Verona dan Roma ya giderken yanımda oturan Tunus lu amca bu defa Roma’dan Tunus’a giden C29 nolu kapının önündeki bekleme koltuklarında yanıma oturdu. Sanırım kendisi fazlaca uçağa binmemiş. Sürekli bir telaş halinde ve ne yapacağını bilmiyor. Selam verdim ve oturmasını işaret ettim. Saati gösterip beklemesi gerektiğini anlatmaya çalıştım. Sanırım anladı ve gülümsedi.
Ellerim yoruluyor artık, kalem tutarak eskisi gibi uzun uzun yazamıyorum. Tıpkı küçükken ablamın klavye kullanışına özendiğim gibi yeğenlerimde benimkine özeniyor olmalılar.
“Halacım sen bilgisayar uzmanımısın??” :)
Gülümsüyorum sadece, o günler aklıma geliyor. Kot pantalonumun paçasını kesip, püsküller yaparak Tavşan ablamla, Cancan ablamın çalıştığı yere gidişimiz. Onun yeni mühendis olduğu, taptaze, dumanı üstünde bir azimle çalıştığı günler. Mühendis, güzel bir bayan, araba almış ve ailesinden uzakta başka bir şehirde çalışıyor.Tam hayallerimde ki gibi..
O kadar çok istedim ki Özgür olmayı, 17 yaşındaydım, evden arkama bakmadan koşa koşa çıktığım gün. Ne demekse Özgür olmak, babamın dizlerinde uyumak dururken, annemin üşümeyeyim diye üzerime örttüğü pikeye sarılarak.. İlk defa yalnız başıma yolculuk yapmıştım ve bu defa artık evlenmiş olan Cancan ablama gidiyordum. Çok büyüdüğümü sanıyordum, şimdiyse korkuyorum daha fazla büyümekten. O kadar çok çalışmamıştım ki üniversite sınavına, eniştem babama ne diyeceğini düşünürmüş sınavı kazanamadığımda.
Kazandığımda en çok o sevindi sanırım :) Bense ne yaptığımı bildiğim için emindim, üç tercihimden birisi gelecekti ama neresi. Sonunda Tavşan ablamın bana yazdırdığı yer yani Doca ile tanıştığım yer oldu..
O kadar yalnızdım ki yurtta, sıkıntıdan odayı temizliyor, oda arkadaşlarımın ayakkabılarını, dolaplarımızın hiç silinmeyen üstlerini siliyordum. “Şimdiki gibi bir teenager Kanadalı bir grup başımı şişirmiyordu en azından! Hala C29 kapısında bekliyorum..” Yurttan çıkıp en yakın gazeteciye kadar yürüyordum, çanta almıyordum, telefonumu ve cüzdanımı ceplerime koyuyor, önüme baka baka en asık suratımla yürüyordum, korkuyordum çünkü o şehirden!
En güzel saatler ise okulda geçiyordu, yeni bir dil öğreniyordum, hazırlıktaydım. Tam lise sırasında ki gibi davranıyordum, geveze durmaksızın espriler yapan, herkesi kendisi gibi sanıp rahat rahat konuşan. "Tamam teenager ları anlayabiliyorum, şimdi gülüp gürültü yapmayacaklar da ne zaman yapacaklar ki? :)"
Öyle rahattım, biz lisede erkek kız ayrımı bilmezdik, hep arkadaştık. Birlikte kar topu oynar, konuşur güler kopya çekerdik. Ben burada da aynıydım. Meğer burası aynı değilmiş. Bütün sınıf benim kimi sevdiğim konusunda sürekli kararsız kalmış. Ben herkese mavi boncuk dağıtan bir kızmışım, sanki ne yapıyorsam??
Halbuki ablamlar demişti, okulun ilk yılları herkes birini bulmaya çalışır, bu ilişkilerde hep kötü biter. Sen dikkatli ol diye. "Ben sadece Dostum dünyalı, yurtta yalnızlıktan sıkılmış bir zavallı!"
Ben bütün bunlardan habersizim, derste bik bik konuşuyor, tenefüslerde herkese gülücükler dağıtıyorum.
Doca o zamanlar uzun saçlı, uzun favorili ve sınıfta ki en medeni insanlardan birisi. Ders arasında pencere kenarına oturuyor ve bana yazılacağı kulüpleri anlatıyordu. "Ne zaman, nasıl" sorularımın sonunda diğer ders arasında koşa koşa kulüplere yazılmaya gittik. Orada Geynç le tanışmıştım. Doca nın oda arkadaşı, nasılda çocuktu, bizim gibi. Sakalsız ve daha kısa boyluydu.:)
Derse yetişemedik, kantine gidip 2 çay aldık. O kadar çok devamsızlık hakkımız vardı ki, gelmeyin derslere biz böyle rahatız der gibiydiler, bizde rahattık! O gün tanıştık iyice, nerelisin kaç kardeşsin? O en büyük, ben en küçük! Ya demek kızkardeşin var ve benden 3 ay küçük. O zaman bende onun bir kızkardeşi sayılırdım, o gün kendime komik ve düzgün bir abi bulduğumu düşünmüştüm. Komik abi "bugün sinemaya gideceğiz, sende gel" dedi. Atladım tabii, odaya gibip sıkıntıdan ayakkabıları silmemek için..
Komik abinin bütün planlarında bende vardım artık, kısa zamanda edindiği arkadaşları benimde arkadaşlarım olmuşlardı. Ramazan geldiğinde birlikte diğer bölümlerde okuyan arkadaşlarımıza masa tutuyorduk yemekhaneden. Biz 3'te çıkıyorduk dersten, iftara kadar şamata, gevezelik. Kapıda ezilmeyeyim diye bana yaşam üçgeni yapardı Komik abi, kolunu kapıya dayardı bende orada kalabalığın geçmesini beklerdim. Severdim onu, gerçekten tıpkı bir abi gibi.. O sene tüm ramazan orucumu ilk defa tutuyordum, artık büyümeye başlıyordum.
Bana sevdiği bir kızdan bahsetmeye başladı, çok seviyordu ama söyleyemiyordu. Ne yapması gerektiğini soruyordu, git konuş diyordum. Kıza onu sevdiğini belli etmeye çalışıyormuş ama kız anlamıyormuş. Ben "salakmış" diyor, gülüyordum. "salak değil çok saf sanırım" diyordu. İnsan anlamaz mı canım onu seveni, Komik abi bu kıza çok aşık olmalı salak dedirtmiyor, ayıp mı ettim acaba?
Bu sırada oda arkadaşlarımla bir nebze olsun tanışıp daha samimi olmuşuz. Bir akşam onlarla yemeğe gidiyoruz. Çıkışta bangır bangır müzikli bir yoldan yurda giden arabaların kalktığı durağa gidiyoruz. Telefonum çalıyor, Komik abi arıyor. "Nerdesin" diyor müzik sesini duyunca, bende "sanane" yi yapıştırıyorum. Hayret bişey! Sesi bi tuhaf konuşmaya başlıyor. "Yanımda bir arkadaşım var ve seninle konuşmak istiyor, senden çok hoşlanıyormuş!" (abiymiş böyle abilik mi olur, Resmen beni arkadaşına ayarlamaya çalışıyor!!) Midem bulanıyor aniden, "saçmalama" diyorum. O konuşma sırasında tek söylediğim buydu! "Saçmalama"
Tabi ki telefonu başkasına vermiyor, yine kendisi konuşuyor "kızma, senden gerçekten çok hoşlanıyorum", " saçmalama".
Erken pes ediyor ters tepkim karşısında, "tamam hepsini unut bunların, seni ve arkadaşlığını kaybetmek istemiyorum, hepsini unut"
"tamam"
Ertesi sabah o sınıfa yolda korkarak yürüdüğüm o en asık suratlı halimle gittim. Saçlarını kestirmiş, çok kötü kesmişler. Ama ben ne kadar asık suratlıysam, O da abartılı bir şekilde neşeli. Bütün sınıfı kudurtup, dersi kaynatıyor. Bir tek ben yokum aralarında, somurtuyorum bir köşede. Bana da bulaşıyor, kalem fırlatıyor. Bakışları birşey değişmedi lütfen kaldığımız yerden devam edelim diyor. Bende öyle olsun istiyorum, çünkü onun gibi bir arkadaşı kaybetmekten korkuyorum. O gün hemen olmasa da, herşey zamanla eski haline dönüyor, ya da ben öyle sanıyorum.
Kendi durağında inmiyor, beni kızlar yurduna bırakıp geriye yürüyerek yurduna dönüyor. Eskiden de yapardı, çünkü konuşmalarımız bitmezdi. İki geveze.
2 ay geçiyor aradan, hatta bir gün bir kız bana onunla çıkıp çıkmadığımızı soruyor da ona hayatımın en kızgın haliyle yarım saat nasihat çekiyorum. "İnsanlar arkadaş olmamaz mı? Bir kız ve bir erkek çok iyi anlaşıp sadece arkadaş olamaz mı? İlk okulda da kan kardeşim erkekti benim. Artık böyle şeylere alışmamız gerek." Kız sorduğuna çoktan pişman olmuştu ama benim hararetli konuşmam bitmemişti.
Bir hafta sonra anladım asıl kime nasihat çektiğimi. Öğle yemeğine gidiyorduk, saçlarını daha güzel kestirmiş, traş olmuştu. İnce sütlü kahve bir gömlek giymiş, kahverengi kumaş bir pantalon ve yine kahverengi güzel ayakkabılar. Zayıflamıştı, bahar gelmiş, güneş yüzüne vururken o elleri cebinde yanımızda ki arkadaşlardan birisiyle konuşuyordu. Gülümsüyor ve güzel gamzesi süslüyordu yanağını, maşallah.. Ona daha önce hiç böyle bakmamıştım, ılık ılık birşeyler aktı içime, bahar gelmişti, onu hiç böyle görmemiştim.Gördüğüm adam çok yakışıklıydı.
Hemde o iki ay boyunca hala beni sevdiğini beni ürkütmemeye çalışarak bana iyice hissettirmişti, ya da ben eskisi kadar salak değildim, artık biliyordum. Bazen gerçekten beni unuttuğunu düşünüyordum, eski günlerde ki gibi diyordum. Bazen bir bakışı yada davranışı karşısında ne yapacağımı şaşıyordum, elim ayağıma dolaşıyordu. O gün bahar şenlikleri için sınıftakilerle sözleşmiştik, akşam oda orkestrasının konserine gidecektik. Akşam gittiğimde sınıftan sadece bay tuhaf gelmişti. Kocaman çeneli, sarışın ve sınıfın en ilginç adamlarından birisi."Bay tuhaf neden buraya oturdun?". "Salona girdim, heryer kıpkırmızıydı, ama burası daha yoğun bir kırmızıydı, o yüzden buraya oturdum!"
Ertesi gün anlattım kahkahalarla, "hepiniz sattınız beni, o konseri bay tuhafla izlemek zorunda kaldım!" Komik abi "bu akşam da var mı, yine gidelim" "Evet var, tamam gidelim"
Bu seferde ben unuttum işte gitmeyi. Akşam yurtta pijamalarımı giymiş, ranzanın üstünde ki yatağımda çoktan kitap okumaya başlamıştım bile. Telefon çaldı, Komik abi "ben geldim kimse yok, hadi gel". "tamam" deyiverdim. Kimse yokmuş, biliyorum konuşacak benimle, ne yapacağım??
Hayatımın en uzun ve en kısa konseri. Komik abi susmuyor, salonda çıt çıkmıyor ama o sürekli konuşuyor ve insanlar artık rahatsız oluyorlar. Ben gülmemek için yanaklarımı ıssırıyorum, sus diyorum susmuyor. Çıkalım deyip duruyor, sonunda etrafımızdan cık cık cık sesleri yükselince tamam diyorum, çıkalım!
Ve yine hayatımın en uzun en heyecanlı en kısa ve en güzel yolunda yürümeye başlıyoruz. Karanlık yolda, yanyana yürüyoruz. Konuşuyor, ama bu kez ben konuşamıyorum. "seni seviyorum" diyor, ılık bahar rüzgarı yüzümde geziyor, kalbim pırpır atıyor. "hemen nasıl seni seviyorum diyebiliyorsun, herkese böyle mi dersin" Yeminler ediyor, "ilk defa sana söylüyorum, ama gerçekten seviyorum" Konuşamıyorum, oysa susmuyor. Nihayet yurdun önüne geliyoruz, bana "düşün" diyor, sonra "yok yok düşünme, sen hep mantığınla hareket edersin bu defa kalbinin sesini dinle". Ona hayatımın en iddaalı cevabını veriyorum, "düşünmeyeceğim, çünkü daha önce düşündüm. Bugün senin konuşmana izin verdiğime göre tamam" diyorum, gülümsüyorum, o da gülümsüyor gözleri ışıl ışıl. "ama kimse bilmeyecek, hele sınıftan hiç kimse". "söz veriyor"
Yurda giderken saatime bakıyorum, saat 21:30, 7 Nisan 1999.
Ve bugün bende söylüyorum, çok uzun zaman söyleyememiştim, beni okumaya gönderen aileme haksızlık ettiğimi düşünerek, bunu düşünüp ağladığım da çok olmuştu. Şimdi içini doldurarak ve daha anlamlı söylüyorum, Ben de geçen 10 sene sonuda hala ve daima "SENİ ÇOOOOOOOKKK SEVİYORUM"
ALLAH HERKESE BİZİM Kİ GİBİ GÜZEL BİR AŞK NASİP ETSİN, HERKES ÇOOOOK MUTLU OLSUN. ALLAH BİZİ HİÇ BİR ZAMAN BİRBİRİMİZDEN AYIRMASIN, ÇÜNKÜ BEN BUNA DAYANAMAM..
Yazmaktan parmağım ağrımış ajandan elimde, kanadalı çocuklarla birlikte iniyorum uçaktan ve beni bekleyen Doca ma bir kez daha sarılıyorum, MAŞALLAH ALLAH IM, SANA ŞÜKÜRLER OLSUN.
Hey kanadalı çocuklar, sizde sevin birbirinizi, en az bizim kadar!!

17 yorum:
gözlerim doldu ne güzel bir aşk ALlah bozmasın maşallah
Çok keyifle okudum Cadı! Seni okumayı özlemişim...Keşke sık sık yazsan böyle. Maşallah size! Hep böyle mutlu, sevgi dolu olun! Bizim de tanıştığımız gün:03.05.1999....Bu arada umarım baban iyidir. Kocaman öpüyorum seni:)
Gozlerim dolu dolu okudum bende, o kadar icten yazmissin ki ! Allah mutlulugunuzu hic ama hic bozmasinn, daha nice 10 seneleriniz olsun insallah. O kadar yakisiyorsunuz ki birbirinize allah tum bekarlara nasip etsin bole bi sevgiyi insallah .Spongeee
Offf offff ne diyim yav süper bir yazı olmuş, okurken kendi yaşadıklarım geldi aklıma heyecan yaptım birden, ellerine sağlık gönlü güzel insan, aşkınız hep böyle tazecik kalsın, öpüyorum çok, ayrıca mayonesimden acil tilifon bekliyorum çok heyecanlıyım çokkk:)
Cadıcık ağlattın beni yaa.Sonunda ne olucak diye diye meraklar ederek okudum:)Allah bozmasın nice 10 seneler olsun ve çok mutlu olun:)
yaaa..bizde sizi coook seviyoruuzz... Allah sizi ayırmasın dicem, Allah'ım sevenleri zaten ayırmaz.. ayırmaz, birleştirir, mutlu eder o.. daha nice 10 senelere :)))
cadıcımmm,nefesimi tutarak okudum valla...maşallah sizee:))nice 10 seneleri beraberce bitirirsiniz inşallah ve bebişlerinizle..:)
Çok özendim :)
Allah bozmasın mutluluğunuzu...
Allah bozmasın Cadıcım, nice 10 senelere. Hep mutlu olun..
Canım okadar içten ve güsel yazmışsınki yazdığın herşey gözümün önünde canlandı. herzaman maşallah diyerek bahsediyorum sizden. Mutluluğunuz daim olsun-nesli
Valla ne yalan söyliyim ben de bi tuhaf oldum okurken, bişey de diyemiycem, maşallah sadece. Yeter zaten.
Arkadaşlar, tüm iyi dilekleriniz ve iltifatlarınız için çooookkk teşekkür ederim..
Bende öpüyorum kocaman kocaman
İmza: Bir sevgi pıtırcığı olarak CaDı:)
çooook güzeldi. a burada ne zamandır senin bloguna bakmamıştım. ve şimdi okuldan bakıyorum inanıyormusun
Birlikte nice keyifli,mutlu senelere Cadı'cım.
Ama çok güzel bir yazı olmuş. Doca da keyifle okumuştur:))Ben de keyifle gülümseyerek okudum:))
Alyanslarımız da aynıymış bu arada:))
Allah mutluluğunuzu bozmasın, bizde kocamla ünv. tanıştık 4 yıl flört,2 yıl nişanlılık dan sonra 5 yıldan beride evliyiz.( Bu arada 3 yaşındada bir oğluşumuz var)
Onun hakkında yazdığın yazılar hep böyle güzel oluyor :)
Nice sağlıklı ve güzel günlere..
Birde hep uzun yaz.Özlemişim seni..
Pamukel, seni yerim ben demek okuldan yazıyorsun. Çoook özledim seni bebeğim benim..
Adacım, demek alyansımızda aynı, aynı burç olunca zevklerde tuttu demek ki:))
Mert, siz bizden kıdemliymişsiniz:) Allah herkesin mutluluğunu daim etsin;)
Asortikcim, canım, biz o taraflara geleceğiz. Acaba tanışabilirmiyiz ki:))
Yorum Gönder