". Ona hayatımın en iddaalı cevabını veriyorum, "düşünmeyeceğim, çünkü daha önce düşündüm. Bugün senin konuşmana izin verdiğime göre tamam" diyorum, gülümsüyorum, o da gülümsüyor gözleri ışıl ışıl. "ama kimse bilmeyecek, hele sınıftan hiç kimse". "söz veriyor"

Yurda giderken saatime bakıyorum, saat 21:30, 7 Nisan 1999.

Ve bugün bende söylüyorum, çok uzun zaman söyleyememiştim, beni okumaya gönderen aileme haksızlık ettiğimi düşünerek, bunu düşünüp ağladığım da çok olmuştu. Şimdi içini doldurarak ve daha anlamlı söylüyorum, Ben de geçen 10 sene sonuda hala ve daima "SENİ ÇOOOOOOOKKK SEVİYORUM"

ALLAH HERKESE BİZİM Kİ GİBİ GÜZEL BİR AŞK NASİP ETSİN, HERKES ÇOOOOK MUTLU OLSUN. ALLAH BİZİ HİÇ BİR ZAMAN BİRBİRİMİZDEN AYIRMASIN, ÇÜNKÜ BEN BUNA DAYANAMAM..

Yazmaktan parmağım ağrımış ajandan elimde, kanadalı çocuklarla birlikte iniyorum uçaktan ve beni bekleyen Doca ma bir kez daha sarılıyorum, MAŞALLAH ALLAH IM, SANA ŞÜKÜRLER OLSUN.

Hey kanadalı çocuklar, sizde sevin birbirinizi, en az bizim kadar!!

Salı, Mart 31, 2009

Kafam çok karışık..

Gittim, geldim. Babam ameliyattan vazgeçti, o çok korktu. Bizde korktuk ve hala korkuyoruz. İyi mi oldu, kötü mü oldu bilemiyorum. İkna edemedik hiçbirimiz. Hayırlısı Allah tan..

Yorum yazan herkese çok teşekkür ederim, saolun..

Pazartesi, Mart 23, 2009

Geliyorum, bekle beni..

Minik kuşun geliyor Babacım, seni güle oynaya sokacak o ameliyata, inşallah çok güzel geçecek. Dualaşalım arkadaşlar, olur mu?

Cuma, Şubat 27, 2009

Mimledim anacığım!!


Tatlı Sebla nın dediği gibi derdim önemli bişey değildi, günlük hayatın sıradan! sebepleriydi. Akıp gitsin hepsi inşallah!

Beni mimleyenler şekerlerim "Sevdiğiniz blogları yazıp linklerini veriyormuşsunuz.Tabii sizi ödüllendiren bloğun da linkini veriyorsunuz." :

  • NENONİ

  • Veeeee
  • BERİL'İN GÜNLÜĞÜ

  • Fırsat buldukça ve zevkle okuduklarım:

    En renkli ve tatlı kişisi :
  • NİLLY


  • Eskinin dertli ama şimdinin Umut'lu kişisi :
  • SUGİBİ


  • En asortik kişisi :
  • ASORTİK KREP


  • En arayıp soran hayırlı kişisi :
  • KİRPİKTEKİ GÖZYAŞI



  • En torpilli dost ve görümce kişileri:) :
  • PALYANÇO
  • MAYONEZ


  • En yakışıklı Beşiktaş lının annesi kişisi :
  • ADACIM


  • 7 kişiyle sınırlıymış ama sevdiklerimin hepsi zaten yanda ki sütundalar ve güldürmeyi bilen yıldizlar sayfamdalar!! Yaşasın blog kardeşliği diyor büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin göslerinden yaşıtlarımın yanacıklarından öpüyorummm.. Artık yatmam lazıımmmmm.. Bide ben endoskopi olucam inşallah bişey çıkmaz..

    Not: Endoskopi mide içindi, anesteziyle yaptıkları için kolay oldu. Biopsi için çimdik çimdik parçalar aldı Karim isimli doktorum, bakalım henüz sonucu çıkmadı. Ama temiz gözüküyor dedi, kan değerlerimde gayet normal çıktı. Bir bakteriden şüphelendi, onun için antibiyotik verecek sanırım.. Merak edenler için yazdım, teşekkür ediyoruuummm size....

    Cuma, Şubat 20, 2009

    Pazartesi, Ocak 19, 2009

    Hoşgeldin Damla Bebek:)




    Mayonez ve Süpsüpü'nün kızı Damlaa!! Aramıza hoşgeldin.. Bi Damla'cık minicik, burda böyle büyük gibi gözüktüğüne bakmayın:) Hemde MAŞALLAAHHH pek tatlı:)) Allah analı babalı sağlıklı hayırlı bir evlat olmasını nasip etsin inşallah!! Allah çok isteyenlere, olmayanlara da böyle bir fıstık nasip etsin.. 


    İlave: Bebiş de annesi de çok iyi.. Hastenden çıktılar evlerindeler, bebiş 50 cm 3400gr olarak doğdu. Ancak sanıyoruz sezeryan sırasında sağ kol altı bi aletle yakmışlar, ve banyo yaptırırken gördüler. Deriside soyulmuş, çok fena. Günde iki kere pansuman yapılıyor, umarım bir an önce düzelir.

    İlave2: Doca da şeker ve kasık fıtığı çıktı. Doktor hemen ameliyat dedi. Önce şekerini düşürdüler, şimdi de ameliyat olacak. Offff dememek lazım biliyorum ama hem bebiş için hemde Doca için hastanelerde çıkamadık geldiğimizden beri, yani evet bizde Türkiye deyiz.. Dua edin bizlere, selamlar sevgiler..

    Perşembe, Aralık 25, 2008

    O günde Türkiye'de kar yağmıştı, tıpkı bugün gibi:))

    Doca dün ilk defa çöp poşetine koymadan, elinde taşıyarak çiçek getirdi bana(maşallah), ve dün ilk defa evliliğimizin 3. senesini kutladık:) Allah ayırmasın bizim gibi sevenleri (inşallaaahhh) Sağlık ve mutlulukla nice seneleeerrrrreeeee:))..




    Pazar, Aralık 21, 2008

    Ya Perdeler??

    İlk yurtdışına çıkışımız epey zor olmuştu. O zamanlar ikimizde İstanbul da farklı şirketlerde çalışıyorduk, evlilik için son hız hazırlıklarımızı yapıyorduk. En çok evimizle uğraşmıştık, saolsun Cancan ablam evini kira almadan bize açmıştı ve bizde oraya cici cici eşyalarla kendi zevkimize göre döşemeye başlamıştık. İğnesinden ipliğine herşeyimizi kendimiz seçmiş, zaman harcamış emek vermiştik. Evin sadece perdeleri kalmıştı almadığımız, perdeci perdeci geziyordum mesai çıkışlarında. Doca bir gün "seni çağırıyorlar" dedi. "Nasıl yani ?" dedim.

    O sıralar Doca'ya sürekli Tiflis işini söylüyorlar, o da sürekli geçiştiriyordu. Açıkçası hiç mi hiç ciddiye almamıştık. Bütün herşey hazırdı işte, 24 Aralık a gün almıştık ve herşey hazırdı, perdeler hariç! "Nereye çağırıyorlar?"

    "Beni ikna etmek için seni de iş görüşmesine çağırıyorlarmış". Demek yurt dışında büyük bir inşaat! Bir makine mühendisi için böyle bir projede çalışmak büyük bir şanstır. Normalde bir iki sistemi bir arada yaparken bu tarz bir işte bütün sistemleri bir arada görme şansınız doğar. Evet ben heyecanlanmıştım, doğru yerden fethetmişlerdi Doca'yı:)) Hem sadece 1 sene sürecekti. Sonra geri dönecektik evimize..

    Perdeleri de gelince alırdık artık! Sonra gidiverdik evlendikten 5 gün sonra Doca, sonra ben, ansızın, neler neler oldu.. O proje bitince, daha büyük bir proje var dediler, yine heyecanlandık projeler önümüze geldiğinde! Bu da iki sene sürecekti, sonra döneriz dedik, perdeleri alır veee..

    Doca ile konuşurken hatırladık o günleri.. İşte şantiyecilerin hayatları böyle başlıyor, şimdi dönmekten çok, daha güzel bir proje olsa gidermiyiz burayı bitirip diyoruz. Yaşadığımız evlerin geçici olduğunu biliyoruz, ama yine de evimizi ev gibi hissetmek için herşeyi yapıyoruz. Duvarlara hasret dolu İstanbul resimleri asıyoruz.. İşte geçici evimizden bir köşe..
    Perdeler ise kaldılar yüreğimizin bir köşesinde, sevdiklerimiz de öyle, hayat nasıl sürüklediyse bizi buralara işte öyle..

    Pazar, Aralık 14, 2008

    Her Şey Vatan İçin:))

    NOHUTLU PİLAV
    ÖZEL PİŞİRİLMİŞ KAVURMA
    KISIIIRRRR
    MANTIII
    ZEYTİNYAĞLI TAZE FASULYE
    KARNIBAHAR KIZARTMASI

    Doca nın işyerinde çok sevdiği bir elemanı ve eşini (Tunuslular) Türk yemekleri yedirmek için evimize davet ettik. Dünden beri onlar için hazırlanıyordum, çok uğraştım ama sanıyorum buna değdi. Eğer sadece kibarlıklarından söylemedilerse çok beğendiler yemekleri:) Menüye bakınca ne kadar uğraştığımı anlamışsınızdır sanırım, çoook yoruldum ama değdi sanırım, bütün yemeklerin adını öğrenmeye çalıştılar:)

    Çarşamba, Kasım 05, 2008

    Emir Erim Ramazan (Telsiz Anonsları)

    -Teknisyen: Şefim trafo odası yağmur suyu dolmuş yine

    -Şef: Su temiz mi?

    - Teknisyen: Temiz şefim

    -Şef: (gayet ciddi bi şekilde) Bi şişe numune al, hıfzı sıhha ya gönderelim

    - Teknisyen: Anlaşılmadı şefim

    Şef: ( yine gayet ciddi) Bi şişe numune al, hıfzı sıhha ya gönderelim

    - Teknisyen: Anlaşıldı, tamam (aha devreler yandı)

    Bir saat sonra elinde su şişesi ve numunesiyle teknisyen gelir, hepimizin şaşkın bakışları arasında kutsal damacanasını şefine teslim eder. Bu arada arkadaş bozulmasın diye herkes gülmemek için dilini ıssırmaktadır. Arkadaş gidince, biraz gülünür, olay irdelenir, birden herkese bir hüzün çöker. Bu çocuğa sorgulamadan iş yaptıran zihniyet kınanır, olay kapatılır.

    Burası asker ocağıdır.

    Pazar, Ekim 26, 2008

    YETER ARTIK!! SIRA BİZE GELDİ!!!



    Beynimi bir el sıkıyormuş gibi hissettiren bu saçma sapan yasaklardan kurtulmak için elimden geleni yapacağım. Sayfalarınıza ulaşmak için elinizden geleni yapın arkadaşlar, bu saçmalıktan kurtulmak için imza kampanyaları da başladı. Hepimiz destek verelim, bu yasakları kanıksamayalım! Nereye kadar yasaklayabilirsiniz? Nereye kadar sindirebilirsiniz??

    http://www.bloghareketgunu.com/index.php/

    Cumartesi, Ekim 25, 2008

    Şantiye Şehidi

    Geçen yazımda bahsettiğim işçi malesef hayatını kaybetti. Bunda hepimiz suçluyuz, işçiler rahat çalışabilsinler diye bazen baretsiz kalmalarına yol açan bizler, en uç noktalarda iş bitecek diye cambazlık yaparak çalışmalarına göz yuman bizler.

    Şirketimiz de işçi güvenliği ve sağlığını en üst düzeyde tutmaya çalışıyoruz her zaman, kendi adıma konuşursam korkuluksuz bir iskele görsem korkuluk takılana kadar başında bekliyorum, baretsiz görsem bağırıp çağırıp taktırıyorum, elimizden geleni yapıyoruz ama demek ki yetmiyor. Bazen bu adamlara güzellik yaramıyor kendi hayatını koruması için, yine kendine yaptırım uygulamamız gerekiyor, onu da yapıyoruz. Cezalar, ödülller vs. vs..

    Bugün binanın en üst katına çıktım, kalıp sökenler, boya yapanlar, demir örenler, bizim kanallar borular, arı gibi işliyorlar binayı. Allah ım hepsi sana emanet, biz ne kadar önlem alsakta sen onları koru, kadın olduğum için mi bilemiyorum ama benim için hepsi koca çocuk adamlar, bizim çocuklarımız..*Ramazan ayında öğle saatinde dinlenmeye çalışan işçiler..

    Salı, Ekim 21, 2008

    Kötü haber tez yayılır..

    Bugün mesai bitimine yakın lavaboya gittim, çıktığım da koridorda benim müdürüm başka iki müdürle konuşuyordu, suratları düşüktü, ve hepsi birden bana baktılar. Az önlerinde de danışmanımız var, ona göz ettim ne olmuş diye? O da kaza olmuş dedi üzüntülü üzüntülü.. O sırada müdürümüz bana Cadı sen gel bi bakalım demesin mi? O an içimde bişeyler koptu, Kaza.. Doca.. Tunus a gitmişti.. Yollar yağmurlu.. Neden beni odaya çağırıyo.. Kaza.. Ne oldu Allah ım.. O saniyeler nasıl geçti bilmiyorum...

    “Ne olmuş abi?”


    “Sen onu boşver bi pompa mevzusu varmış, anlat bakalım!!”


    “Offfffffffff, evet abi ağustos ayında bi sipariş vermiştik, yeni geldi ama yanlış alınmış vs vs vs ...”


    Boşveremedim gerçi, saha da bir kaza olmuş, işçilerden birisi ağır yaralanmış, belki de vefat etmiş.. Elim ayağıma dolaştı, eve giderken öyle dolmuşum ki arabada ağladım.. Allah ailesinin yardımcısı olsun, sabırlar versin.


    Hepimizin sevdiklerini bize bağışlasın, acılarını göstermesin..

    Salı, Ekim 14, 2008

    Evet Cadı'yım:)

    Bu doğum günümde tam 3 süpriz parti oldu, daha önce hiç bu kadar organize süprizler yaşamamıştım: ) Ankara da bizim kerataların yaptığı, taşeronumuzun kendi ofislerinde yaptığı ve işyerinde arkadaşlarımın düzenlediği.. Sonuncusundan bir kaç foto eklemek istiyorum, benim için unutulmaz anlardı. Hele bu pankartı görmelisiniz!!

    Yeniden herkese teşekkürler ediyorum, o kadar utandım ki anlatamam: )) Evet Cadı'yım ve bende sizleri seviyorum: )))

    Ama şu anda canım çok sıkkın, ağlamak istiyorum ama sebebi yok. Böyle bi kötüyüm sormayın.. Hayırdır inşallaah..

    Perşembe, Ekim 09, 2008

    En Güzel Hediyelerim..

    Türkiye deydim, gelipde arayıp soramadığım arkadaşlarım affedin beni, koştur koştur geçti ve ailemle hasret giderdim..
    Koyu pembe çoraplar benim, diğerleri beni uyutmamak için üstüme yatan yeğenlerimin:))) Doğum günümde orada olamayacağım için bana erkenden, SÜPRİZ bir parti yapmak için çırpınan bıcırıklarım, abim, ablalarım ve eşleri.. Hepinize çoooooooooooookkkkkkkkk teşekkür ederim. Sizin bana en güzel hediyeniz sevginiz! Hepinizi ÇoooooooooooKK seviyorum, Allah a şükür iyi ki varsınız..
    Maşallah, böyle bir ailem olduğu için binlerce şükür..


    NOT: SİNEM, Sevgili Ada nın annesi, benimle aynı gün doğan güzel blog arkaşım!! İYİ Kİ doğmuşsun:)) Bana yazı yazmayı hatırlattığın için de teşekkürler:) Seni ve yakışıklı Ada yı öpüyorum, bir gün birlikte kutlarız belki de doğum günümüzü:)))

    Cumartesi, Eylül 20, 2008

    • Şirket iftar veriyo diye gittik, ara sıcak verdi: ) Müdürümüze ayıp olmasın diye bekledik, yemek gelmeyince o da gitti. Bizde arkasından koşa koşa Yamyam lara gidip Kıymetli Hanımın yaptığı kurufasulyeyi yedik de midemiz bayram etti. İftar sonrasında aç kaldık anlayacağınız. En çokta taşeronların bıdılanmalarına sinirlendim, hadi biz bize olsak neyse. Elalemi davet edince keşke böyle olmasaydı.. Ama bi karides çıkmıştı sormayın, aynı babaannemin iftarda yaptığı karides: ))
    • Şirket şapka dağıttı, sineklerden kurtuldum: ) Gelip gelip saçlarımın arasına konuyor, beni sinir ediyorlardı.
    • Şirkette kullanayım diye, gece 11 de eve gittiğimde bulduğum bardak kutusundan kendime kalem kutusu yaptım, bakın çok şirin oldu: )
    • Şirket Bayramdan sonra çok sıkı çalışıcaz, Bayram iyicene dinlenin dedi! Anam anam!!
    • Şirket ramazan ayı boyunca 6:00 da çıkmamıza izin veriyo: )

    6. Daha sonra devam ederim..

    Pazar, Eylül 14, 2008

    Dert, Tasa..


    Birgün dünyaya ait büyük bir derdin olursa, sakın O' na dönüp "Rabbim benim çok büyük bir derdim var" deme. Derdine dönüp de ki "Benim çok büyük bir Rabbim var"

    "Alıntı"

    Serseri Mayın

    Lilypie Second Birthday tickers